Bölümün ortalama okuma süresi 18 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Bertiel
Ek Düzenleme: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
――Bulut Ejderhası, Madelyn’i geride bırakıp İmparatorluk Başkenti’ne daldığında Emilia da Cecilus’un peşinden gitmek istemişti ancak onun gerisinde kalınca da kendini şehrin karmaşası içinde gizlemeye karar vermişti.
Emilia: “Pişt, sen! Bu kızı al da geri çekil! Etrafa saldırmasın diye elini kolunu dondurdum, o yüzden onu nazikçe taşıyıverin!”
Bembeyaz bir buz kütlesi içinde donmuş Madelyn’i, durumu dikkatle tartan bir isyancıya emanet etmeyi de ihmal etmedi.
Buzun içine hapsolmuş Madelyn’den uyanacağına dair hiçbir emare yoktu, uzuvları kuvvetli bir şekilde buzla kaplandığından dolayı karargâhta bir huzursuzluk çıkaracağına dair endişeler de yersizdi.
Emilia: “…Buradaki hava geeerçekten de rahatsız ediyor beni.”
Madelyn’i emanet ettikten sonra buzdan merdivenler yaparak surları aşan Emilia, başkente sinmiş bu havadan kaynaklanan o tekinsizliği hissediverdi.
Havanın kendisi surların içi ve dışı arasında bir fark olmasa da cildinde, kalbini huzursuz eden o karıncalanma hissini de inkâr edemezdi.
Yine de kalbindeki bu diken diken olma hissine yenik de düşemezdi, geri adım atma lüksü yoktu.
Emilia: “Mezoreia da Cecilus da kaleye doğru gittiler çünkü.”
Bulut Ejderhası Mezoreia’yla olan çatışma, Cecilus araya girmeseydi Emilia’nın mutlak mağlubiyetiyle sonuçlanacaktı. Cecilus sayesinde Emilia dayanabilmişti ama yine de neredeyse yenilginin kıyısından döndüğü gerçeği zihnini kemirip duruyordu.
Emilia: “Herkesin onca yolu tepip Vollachia’ya gelmesini istemiş olmama rağmen…”
Elbette herkes, Vollachia’ya kadar sürüklenen Subaru ve Rem için endişeliydi. Şayet şimdi böyle bir şey dile getirse kimse suçu tek başına Emilia’ya yüklemezdi.
Buna rağmen Emilia’nın -Kamp’ın en mühim figürü olarak- omuzlarında bir sorumluluk vardı.
Emilia -Roswaal’ın desteğinin öneminin yanı sıra- bir şeylerin de bilincinde olmalıydı. Kendi arzularını gerçekleştirmek adına, herkesin ortaya koyduğu çabanın değerini takdir etmesi gerekiyordu.
Bu yüzden――
Emilia: “Ben de… yapabileceğimi söylediğim şeyler için çok daha fazla çabalamalıyım.”
Gökyüzüne uzanan surları aşıp şehre girdiğinde İmparatorluk Başkenti’nin manzarası nihayet gözlerinin önüne serildi.
Lugunica Krallığı’nın başkentinden oldukça farklıydı. Yine de büyük bir imparatorluğun kalbi olduğu her hâlinden belliydi; nizami bir şekilde sıralanmış binalar, her detayıyla işlevsellik kokan o şehir planlaması… Emilia bile buna hayran kalmıştı.
Belli ki İmparator; kafasında sağlam bir gelecek vizyonu çizmiş, bu şehri ve ülkeyi daha iyi bir yer yapmak için canla başla çalışmıştı.
Emilia: “Bu denli çabalasan bile sonuç böyle oluyor demek, ha…”
Ne var ki İmparatorluk Başkenti’nin mimarisinden edinilen izlenimle mevcut durumu arasındaki tezatlık çarpıcıydı.
İmparator ülkeyi yönetirken hangi niyetleri beslerse beslesin, İmparatorluk halkının bir kısmının ulaştığı cevap; işte bu isyanda yatıyordu. Emilia da isyancı tarafın bir nevi destekçisiydi.
