※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Bir kadın vardı, bir başına.
Ruhu ihlal edilmişti. Çılgınlığın derinliklerinde yatıyordu. En uzak açlık diyarında bulunuyordu.
Issız kalesinde hırıldıyor, boş tahtını kemiriyor, dişlerini kırıyor, ağzını yırtıyor, açlıktan ölüyordu.
Doğduğunda bir insandı ama o noktada insan olmaktan çıkmıştı.
Her şey birkaç yıl önce, o topraklara hükmeden adam tedavi edilemez bir hastalığın kurbanı olduğunda başlamıştı.
Günden güne zayıflayan adam, yaklaşan ölümünden korkarak ömrünü uzatmak adına akla hayale gelebilecek her yöntemi denemişti.
Çok geçmeden de yasaklı tekniklere bulaşmış ve uzun bir ömür uğruna rezil bir ahlaksızlık için çok sayıda can almıştı.
Bol bol hayat feda edilmiş, boşa çıkarılmıştı ve kadın da feda edilen o kişiler arasındaydı.
Kim olduğu, adının ne olduğu, nerede doğduğu, ailesinin kimler olduğu, tüm bu anılar çoktan yanıp gitmişti.
O yalnızca bir araçtı. Ölümünü beklemekten başka bir şey yapmayan, hastalık illeti tarafından yenilip bitirilen adam için bir yastıktan ibaretti.
Yalnızca harcanacak boş hayatlardı, öyle olması gerekiyordu, lakin kadın kurtulmuştu.
Mahvolmuş bir beden, fışkıran bir güç, zaman denen şeyin dışladığı bir hayatın lambası.
Hastalık illetinin çiğnediği adamın umutları, biricik arzuları kadının bedeninde gerçek olmuştu.
Adam emeğinin meyvelerinden memnundu, feda edilenler için yapılacak töreni ertelemiş, kadını kısıtlayan şeyleri dayanılmaz bir şekilde gevşetmişti.
——Kadın tüm bunları fark ettiğinde ıssız kalede yapayalnızdı, açlıktan acı çekiyor ve kıvranıyordu.
Acımasız açlık düşüncelerini yok ediyor, anıları şiddetli susuzluk tarafından boşluğa çekiliyordu.
Anılarında hiçbir şey yoktu. Kavrayışında hiçbir şey yoktu. Yalnızca tüm bedeni kısıtlanmıştı, yani özgürlüğünden de eser yoktu.
Kaledeki tüm yemekleri yemiş, midesinde ne var ne yoksa kusmuş, onları bir kez daha çiğneyip sindirmiş, bunu yinelemeye devam etmişti.
Nihayetinde açlığından geriye kalanlar için taş duvarları ısırmış, tahtı kemirmiş, halıları yemişti.
Bu gidişle açlıktan ölecekti. Ölemeyen bedeni, açlıktan ölecekti.
Kadın: “Grrgrr, grrrr. Grrgrr, grrrr…”
Trans hâline geçiremeyen açlığın en uç noktasında nihayet bir illüzyon görmüştü.
Kasti bir özgürlükle dolup taşan ıssız kalenin içerisinde canavarımsı tüylerle kaplı bir köpek sürüsü vardı.
Yalnızca bir halüsinasyon olsa bile umurunda değildi. Açlığını fiziksel olarak yatıştıramıyorsa yalnızca kalbini yatıştırmayı arzulamıştı.
Böyle bir samimiyetle sürünmüş, canavarları tüketmişti. Canavarları tüketmişti. Onları yemişti.
Tatmin olmuştu. Ardından kusmuştu. Kustuklarını yalamıştı. Çiğnemişti. Kusmuştu, yemişti.
İllüzyonda, serapta, halüsinasyonda, arzusunda, orada tat vardı. Orada form vardı. Bunu dilinde hissedebiliyordu.
Bunun farkına vardığında kalenin içi iğrenç canavarların sığınağına dönüşmüştü.
Kadın: “Aha, ahaha, ahahahahahaha~.”
Son derece keyifliydi. Yemek ve yenilmekle örtülü günlerde yiyip tatmin olmuş, tatmin olup kusmuştu.
Açlıktan ölme seviyesine gelmekle yemeği reddetmek arasında sıkışıp kalan kadın yemiş ve kusmuş, höpürdeterek içmiş ve dökmüştü.
Boş göklerin doğurduğu—— yo, yeniden doğurduğu şeyler mide bulandırıcı bir varlığa sahip canavarlardı.
Kadının bağları daha farkına bile varamadan canavarlarla kendisi arasındaki yiyip yutma savaşına maruz kalıp gevşemiş ve kadın özgür kalmıştı.
Özgürlüğünü elde eden kadın sürünmüş, kaleden çıkmıştı.
Ve canavarlar da kadını takip etmişti. Dünyaya, dört bir yana dağılmışlardı.
Açlığa ve beslenme yetersizliğine katlanamayan kadın tüketmiş ve yemekten usandığı kaleyi sonraya saklamıştı.
Açlık ve susuzluğunu tatmin ettiği gün geldiğinde ziyaret etmek için.
——Oburluk Cadısı , Cadı Canavarlarını dünyaya getirmiş ve bitip tükenmez bir açlığa mahkûm olmaya devam etmişti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Pleiades Gözcü Kulesinin İkinci Katı Electra’nın tebeşir beyazı odasındaki Sınav başlamıştı.
Sınav görevlisi, yani kırmızı saçlı ve köpekbalığı gülümsemeli adam, odanın köşesinde dikiliyordu.
Kendisini yalnızca Çubuk Sallayan biri olarak tanımlayan adamın aurası alışılmadık bir kılıç ruhuyla dolup taşıyordu.
Ortaya çıkma şekli başlı başına karmaşıktı. Gözcü Kulesinin bekçisi olması gereken Shaula bile onu görür görmez bayılıp kalmıştı. Hâliyle sıradan biri olmadığı barizdi.