Bunun zamanla geliştiği ya da şartların bir sonucu olduğu söylenebilirdi fakat Emilia onların tarafını körü körüne tutmamıştı. Onları dinlemiş, yoldaşlarıyla istişare etmiş ve kararını öyle vermişti.
Elbette, pek çok hainin arzuladığı gibi İmparator’un canını almaktansa onu ele geçirip Abel ve diğerleriyle masaya oturmanın en doğru yol olduğunu düşünüyordu.
Ancak Emilia’nın bu umutları ve dilekleri, hayal bile edemeyeceği bir şekilde ihanete uğradı. ——İmparatorluk Başkenti’nde patlak veren o anormallik yüzünden.
Emilia: “…Ne?”
Uzakta, başkentin en derin noktasındaki o görkemli kalenin—— Kristal Saray dedikleri yerin yanı başında, akıl almaz büyüklükte bir karaltı ile savaş alanından fırlayan Bulut Ejderhası’nın çarpıştığını gördü
İki dev varlığın çarpışması, İmparatorluk Başkenti kuşatmasının tehlikesini birkaç kat daha arttırmıştı ama Emilia’yı asıl dehşete düşüren bambaşka bi’ şeydi.
――Kıyasıya bir mücadelenin sürdüğü Kristal Saray’da ve başkentin dört bir yanında, kaçışan insanlara saldıran soluk tenle bezelenmiş figürler de sürüler hâlinde ortaya çıkıyordu.
Emilia: “Olamaz… Hık.”
O varlıkları gördüğü an, Emilia’nın sırtından aşağı bir ürperti tırmandı.
Hissettiği bu tiksinti sadece fiziksel değildi; muhtemelen Ruh Sanatları Kullanıcısı olarak doğası, bu varlıkları reddediyordu.
Ruhlar dünyanın arzuladığı, varoluşun doğal bir parçası olarak tezahür eden varlıklardı.
Öte yandan onu titreyip durmasına sebep veren şeyler de doğal olmayan varlıklardı; dünyanın tanımadığı, habis varlıklardı… Ruh Sanatları Kullanıcısı olan Emilia, bu gerçeği sezgileriyle hissediyordu.
Aynı anda, o zamana kadar ne kadar acı ve üzücü olursa olsun “insan insana” olan bu iç savaş, o saniyeden itibaren “insanla insan olmayan” arasındaki amansız bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştü.
Emilia: “――――”
Bunu sezdiği anda da savaş meydanının anlamı Emilia’nın zihninde değişiverdi.
Daha fazla insanı yaşatabilmek adına Emilia iki kolunu da havaya kaldırdı ve İmparatorluk Başkenti’ni çevreleyen yıldız şeklindeki surların menzili içinde gelişigüzel buzdan merdivenler oluşturdu.
Mümkün olan her yere buz merdivenleri inşa eden Emilia şehir kapılarından geçmeden girip çıkamama durumunu, kapılar haricinde de geçişin mümkün olduğu bir hâle getirerek kaçış rotalarını çoğalttı.
Emilia: “Millet! Surlara koşun! Kapıya gitmenize gerek kalmadı, surlardan da kaçabilirsiniz!”
Gür sesiyle haykıran Emilia, surlardan şehre doğru süzüldü.
Ayağı yere değer değmez topraktan bitercesine beliren o soluk tenli mahlûklar Emilia’ya ellerini uzattı. Emilia hiç acımadan buzdan kılıcıyla onları savuşturdu.
Emilia: “Sizin de kendinizce bir amacınız vardır eminim ama…”
Emilia, hiçbir açıklama yapılmadan saldırıya uğradığında öylece oturup uzlaşacak biri de değildi.
Yoluna çıkanların hepsi İmparatorluk Askeri üniformaları giymişti ve Emilia onları yarıp geçerken darbeleriyle vurulduklarında, bedenleri porselen gibi parçalanıp dağılıyordu. Ancak kırılan bedenleri hemen tekrar birleşmeye başlıyor ve eski hâllerine dönüyorlardı, tamamen alt edilmeleri imkânsız gibiydi.