Bu yüzden——
Julius: “Ben, ilk andan itibaren tüm gücümle çarpışacağım!——”
Çubuk Sallayan: “————”
Öne eğilen Julius, bir adım atarak böyle söyledi.
Kibarca adama doğru fırlattığı kılıç, Electra zeminine saplanmış olan Seçmen Kılıçtı. İşte o kılıç adamın ayağının yakınlarına saplanana dek havada döne döne yay çizdi.
Bunu yaptı ki adam yalnızca elini uzatıp kılıcı alabilsin.
Çubuk Sallayan: “Ne halt yiyosun, sen? Bana kılıç falan fırlatıyosun, canına mı susadın?”
Julius: “Maalesef, bir Şövalye olarak, gerçekleştirilebilecek en utanç verici eylem silahsız birine kılıç savurmaktır!”
Çubuk Sallayan: “Kah! Beni güldürüyosun—— Silahsız falan değilim, yakından baksana, sen.”
Adam kendisine yaklaşmakta olan Julius’a dişlerini göstererek kükrercesine bir kahkaha patlattı. Ve bir yandan gülerken bir yandan da rahat bir tavırla ayağını kaldırarak kılıca çılgınca bir tekme indirdi. Seçmen Kılıç tiz bir sesle havalandı.
Adama doğru hamle yapan Julius’u teğet geçti——
Julius: “——Çıh! Bu kelimeleri seçtiğinize pişman olmazsınız umarım!”
Düşünceliliği soğukça bir kenara atılan Julius, yanakları kaskatı kesilerek Şövalye kılıcını savurdu.
İnce kılıcı, bir düellonun temellerine saygısızlık edecek derecede küstah olanlara inecek bir çekiç misali düz bir hatta yükseldi.
Ve havayı yıldırım hızıyla yarıp geçti fakat——
Çubuk Sallayan: “Şurada şirin şirin bağırıp durmasana, palyaço. Lanet olasıca hoş bi suratın var. Beni ağlatmaktan haz alman canını sıkmaz mıydı?”
Julius: “Ne… çıh”
Şiddetli bir patlama sesiyle birlikte kılıcın ucu, adamın göğsüne ulaşmasına ramak kala durdu.
Tabii ki Julius elini gevşetmemişti. Durum ne olursa olsun daima kabiliyetlerini en iyi şekilde kullanmaya çalışırdı. Bu nedenle kılıcı durduran o değildi, köpekbalığı gülümsemeli adamdı.
Julius: “İmkânsız!”
Çubuk Sallayan: “Gördüğüne inanman lazım. Her şey oradan başlar, bilirsin.”
Neşeli kahkahalarla kıkırdayan Çubuk Sallayan, sağ elini kaldırarak göğsünü kaşıdı. Yine aynı tavırdı. Tıpkı saçma sapan sohbetler ettiği zamanki gibiydi.
Ama bu defa sol eli ürpertici bir isabetle Julius’un kılıcının ucunu kıstırmıştı.
Bununla birlikte——
Julius: “——Bir çift, dal mı?”
Çubuk Sallayan: “Şuraya bak, dala benzemiyorlar bile. Ne, gözlerin falan mı kötü senin? Yemek çubuğu, yemek çubuğu bunlar. Atıştırmalıklar için epey iyi çubuklar. Bu yüzden üzerimde taşıyorum.”
Doğru düzgün görebilmek için gözlerinizi kısmanızı gerektirecek kadar ince bir çift ahşap çubuk ——Çubuk Sallayan onları sol eline almıştı ve onları gördüğü anda refleks olarak inleyen Subaru’nun kullanılışını bildiği şekilde zarafet ve maharetle kullanıyordu. Yemek çubukları bu dünyada da mevcuttu, Pristella’da kaldığı süreçte buna tanık olmuştu fakat bu kadar incelikle kullanılışlarına tanık olduğu ilk seferdi.
——Yo, ne kadar iyi kullanılırlarsa kullansınlar Birinci Sınıf bir Kılıç Ustasının savrulan kılıcını bir çift yemek çubuğuyla durdurmak kesinlikle insanüstü bir başarıydı.
Çubuk Sallayan: “Hah? Beni güldürme, sen. En iyi açıyla sallarsan, en iyi hıza ulaşırsan, en iyi hissi yakalarsan, en iyi yolu kullanırsan—— İster yemek çubuğu olsun ister başka bir şey, ne olsa kesebilir.”
Julius: “Gıh… Çıh.”
Dehşete kapılmış yüzler karşısında gözlerini deviren Çubuk Sallayan esnedi ve alaycı bir şekilde böyle söyledi. Fakat böyle bir manzara karşısında herkesin sessizleşmesi normalken ilgili taraf olan Julius’un bunu yapması mümkün değildi.
Koluna güç vererek yemek çubuklarının arasında sıkışıp kalan Şövalye Kılıcını çekip çıkartmaya çalıştı. Fakat ne kadar kuvvet uygularsa uygulasın kılıç kımıldamıyordu.
Çubuk Sallayan: “Sana şöyle söyliim, bu şeyler saçma sapan şeylerden yapılmadılar. Kötü materyal cilde kötü gelir yani. İçine hiçbir şey karışmadı, sadece bi yerlerdeki bi ağaçtan yapılı günlük ikilin.”
Julius: “Kh…”
Çubuk Sallayan: “Dökül gitsin, dökül gitsin… En iyisi gülmektir, sen. Gülen insan çekicidir. Erkek olman fark yaratmaz.”
Kılıcın ucunda hissettiği engelin ansızın kalkışı Julius’u afallattı. Ve o saniyede adam, bedenini döndürerek iki çıplak ayağıyla havaya sıçradı. Ve muazzam bir kuvvetle ince belinin tam üzerine tekmeyi indirdiği gibi Julius’u havaya uçurdu.
???: “Julius!——”
Subaru çığlık atanın kim olduğunu bilmiyordu fakat tıpkı ani bir hareket yapmadan önce adamakıllı düşünmesi gereken diğerleri gibi onun da Julius’un uçuşunu izlemekten başka çaresi yoktu.