Emilia: “Öyleyse――”
Dezavantajlı olmasına rağmen geri adım atmayışı, Emilia’nın cesaretini gözler önüne seriyordu.
Ezilse bile yeniden ayağa kalkan bir rakibe karşı Emilia, onları kılıç darbeleriyle parçalamak yerine dondurarak etkisiz hâle getirmeye yöneldi.
Emilia: “Teya! Taa! Urya urya urya!”
Yerden kalkan bir, sonra iki, üç ve dört “düşmana” karşı Emilia; duvarlardan, yerden ve sokaklardan destek alıp oradan oraya sıçrayarak saldırılarıyla ortalığı darmaduman etti.
Emilia’nın saldırısına uğrayıp ezilen uzuvları buzla kaplanan “düşmanlar”, beklendiği üzere yaralarını onarıp eski hâllerine dönemiyorlardı. Ancak donmuş kısımları bizzat kırıp yenilenmeyle üzerine yazan bazı “düşmanlar” da yok değildi.
Emilia: “O zaman bu yöntemi de ellerinizden alırım!”
Rakiple kafa kafaya mücadele ettikçe Emilia bunun üzerine de çıkardı
Vücutlarının bir kısmını dondurmak işe yaramıyorsa “düşmanlara” tüm vücutlarını dondurarak saldırmalıydı. Elbette ki tek “düşmana” harcanan güç öncesine göre katbekat daha fazla olacaktı ama eldekiyle yetinmek gerekiyordu.
Eksik kalan dayanıklılığını azmiyle telafi eden Emilia, tüm bölgenin sokaklarını temizledi.
Emilia: “Gidin, çabucak! Hemencecik giderseniz yolunuza da çıkamazlar, hadi, koşun!”
Emilia kaçmakta geciken başkent halkını, temizlediği sokakları güvenli hâle getirerek yönlendirdi. Bu esnada kendisi -surlara koşanların aksine- şehrin derinliklerine giden yolda tam sürat koşmaya başladı.
Emilia: “Birisi tüm bu kötülükleri icra ediyor!..”
Birbiri ardına ortaya çıkan “düşmanlar” doğal olmayan bir şeyden kaynaklanıyordu.
Yani, onları diriltmek için büyü veya lanet sanatları kullanan birisi vardı. Bunu yapan kişi buradaysa ve o kişi durdurulmazsa bu işin sonu gelmeyecekti.
Emilia’nın dondurabileceği şeylerin de bi’ sınırı vardı.
Neyse ki Emilia, muazzam büyüklükte Mana’ya sahip olması sayesinde hâlâ hareket edebiliyordu. Ancak Madelyn’le çarpıştıktan, Mezoreia’nın da kavgaya dahil olmasından, hemen ardından şehir surlarının içine-dışına buzdan merdivenler inşa etmekten ve peşi sıra çıkıp duran “düşmanlarla” boğuşmaktan sonra da yorgunluk bedenine çökmeye başlamıştı.
Emilia: “Başkalarından birazcık daha enerjik olmak benim en güçlü yanımdı oysaki!..”
Kendi yetersizliğine hayıflanan Emilia, İmparatorluk Başkenti’nin sokaklarını arşınlamaya devam etti.
Doğrudan Kristal Saray’ı hedefleseydi çok daha hızlı ilerleyebilirdi fakat yol boyunca “düşmanların” saldırısına uğrayan halkı da bi’ yandan korumak zorundaydı. Onlara yardım elini uzatırken ulaşabileceği azami hız da bu kadar oluyordu.
Zihni bunlarla meşgulken sokakta “düşmanın” gözüne görünmemek için çabalayan başka bir grup insanı fark ediverdi――
Emilia: “Hemencecik size de yol açacağım!”
Grubun ana caddeye çıkmasına engel olacakmış gibi duran dört “düşman” vardı. Arkalarını döndükleri o kısacık anda Emilia binanın çatısından aşağı süzüldü ve onlar daha başlarını çevirip ne olduğunu anlayamadan buz kılıcı parladı――
Emilia: “――――”
Mavimsi beyaz ışık yayan buz kılıcı, havayı yardı ve keskin darbesiyle buluşan dört “düşmanı” da olduğu yerde dondurarak birer heykele çeviriverdi.