Ve onun duruşunu düzeltemez hâlde havada süzülüşünün ardından şimdi de-
Çubuk Sallayan: “Kah!”
Çubuk Sallayanın bedeni Julius’un peşinden mermi gibi atıldı. İnanılmaz bir fiziksel maharetle Julius’un tepesinde durup iki eline de birer yemek çubuğu aldı ve Julius’u hedef alan bir dizi kesik attı ——Kesik denilip denilemeyecekleri tartışmaya açıktı ama ne olursa olsun adam, yemek çubuklarıyla şiddetli bir saldırı silsilesi gerçekleştirmişti.
Öyle hızlı hareketlerdi ki ayrı ayrı her kesik gözden kayboluyordu. Herkesin gözüne aynı şekilde göründüğü üzere havada çaresizce bir pozisyona girmiş olan Julius’un kaçınmasına imkân yoktu.
Tek müttefiki Şövalye Kılıcı olan Julius, tüm yemek çubuğu saldırılarıyla bir başına yüzleşti. Fakat çubuklar alay edercesine kayıp giderek ardı ardına, ardı ardına, ardı ardına ve ardı ardına Julius’ saplanırken——
???: “Jiwald!!——”
Havaya, çarpışan ikiliyi hedefleyen, ısı taşıyan bir ışık huzmesi atıldı.
En basit formundaki beyaz ışık, tüyler ürpertici köşeleriyle dünyayı parçalayabilirdi. Başka bir deyişle yoluna çıkan her şeyi parçalayan, kesen ve yakan görünmez bir bıçak olabilirdi.
Dümdüz ilerlemişti ve dolayısıyla kaçınılması kolaydı—— Fakat parıldayan ışınlar ışık hızıyla ilerlediği için dosdoğru hedefe ulaştı.
Lakin buna rağmen Çubuk Sallayan, üçüncü bir kişi tarafından ateşlenmiş huzmeleri rahatlıkla kesip geçti——
Çubuk Sallayan: “——Benim kılıcım ışığı bile kesebilir, sen.”
Yemek çubukları, boğuk sesinin yankısından da hızlı şekilde sallanmış ve ışık huzmesini kesmişti.
Ortamdaki herkesin dikkatini çeken, imkânsız bir manzaraydı. Yalnızca adam, sıradan bir şey yapmışçasına alaylı bir gülüş eşliğinde boştaki eliyle Julius’a saldırmayı sürdürüyordu.
Onu küçümser gibiydi—— Yo, işin doğrusu gerçekten de onu fazlasıyla küçümsüyordu.
???: “——Çıh! Jiwaaaaaald!!——”
Bunun karşılığında gözleri büyüyle örtüşerek kırmızıya döndü——
Kollarını iki yana irice açmış şekilde sıcak huzmeleri büyüyle gönderen ve zarif duruşu paniğe bürünmüş olan kişi Anastasia’ydı. Elleri açık, tüm parmakları dengeliydi—— Eşzamanlı olarak on parmaktan on Ölüm Huzmesi gönderişiyle her biri “Çubuk Sallayana” yaklaşarak havada dans etmeye başladı.
——Ve Çubuk Sallayanın önlemi de bir o kadar harika oldu.
Çubuk Sallayan: “Kah!”
Çubuk Sallayan, dans eden ışık huzmeleriyle karşı karşıya gelerek onları tıpkı önceden yaptığı gibi yemek çubuklarıyla kesti ve sonra da ince havayı tekmeleyip fırlayarak pike yaptı—— Hemen altındaki Julius’u beraberinde sürükleyerek beyaz zeminde koşmaya başladı, bu sırada Julius, karın boşluğundaki yemek çubukları tarafından oraya tutturulmuştu.
Adam: “Kakakakakah! İyi hedef al, sen. Bu şekilde sinek bile ezemezsin. Bana boşu boşuna kadın avcısı demiyorlar, sen. Kakakakah!”
Anastasia: “Jiwald! Jiwald! Jiwaaald!——”
Anastasia gevezelik eden adama saldırmaya devam etme kararının hâlâ arkasındaydı. Maalesef hedefe isabet etmediği sürece büyünün ne kadar güçlü olduğunun hiçbir önemi yoktu.
Anastasia saldırılarını her yere ateşlese bile adam o huzmeleri öylece kesip geçiyor, bazen eğiliyor, bazen de ağırlığını Julius’a vererek keskin dönüşler yapıyordu.
Tamamıyla sergilediği bunaltıcı fiziksel gücü ve savaş becerisiyle Anastasia’nın bariz şekilde yetersiz nişan alışıyla çarpışıyordu.
Teknik olarak bu durumda nişan alışı yetersiz olan Anastasia değil de an itibarıyla o bedeni sahiplenmiş olan Echidna’ydı. Sürpriz bir büyü saldırısıyla Julius’a yardım etmek istemesine rağmen eylemleri niyetine hiçbir şekilde uyamamış, tek bir çizik dahi atamamıştı.
Çok geçmeden de——
Anastasia: “——Ah, kıh.”
Çubuk Sallayan: “Aahn?”
Zamanı tükenmek üzereymiş gibi görünüyordu.
Isı huzmelerinden keyifle kaçan Çubuk Sallayan, huzmelerin takibi kesişiyle durarak kaşlarını kaldırdı. Bakışlarının ucundaki şey, yere yığılmış yatan Anastasia’ydı.
Burun deliklerinden kanlar dökülüşü bedenini fazla zorladığının göstergesiydi. Daha önce kendisini ifade etmişti. Kendi canına mal olabilecek olan kozuna başvuramazdı——
Julius: “Anastasia-sama!——”
Çubuk Sallayan: “Ooh!?”
Düşen efendisini görmekle aşılanan enerjiyi kullanan Julius, kendisini yalnızca defanstan ibaret duruşundan, sırtüstü kaydırılmaktan, “Çubuk Sallayanın” çubuklarının dur durak bilmez darbelerinden özgür kıldı.
Göğsünün yakınlarındaki düğmeyi açıp mantosunu fırlattı, sürtünme yönünü değişmeye zorlayarak bu döngüden kurtulmuş oldu.
Ve kendi aptallığına lanetler okuyarak, yerdeki pozisyonundan adamın kafasına inecek şekilde dairesel bir tekme savurdu. Adam çenesini hafifçe kımıldatıp darbeden kaçtı ancak Julius break dans yaparcasına iki tekme daha indirdi. Ve peş peşe gelen birkaç tekme-kaçınma sonrası ayaklandı.
Çubuk Sallayan: “Cidden iyi iş çıkardın, sen. İyi hissettirdi, sen.”
Julius: “Senin saçmalıklarına ayıracak vaktim yok! Kımılda!——”
Kabiliyetlerindeki mutlak farklılık Julius’un da gayet iyi anlayacağı düzeydeydi ama buna rağmen adama kükremiş ve Şövalye kılıcı, aldığı sayısız darbeden sonra bile elini terk etmemişti.
Böylece kılıcı, haklı bir amaç ve görev duygusuyla birlikte, yıpranmış olmasına rağmen nihai bir zarafet ve şıklıkta bir kılıç ustalığı gösterisiyle uçup havada süzüldü—— Bu, bir Şövalyenin kılıç ustalığının en iyi gösterimi olabilirdi.
Tekniğini geliştirmek için sayısız gün, ay harcamış, kan ve gözyaşı akıtmış olmalıydı.
Ama buna rağmen——
Çubuk Sallayan: “Benimle oynuyo musun, sen? Benimle oynuyo musun? Beni hafife alma, sen.”
Julius: “——Kıh.”
Adam: “Hayırdır? Beni güldürme, sen. Kendini tutmuyodun, her şeyini veriyodun, sen. Bu konuda ciddi miydin? Her şeyin buysa, dostum, tam bir hayal kırıklığıymışsın, sen.”
Saldırıları durduruluyor, attığı kesikler itiliyor, yaylım ateşleri püskürtülüyor, tek atışları savuşturuluyordu.
Julius’un geliştirdiği teknik de bir Şövalye olarak özü de kendisini yalnızca bir Çubuk Sallayan olarak tanıtarak esneyip duran adamın kuşandığı, ürpertici bir güzellikle sallanan bir çift hiddetli ve güçlü yemek çubuğu tarafından inkâr ediliyordu.
Ömrünün yarısı, beş para etmez bir çift dal tarafından ayaklar altına alınıyordu——
Çubuk Sallayan: “Genelde böyle diildin, sen. Niye bi başına dövüşüyosun, böyle dövüşmezdin, değil mi? Buna alışkın diildin—— Bu yüzden tüm bunlar bana sıkıcı geliyor, sen.”
Julius: “Ben…”
Çubuk Sallayan: “Hatunla ilgilenmek istiyosan sana izin veririm. Bi çift kalın uyluk al da bebek muamelesi gör, seni kılıç ustalarının yüz karası çirkin.”
Yüzüne yayılan o şey, öfke miydi? Acı mı? Pişmanlık mı? Çaresizlik mi?
Her ne idiyse insan bir başkasının içinde yatanı gerçek anlamda asla bilemezdi.
Julius: “————”
Julius’un kılıcı ışıldadı, ince Şövalye kılıcı daha önce milyonlarca kez yaptığı üzere havada bir iz çizdi.
Bunu gören herkes, eğitimsiz gözler bile hatalarla dolu bir savuruş olduğunu söyleyebilirdi.
Yemek çubukları yan taraftan o ışıltıya alçaldı.
Bir an sonra havada yelken açan odun parçası, Şövalye kılıcının çeliğini kesip geçti—— Ve belli belirsiz bir bağırışla birlikte Julius’un Şövalye kılıcı ikiye ayrıldı.
Biricik kılıcının ucu havada uçarken yapabileceği tek şey, sarı gözlerini irileştirip izlemekti. O kılıcı ne zamandır kullanıyordu? Onunla nasıl bir mazileri vardı? Kimse bilmiyordu.
Bilinen tek şey, kırılanların kılıcından ibaret olmadığıydı.
Çubuk Sallayan: “Seninle işim bitti.”
Adamın ağzından dökülen bu sözlere Julius’un yüzüne indirilen devasa yumruklar eşlik etti.
Şiddetin en ilkel, en ham hâliydi. İnsanlığın araç gereç kullanmaya başlamasından çok öncesine ait, bizzat tenin kullanıldığı bir şiddetti.
Çubuk Sallayan: “————”
Acımasızca saldırı, Julius’un zarif profilini dağıttı. Darbe bilincini alıp götürdü ve bedeni odanın diğer ucuna uçtu, ardından eylemsizlik yasasını izleyip düştü, yuvarlandı ve nihayet bedeni kırık bir oyuncak bebek misali sere serpe hâlde hareketsiz kaldı—— Tam da Anastasia’nın yanında.
Efendiyle hizmetkârdan oluşan bilinçsiz ikili sıraya dizilmişti. Bu, hayvani adamın yersiz düşünceliliğiydi.
Çubuk Sallayan: “Evet, evet, şimdi sıradaki…”
Isınmayı yeni bitirmişçesine boynunu çatırdatan adam, geri kalanlara döndü.
Doğrusu bu gerçekten de onun için ısınmaydı. Yalnızca onlarca saniye içerisinde Julius savaş alanına dalmış, tek taraflı bir çarpışmada yenilmiş, Anastasia ona yardım etmeye çalışmış ama neticede birlikte yığılıp kalmışlardı—— Bu süreçte Subaru’nun devreye girmek için tek bir şansı dahi olmamış, tek yapabildiği öylece dikilip izlemek olmuştu.
Ve tıpkı onun gibi dikilip izleyenlerin——
???: “——Buz Damgası Sanatı, Sarkıt Hattı.”
Çubuk Sallayan: “————”
——Sayısı sıfırdı.
Bunu kanıtlarcasına beyaz parçacıklar Emilia’nın etrafında dans etmeye başladı.