Yüzlerinde donakalmış şaşkınlık ifadeleriyle buz kesen ve “düşmanlarının” tamamen etkisiz hâle geldiğinden emin olan Emilia, elindeki buz kılıcını Mana’ya dönüştürerek sokağın karşı tarafına döndü.
Emilia: “Artık güvendesiniz! Bundan sonra, buzları takip ederseniz sağ salim dışarı da çıkabilirsiniz!”
???: “Ç-Çok teşekkür ederiz. Bizi kurtardınız.”
Emilia onlara seslenmiş, karşı taraftan da bir ses ona minnetle karşılık vermişti.
Teşekkürlerine cevaben elini kaldıran Emilia, insanlar yolu güvenle geçtikten sonra şehir merkezine doğru yolculuğuna devam etmeyi aklından geçirdi.
Planı buydu ama――
Emilia: “Vayy, ne kadar da çok çocuk var burada…”
Gözleri irileşen Emilia’nın görüş alanına, sokağın diğer tarafından sıvışarak gelen yaklaşık yirmi kişilik bir grup girdi. Dahası, bunların çoğu on yaşlarında ve hepsi de koyu renk saçlı çocuklardı.
Emilia, siyah saçların hâlihazırda nadir görülen bir özellik olduğunu biliyordu ve son derece sıra dışı bu gruba bakarken de gözlerini kırpıştırdı.
Yüzleri birbirine benzemeyen onca çocuk vardı. Bu da hepsinin aynı aileden olma ihtimalini zayıflatıyor, durumun farklı olduğunu düşündürüyordu.
Derken gruptaki az sayıdaki yetişkinden biri Emilia’ya el salladı.
???: “Yoo, yoo, hızır gibi yetiştin valla! Kaçıp saklanmaktan pestilimiz çıkmıştı. Tam da acaba ben mi yem olsam diye yazı tura atma aşamasındaydık.”
Emilia: “Öyle mi? Öyle bir şeye gerek kalmadığına sevindim. Buradan sonrası güvenli olmalı, panik yapmadan güzelce birbirinize destek olun, tamam mı?”
???: “Tamamdır… Size kalpten sonsuz kere teşekkür ediyorum, Hanımefendi! Hadi bakalım Oka-san! Katya Hanım!”
Katya: “B-Bağırıp durmasana ya… O herifler yine başımıza çöreklenirse işimiz biter!..”
Yüzünde neşeli bir gülümseme olan sarışın genç adamın çağrısına, sıranın en sonundaki bir kadın cevap vermişti. Tekerlekli sandalyede oturan ufak tefek bir kadın gören Emilia hafifçe şaşırdı.
Emilia: “Subaru’nun yaptığından başka ilk defa görüyorum.”
Tekerlekli sandalyeler yürüme güçlüğü çekenleri taşımak için kullanışlıydı ama bu tür bir araca nadiren rastlanırdı. Emilia da bunu biliyordu çünkü Subaru’nun uyuyan kız için onca zahmetle tasarlayıp monte ettiği o tekerlekli sandalyeyi görmüştü.
Şimdi Subaru da Rem de uzaklara savrulup gittiğine göre… o tekerlekli sandalye de Roswaal malikânesinde duruyor olmalıydı fakat――
???: “Katya-san, lütfen bu kadar hırçınlaşmayın… Nişanlınızdan ayrı kaldığınız için böyle kaygılı davranıyorsunuz.”
Katya: “G-Gereksiz laflar edip durmasana! Sen de başından beri o çocuklar adına kaygılanıp duruyordun ki!.. Tek kaygılanan benmişim gibi davranma.”
???: “Öyle bir niyetim yoktu ama.”
Gözleri tekerlekli sandalyedeki kıza kilitlenen Emilia, sandalyeyi iten arkasındaki kızı fark etmekte gecikti.
Sandalyenin arka kollarını kavramış ve onu itmekte olan mavi saçlı bir kızdı ve――
Emilia: “――Rem?”
Rem: “――――”
Dudakları istemsizce o ismi fısıldadı ve gözleri, şaşkınlıkla başını kaldıran kızla buluşuverdi.
Emilia, kendisine dönüp bakan o iri gözlü kızın yüzüne dikkatle odaklandı. Onu ilk kez gözleri açık görüyordu ama siması, Emilia’ya nedense çok tanıdık geliyordu.
Bu da beklenen bir şeydi, zira Emilia Ram’ın ikizinin olduğunu duymuştu. ――Hem de bizzat Emilia’nın o güvenilir “Şövalyesi”nden.
Rem: “Siz… beni tanıyor musunuz?”
Kaşlarını çatan kız―― Rem, sorgulayan bakışlarla Emilia’yı süzdü.
Emilia, elini göğsüne götürerek kızdan gelen bu soru karşısında nefesini tuttu. İkilinin diyaloğunun ortasında kalan tekerlekli sandalyedeki kız da bakışlarını bi’ Emilia’ya bi’ Rem’e çeviriyordu.
Ardından da…
Katya: “Y-Yine mi senin tanıdığın? Sen de ne kadar çok aranıyormuşsun… Vaaa!”
Emilia: “Rem!”
Suratını ekşitip mırıldanan kadının başının üzerinden atlayan Emilia, aradaki mesafeyi bir çırpıda kapatıp Rem’in ellerine yapıştı.
Bu ani hareket karşısında Rem’in gözleri fal taşı gibi açıldı ama Emilia onun şaşkınlığını gözetebilecek kadar soğukkanlı değildi. Hâlâ elini sımsıkı tutarken Rem’i kanlı canlı karşısında görmek Emilia’nın gözlerinin dolmasına yetmişti.
Emilia: “Uyanmış… Rem uyanmış! İnanılmaz! Olamaz! Çabucak, Ram ve Subaru’ya haber vermeliyim!”
Rem: “B-Bekleyin lütfen, siz de kimsiniz?..”
Emilia: “Imm, Ram’dan dışarıda buluşalım diye bir mesaj gelmişti de yani belki o çoktan dışarı çıkmıştır bile? Öff ya! Subaru da hep böyle zamanlarda yer yarılıyor da içine giriyor sanki… Imm, ımm…”
Rem: “Beni bi’ dinleyin lütfen!”
Peş peşe gelen şaşırtıcı olaylarla Emilia’nın zihni allak bullak olmuştu, düşüncelerine fren yaptıransa Rem oldu.
Elini hâlâ bırakmayan Emilia’ya öfkeyle baktı.
Rem: “Siz de bana Rem diye hitap ettiniz… Önceki beni tanıyor muydunuz?”
Emilia: “Ah, yoo, orası biraz karışık. Ben de senin uyanık halini hiç hatırlamıyorum. O yüzden biraz tuhaf olacak ama… tanıştığımıza memnun oldum gibi bir durum yani.”
Rem: “N-Ne demek istediğinizi anlayamıyorum…”
Emilia: “Imm, ben de açıklama yapmakta pek iyi değilimdir, o yüzden doğru düzgün anlatabilir miyim bilmiyorum ama…”
Emilia mahcubiyetle kafası karışmış Rem’e ne söylemesi gerektiğini tarttı.
Rem’le uyanıkken konuşabilmek harika bir histi ama Emilia için o, Ram’ın kız kardeşi ve bir yıldan uzun süredir uykuda olan bir kızcağızdan ibaretti. Aynı zamanda, uyanık olduğu zamanlara ait “Anıları” da “Oburluk Günah Başpiskoposu”nca çalınmıştı.
Emilia’nın kendisi de Rem’le olan anılarının çalındığına, Subaru’nun anlattıkları ve Ram’a tıpatıp benzemesi dışında gerçek bir his besleyemiyordu, sadece buna inanıyordu.
Ancak Rem’in tavırlarından ve Emilia’nın kendi bildiklerinden yola çıkarak bazı gerçeklere ulaşabilirdi.
O gerçek de şuydu――
Emilia: “Rem, yoksa uyanmadan önce neler olduğunu hatırlamıyor musun?”