Aslında buz parçacıkları olmaları nedeniyle zar zor fark edilen soluk mavi ışık zerreleri—— Emilia’nın mutlak büyüsü Hyousetsu Kekkai1: “Sarkıt Hattı” ile doğmuştu.
Emilia: “Başlamadan önce bir şey sormak istiyorum.”
Kendi büyü enerjisini etraftaki manayla birleştiren Emilia, göz bandının üzerindeki noktayı kaşıyan adamın merkezde olduğu bir çeşit bariyer oluşturduktan sonra seslendi.
Çubuk Sallayan: “Aanh? Söyle bakalım, çıtır.”
Emilia: “Ben Emilia. Yalnızca Emilia. ——Koşul sana yalnızca bir adım attırmak değil miydi? Az önce ortalıkta epey koşturdun aslında.”
Emilia ismini söyledikten sonra gayet doğal bir soru sordu.
Çubuk Sallayan sahiden de mücadele öncesi bir yandan gülerek böyle söylemişti. Beni bir adım olsun kımıldatabilecek misin bakalım. Şartın bu olduğu kabul edilirse yerine getirildiği barizdi.
Julius’la yaptıkları mücadele esnasında oda boyunca oradan oraya uçtuklarını söylemek her şeyi fena hâlde hafife almak olurdu.
Ancak Adam omuz silkerek, “Oi, oi.” dedi.
Çubuk Sallayan: “O şeyi ciddiye almasana, sen. Sadece yeri geldi uydurdum. Olur böyle şeyler, değil mi? İnsan bazen havalı görünmek ister, haksız mıyım? Öyle bir şey işte. Anladın mı? Anlamadın mı? Eh, kadınsın sonuçta. Çıtırın tekisin sonuçta. Bu gece benimle olsana, sen.”
Emilia: “Üzgünüm ama ne kastettiğini anlamıyorum. Ayrıca seninle savaşsam bile kazanabileceğimi sanmıyorum.”
Subaru: “Eh, Emilia?..”
Büyüsü elinin altında hazır olan Emilia’nın duruşu savaşa tamamen hazır olduğunu ima ederken kendisi cesurca güçsüzlüğünü ilan etmişti. Bu beyan karşısında “Çubuk Sallayanın” gözleri irileşirken kaskatı kesilen Subaru, bir şeyler geveledi.
Emilia ona verdiği ufak bir, “Gerçekten üzgünüm” cevabından sonra yeniden adama dönerek,
Emilia: “Sen geeeerçekten güçlüsün. Bunu görebiliyorum. Ama bu Sınavı geçmek zorundayız. O yüzden bize bir kazanma yolu sağla lütfen.”
Çubuk Sallayan: “…”
Emilia: “Seni bir adım bile kımıldatabilirsek kazanacağız. Hedefimizi bu şekilde belirleyelim… Olur mu?”
Emilia kaşlarını indirerek sessizliğini koruyan adama bu soruyu yöneltti. Sonuna da Subaru’yu sersemletecek şekilde birazcık özgüvenli bir ekleme yaptı.
Tamamen saçma bir teklifti, yalnızca en büyük aptalların kabul edeceği bir şeydi.
Çubuk Sallayan bu dayanaksız teklifi işittikten sonra uzunca bir süre sessiz kaldı ama sonra——
Çubuk Sallayan: “Kah!”
Bir kahkaha eşliğinde dişlerini sergiledi ve parlak, mavi gözlerini Emilia’ya dikti. O gözler onu baştan ayağa yalarcasına tüm bedeninde gezindi ve sonrasında,
Çubuk Sallayan: “——Cidden iyi bi iş çıkardın, nefret ettiğimi söyleyemem, sen. Benim gibi birine böyle bi şey söyleyerek epey cesaret gösterdin. Trisha’dan sonra gördüğüm en büyük aptalsın, sen. Senden hoşlandım.”
Emilia: “Öyleyse Sınavı geçtim mi?”
Çubuk Sallayan: “Sana o kadar da iyi davranacak diilim, sen! Ama tamam. Hoş bi bayanın önünde şovumu çoktan yaptım. Bunu sürdürmem lazım. Bu noktada geri adım atarsam mezarımda ters dönerim—— İstediin gibi olsun.”
Emilia: “Yani geçmek için yapmam gereken…”
Çubuk Sallayan: “Beni tek bir adım olsun kımıldatabilmek!”
Çubuk Sallayan yumuşamış bir ifadeyle birlikte başı öne eğik Emilia’ya seslendi ve o da anında kafasını kaldırıp onay verdikten sonra Subaru’ya dönerek,
Emilia: “Anastasia ve Julius’u sana emanet ediyorum. Onlarla ilgilen lütfen.”
Subaru: “H-Hey! Az önce neler olduğunu gördün, değil mi?! Bir planın olmadan işe girişmek…”
Emilia: “Sorun yok. Öldürmeyi hedefliyormuş gibi görünmüyor… Ve ben de her şeyimi ortaya koyacağım.”
Özgüven saçan Emilia, Subaru’nun kendisini durdurma teşebbüsünü engelleyerek bir adım öne çıktı. Sonra da asil görünümünü koruyarak iki elini Çubuk Sallayan’a doğru kaldırdı.
Aralarında bu kadar mesafe varken tek taraflı olarak büyü saldırısı gerçekleştirebilirdi.
Çubuk Sallayan: “Şu suratta bi çıtır için epey inatçısın, sen.”
Emilia: “Yapabildiğinin en iyisini yapacaksın, inanılmaz Şövalyemden böyle öğrendim!”
Adam böylesine dezavantajlı bir durumda bile koca kollarını önünde bağlayıp azılı kahkahalar atmakla yetiniyordu.
Gözlerini adamın gülümsemesine diken Emilia ise sözlerine zoraki bir güç katmıştı—— İşte o saniyede hava patladı, çatırdadı ve solgun ışık damlacıkları uçuşurken ardı ardına buzdan silahlar şekillendi.
Kılıçlar, mızraklar, zıpkınlar, baltalar, oklar ve daha pek ama pek çokları şekillendi.
Buz Damgası Sanatı, Sarkıt Hattı—— Emilia’nın sınırlı bir alana yıkım hattı çizmek için içerisindeki inanılmaz büyü enerjisi rezervini kullandığı, Subaru’nun dünya dışı yaratıcılığıyla şekillendirilmiş özel tekniği aktive olmuştu.
Emilia: “Ei, ya!!”
Emilia bir savaş nidası da atmış fakat bunun adam üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştı.
Bu çığlıkla birlikte uçları Çubuk Sallayan’a çevrili silahların her biri aynı anda farklı noktalardan harekete geçti.
Kör noktalarını bile hedefleyen çok sayıda silahın engellenemez bir saldırı teşkil ettiği kesindi.
Bununla yüzleşen adam bir kez daha iki eline birer yemek çubuğu alarak gerçekleştirdiği hiddetli saldırı silsilesiyle çubukların zulmünü başlattı.
Tek bir adamın buzları parçalayışıyla da gözler önüne bir sanat serildi.
Subaru: “————”
Bu sırada Emilia’nın talimatlarını izleyen Subaru, Julius ve Anastasia’nın yattığı konuma koşarak durumlarını kontrol etti ve yalnızca bilinçsiz hâlde olduklarını fark ettiğinde rahat bir nefes aldı.
Muhtemelen Anastasia’nın durumu tam da Echidna’nın endişelendiği üzere yaşam gücünü kullanarak zorla büyü yapmış olmasından kaynaklıydı. Henüz tamamen toparlanmış olmasa da burun kanaması durmuştu ve yalnızca bayılmış gibi görünüyordu. Julius ise yemek çubuğu-fu(kung fu gibi) mağduru olarak hırpalanmış görünse de bedeninde birkaç yara bereden fazlasını taşımıyordu.
Ona saldıran şey yemek çubuğu değil de kılıç olsaydı şimdiye yüz kez ölmüş olurdu fakat muhtemelen merhamet gösterilmişti ve sonuç hiçbir şekilde negatif değildi.
Beatrice: “İkisi de iyi durumda, sanırım. Ama…”
Subaru: “Biliyorum.”
İkilinin iyi olup olmadığını teyit etmeye Subaru’nun yanına gelmiş olan Beatrice’in lafı yarıda kesildi.
Onlar ikilinin durumunu kontrol ediyordu. Onlara bunu yapan canavarla çarpışmakla meşgul olan kişiyse Emilia’ydı——
Çubuk Sallayan: “Kah!”
Buzlar fışkırıp parçalanıyor ve fazlasıyla neşeli adam, yemek çubuklarını sallarken parçacıklarını dişlerinin altında eziyordu.
Parçalanan buz silahları soluk ışık baloncuklarına çevriliyor, onların düşüp hiddetli ve vahşi adamın etrafına yayılması da sonsuza dek kendisini tekrarlayacak olan fantastik bir manzara çiziyordu.
Ancak bunu yaparken——
Subaru: “——Kımıldamayacak.”
Çubuk Sallayan: “Havalı tarafımı göstermeye başladım, öyleyse sonuna dek en havalı hâlimi koruyacağım, daha ne kadar sıkıcı olabilirsin acaba, sen.”
Subaru’nun homurdanışını işiten Çubuk Sallayan, çok sayıda buz silahını durdururken bir şeyler mırıldanıyordu. Ama buna rağmen, üst bedeni çalkantılı bir dans edercesine sallanırken ayakları kımıldatılamaz bir çift dağ gibi yerde sabit kalmayı sürdürüyordu.
Böyle biri karşısında fırtına gibi büyüleri savurmak bile fayda etmezdi. Hayal kırıklığı yalnızca kavgayı kuşbakışı gören Subaru’yu değil, doğrudan işin içinde olan Emilia’yı da etkisi altına alıyordu.
İşte Emilia’nın bu çıkmazdan kurtulmak için devreye girişiyle——
Emilia: “——Uuuu~, ya!!”
Gümüş saçları ince bedeninin ardında havada uçuşarak hücuma geçti. Ve iki kolunu kaldırarak koca savaş baltasının sapını kavradı.
Kendi etrafında tam bir dönüş yaparak baltayı doğruca adamın kafasına doğru savurdu.
Çubuk Sallayan: “Kakah!”
Adam ise baltanın yörüngesine mâni olmak adına yemek çubuklarını rahat bir tavırla kaldırdı. Çubuk baltanın yörüngesini yalnızca bir nebze değiştirebildi fakat düşerken boyutunun artışıyla ucu nihayet adamın kıyafetinin kolunun arkasına değmeyi başardı ve ardından yere saplandı.
Vahşi darbe bir rüzgâr kaldırırken kendi gücünün şokuna dayanamayan buzdan savaş baltası milyonlarca parçacığa ayrıldı. Yine de baltanın sapını anında bırakan Emilia onun yerine arkasından gelen bir mızrağı kavradı ve yeni bir 360 derecelik dönüş sonrası sıradaki saldırısını gerçekleştirdi.
Emilia: “Ei! Ya! Torya! Urya! Uryaurya! Uyah!”
Bir mızrağın saplanışı, ikiz kılıçların ışıltısı, uzun bir kılıcın savruluşu, bir katananın kesişi, bir savaş baltasının inişi, bütün ama bütün saldırı türleri bu adamın karşısında anlamsızdı.
Tabii ki bu Emilia’nın beceriksizliğinden kaynaklanmıyordu.
Fiziksel gücü hiçbir şekilde yetersiz değildi ve Buz Damgası Sanatı da Subaru’nun mucidi kendisi olmasına rağmen sıklıkla söylediği üzere Emilia’nın kabiliyetlerini en iyi şekilde yansıtan, hem fiziksel gücünün hem de muazzam büyü rezervinin maksimum etki gösterebilmesini sağlayan tek teknikti.
Beatrice: “——Subaru.”
Beatrice Subaru’nun elini sımsıkı kavradı. Bu kavrayış Subaru’ya çok ihtiyaç duyduğu sakinliği, huzuru verse de Subaru, gözlerini çaresizce savaş alanına dikmeye devam ediyordu.
Savaşa dahil olmak için tek bir şans dahi bulamıyordu. Emilia bu boyutta bir mücadele veriyor, iyi olduğu silahları değiştirip duruyor, güçlü yanlarına oynuyor, fiziksel saldırılarını sürdürüyor, bir yandan da büyülerini ateşliyordu. Merkez gerçekten de sürekli olarak bombardıman altındaydı.
Ve kendisine yalnızca bir Çubuk Sallayan diyen canavarın, merkezde dikilen adamın tek bir adım dahi atmadan her şeyle baş etmesi tam bir anormallikti.
Subaru bu mücadeleye dikkatsizce dahil olacak olursa yalnızca Emilia için bir dikkat dağınıklığı yaratırdı. Bunu inkâr edemezdi.
Gerginliğini yok etmek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Elini tutan Beatrice de sessizlik içerisinde dikiliyor, dişlerini sıkıp mücadeleyi izlemekten başka hiçbir şey yapamayacağını gayet iyi anlıyordu.
Emilia’nın dayanıklılığı tükenmeden önce durum bir gelişme gösterir miydi ki?
Tam da böyle düşünürken durumda beklenmedik bir değişim gerçekleşti. Aynı şekilde ansızın.
Emilia: “Huff! Ei! Terya!”
Emilia iki eliyle birer kılıcı tutup adamın kafasını kesme hedefiyle iki yandan savurdu. Adam ise darbeden kaçınmak için hızla başını eğdi ve iki kılıç da Emilia’nın elinden çıkarak uçtu. Ancak Emilia anında bir çift kılıç daha yaratarak kollarını dışa doğru çaprazlama savurdu—— Adam bu defa çok daha havalı bir stille kaçındı ve bedeni yere paralel olana dek eğildi.
Çubuk Sallayan: “Kah!”
Emilia: “Vaah”
Adam dizleri bükük, bedeni neredeyse yere değer hâlde bileklerindeki insanüstü güçle pozisyonunu korurken Emilia kendi momentumunu yitirdi, kolları boşluğa doğru alçaldı, kendisini tamamen açıkta bırakıp attığı bir adımla öne eğildi.
Bu, Emilia’nın mücadelesi esnasında yaptığı ilk büyük, hatta hayat tehdit edici hamleydi—— Adam daha fazlasını da görmüş olabilirdi ama bu an, yakaladığı en büyük fırsat olmalıydı.
Derken adam bükük dizlerini düzleştirdi ve ilk pozisyonuna geri döndü. Emilia gardını yitirmiş hâlde dişlerini sıkıyordu.
İşte o saniyede adam, dişlerini olabildiğince sergileyerek köpekbalığını andıran gülümsemesiyle öne eğildi.
Çubuk Sallayan: “Kocaman açmışsın.”
Ve elindeki yemek çubuklarıyla Emilia’nın ikizlerini avuçlarcasına taradı.
Emilia: “Ne——”
Emilia beyaz ve pürüzsüz teninin bir kısmını sergileyen her zamanki beyaz kıyafetini giymişti. Yemek çubukları göğsünün üzerinden geçerken bereketli şişliklerinin müstehcen sıçrayışıysa adamın pis gülümsemesini iyice derinleştirmişti.
Bu sırada Adam, bu ağza alınmaz eyleminin sonuçları doğrultusunda memnuniyetle homurdanmaya başladı.
Çubuk Sallayan: “İyi, cidden iyi malzeme. Ama böyle ufacık bi şey uğruna çıldırmasana…”
Emilia: “Torya!”
Çubuk Sallayan: “Goah!?——”
Emilia’nın buzdan yapılı eldivenlerle çevrelenmiş elleri o sırada başının üzerinde birleşerek pis gülümsemesiyle kendisini dikizlemekte olan adamın kafasına indi.
Darbe öyle sert indi ki buzlar çatırdadı ve vuruşun sert sesi yankılandı. Adam acı içerisinde bağırdı, sonra da başını tutarak yere devrildi, yuvarlanmaya başladı.
Çubuk Sallayan: “Guoooooooh! Acıdı lanet olasıcaaaaa! A-Aklından ne haltlar geçiriyordun, sen!? Normalde bir kadın biri böyle bir şey yapınca tereddüt eder ama sen gözünü bile kırpmadın! Neyin var senin!?”
Emilia: “——? Ama, yalnızca bedenime dokundun, haksız mıyım? Ayrıca gardını tamamen indirmiştin.”
Çubuk Sallayan: “Kafa bulma benimle! Ne biçim yetiştirilmişsin sen! Ebeveynlerin ne halt yiyodu senin!”
Hırpalanan kafasını ovuşturan Çubuk Sallayan, bağdaş kurmuş şekilde yere oturarak şikâyetlerini sıralamaya başladı. Emilia ise önce bu bağırış karşısında şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı, sonra da göğsünün yemek çubuklarının geçtiği kısmına dokunarak,
Emilia: “…Ben, tuhaf bir şey mi söyledim?”
Çubuk Sallayan: “Oi! Bu çıtır güzellik hakkında bi şeyler yapın! Onu dışarı falan çıkarın! Ufaklık! Senin onunla ilgilenmen gerekiyodu! Kendinizden bi şeyler katın, adamakıllı iş yapın! Acıdı, lanet olasıca!..”
Subaru: “B-Ben bu işi senden devralacak konumda değilim. Bu bir yana…”
Çubuk Sallayan: “Aaahn!?”
Subaru, üzerindeki ağırlığa rağmen bir şekilde hiddetli adama karşılık verebilmeyi başardı. Emilia’ya elini değdirmiş olmasının verdiği öfkeyi içine gömmeyi başardıktan sonraysa adamı işaret ederek devam etti.
Subaru: “Bırak lanet olasıca tek bir adımı, sağa sola tepindin.”
Çubuk Sallayan: “————”
Emilia: “Ah! Doğru ya! Başardım! Kazandım!”
Subaru’nun belirttiği şeyle adamın çenesi kapanırken Emilia, yerinde yukarı aşağı zıplamaya başladı.
Bu hisleri doğrultusunda da kendi galibiyetini kutlarcasına yakın çevresinde buzdan çiçekler açtı.
Adamın kendi ağzıyla belirttiği tek bir adım atma koşulu yerine getirilmişti.
Bu gerçek apaçık ortadaydı ve adam işleri zorlaştırmadıkça kabul görürdü.
Subaru: “Ee, buna ne diyorsun?”
Subaru Sınavdaki galibiyetini kutlayan Emilia adına üzülse de adama tam anlamıyla güvenmiyordu. Şu ana kadarki tüm etkileşimlerine bakılınca ondan centilmenlik beklemek güçtü.
Kaybını geçersiz sayıp son Sınavı boşa çıkartarak varıyla yoğuyla hücuma geçmesi olmayacak şey değildi.
Tek bir damla ter, Subaru’nun kaşlarının arasından ve yanaklarından aşağı dökülmeye başladı.
Çubuk Sallayan: “Ahh, yapacak bi şey yok. Söz ağızdan çıktı. Bu tarz bi mağlubiyet beni komik gösterecek, çapkın ruhumu lanetleyecek ama seçim şansım yok.”
Subaru: “O-Onay verecek misin?!.”
Çubuk Sallayan: “Sen, beni ne sanıyosun sen? Sözlerimi tutmazsam tüm havalı tavırlarım boşa çıkar, sen. Uğraştığım her şeyi tersine çevirmiş olurum, sen. Bundan böyle kadınlara tek bi adım bile atamam, anlarsın ya.”
Subaru: “Hmm yo, az önceki kaybınla değerin dibe vurdu zaten…”
Adam: “Kapa çeneni, ufaklık! Kahrolasıca, sen doğru düzgün bi balık bile diilsin, yalnızca bi iribaşsın. Ağırlığını koymaya çalışma, iribaş. Neyse, şu çıtır güzellik kazandı. Geçti. Şart buydu. Yapacak bi şey yok.”
Sertçe kafasını kaşıyan Çubuk Sallayan, yenilgisini kabul etti.
Tüm bunlar eylemlerinin centilmence mi uygunsuz mu olduğunu söylemenin zor olduğu bir duruma dönüşmüş olsa da Subaru’nun duyuru çoktan yapılmışken bu meseleyi derinlemesine irdelemeye niyeti yoktu.
Evet, Julius da Anastasia da adam karşısında verdikleri savaşın mağduru olmuştu ama muhtemelen Yeşil Oda’ya geçtikleri takdirde hızla toparlanırlardı.
İkinci Sınavda olmalarına rağmen engel fazla ufakmış gibi görünüyordu ancak——
Çubuk Sallayan: “——Ee, sırada kim var? İribaş mı? Yoksa veletlerden biri mi olacak?”
Subaru: “Eh?”
Yukarı çıkabileceklerdi.
Bu düşünceye kapılmış olan Subaru, adamın sözleri karşısında bir kez daha gardını aldı. Adam ise yanıtıyla birlikte yavaşça ayaklandı ve kumaşla örtülü sol omzunu—— sağ omzuna uyacak şekilde soyarak gruba döndü.
——Hava çirkin bir yanık kokusuyla dolup taşıyordu.
O kokunun kaynağıysa adamın akla hayale gelmez kılıç ruhuydu—— Öncesindeki her şeyi çocuk oyuncağı gibi gösteren çarpıcı bir değişimdi ve Subaru bunu çok geç fark etmişti.
Çubuk Sallayan: “Bu kulede yaklaşık yedi kişi var… Senin kız geçebilen tek kişi.”
Subaru: “————”
Çubuk Sallayan: “Ee, beni geçecek sıradaki kişi kim?—— Hadi söyle, sen.”
Büyük Pleiades Kütüphanesinin İkinci Katı Electra Sınavı:
Zaman Limiti: Sınır Yok
Teşebbüs Sayısı: Sınır Yok
Katılımcılar: Sınır yok
——Geçenler: Emilia.
——Henüz geçmemiş olanlar: Subaru, Beatrice, Julius, Anastasia, Meili, Ram.
——Sınav devam ediyor.
#Cadıların hayatları gerçekten kötüymüş. İlki babası yüzünden bu hâle gelmişti ama nispeten iyi durumdaydı, sonraki ikiliyse bayağı içler acısı durumda, ikisi de deney kurbanı. Zaten Oburluk Cadısı olmak, sürekli tükenmez bir açlık çekmek başlı başına korkunç bir şey olmalı.
Ve Julius’a da çok üzüldüm bu bölüm. Gözünde ilahlaştırdığı adamın iğrenç bir mahluk olduğu ortaya çıktı ve resmen perişan edildi. Bu döngü bir şekilde sonlanmaz ve her şey bu şekilde devam ederse bu utancı üzerinden nasıl atacağını çok merak ediyorum doğrusu.
#Adamın sapıklığına mı, Emilia’nın saflığına mı yanayım bilemedim doğrusu bu bölüm. Kitaplıkların arasında zıplarken altı açılmasın diye kollamasını öğretmişler ama bu konuları ihmal etmişler herhâlde 😀 Neyse… Öyle ya da böyle, dünya saçması bir şekilde de olsa Emilia sınavı geçti. Ee şimdi hepsinin tek tek geçmesi mi gerekecek yoksa Yargılamalarda olduğu gibi Emilia ikinciden üçüncü sınava geçebilecek mi? Fark ettiyseniz bu sınav muhabbetine hiç dahil olmamasına rağmen listede Ram da var. Bir sonraki bölüm neler olacak merak ettim doğrusu, hadi orada görüşmek üzere!



Güzel çeviri seviliyorsunuz