Rem: “…Şey, uyanmadan önceki veya sonraki derken ne kastettiğinizi bilmesem de haklısınız.”
Emilia: “…Demek öyle. Durum bundan ibaret yani.”
Belki Rem uyandığında Emilia ve diğerleriyle geçirdiği zamana dair “Anıları” duruyordur da ona geçmişteki ilişkilerini anlatabilir diye umut etmişti, içten içe.
Ne yazık ki bu umudu karşılık da bulamamıştı, yine de…
Emilia: “Ama hiç endişelenme. Pek çok şeyi hatırlamadığın için geeeerçekten de kaygılanıyor olabilirsin ama bizzat sana destek olurum, hem Ram ve Subaru da var!”
Rem: “――Siz… benim neyim oluyorsunuz?”
Emilia: “İlişkimizin adı… Misafir-hizmetçi gibi bir şey sanırım. Ama ben Ram’la sadece bu kadarla sınırlı bir ilişkimiz olmadığını düşünüyorum, o yüzden Rem’le de sadece bu kadarla kalmayan bir ilişkimiz olsun istiyorum.”
Rem: “――――”
Emilia: “Gerektiğinde birbirimize el uzatmak, sorunlarımız olduğunda hep beraber kafa yormak ve zorluklara da omuz omuza göğüs germek… Böyle bir ilişki tanımı, olmaz mı ki acaba?”
Rem için ne ifade ettiği sorulduğunda Emilia tereddütte kalmıştı.
Bunun sebebi, onunla olan ilişkisinin sıfırlanmış olması ve o noktadan itibaren sil baştan inşa edilmesinden kaynaklanıyordu. Dolayısıyla da o an için sadece bu ilişkiyi nasıl yeniden örmek istediğini ve buna dair gelecekteki beklentilerini dile getirebilirdi.
Emilia: “Yediğimiz de içtiğimiz de ayrı gitmesin istiyorum, Rem. Haydi, hep beraber canla başla çalışalım.”
Emilia’nın samimi inancı da “geleceğe dair beklentisi” de buydu.
Rem: “――――”
Emilia’nın cevabını işiten Rem’in gözleri irileşti, dudakları bir şeyler söylemek istercesine birkaç kez aralanıp kapandı.
Ne var ki zihnindekiler öyle kolayca kelimelere dökülemedi, dudakları tekrar ve tekrar kıpırdasa da sesi soluğu çıkmadı. Tam o an yavaşça avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi görünüyordu ki――
Flop: “Oka-san, içimden bir ses; o kızın senden yana olduğunu söylüyor.”
Rem: “Flop-san…”
Flop: “Tüccar olduğum için nice insanla tanışıp durdum ama bu kadar özü sözü bir insanı mumla arasan bulamazsın. O kıza güvenebileceğine eminim.”
Kekeleyen Rem’e bu sözlerle destek veren kişi, Flop adındaki sarışın genç adamdı.
Onun bu parlak ve neşeli onayı üzerine Rem kaşlarını kaldırdı, ardından tekrar Emilia’ya döndü. Emilia bu bakışı, göğsünü gere gere karşıladı.
Emilia’nın bu tavrı karşısında Rem küçük bir iç çekti…
Rem: “…Beni eskiden tanıdığınıza ve kötü birisi olmadığınıza inanıyorum.”
Rem’in bunu söylerken yaşadığı tereddüt, Emilia’nın kalbini bir anlığına sızlatmıştı. Emilia’nın gözleri şaşkınlıkla büyürken Rem’in soluk mavi gözleri hafifçe kısıldı…
Rem: “Im, az önce Subaru’yu anmıştınız…”
Emilia: “Ha? Evet, dedim. Subaru senin için geeerçekten endişelenen bir çocuk, sana o kadar değer veriyor ki…”
Rem: “――Bu doğruysa…”
Emilia’nın cevabı üzerine Rem’in bakışları yere indi ve göz ucuyla sokağın sonuna―― grubunun az önce geldiği yöne doğru kaydı. Bu tam olarak sokağa bir bakıştan daha çok, geride bıraktıkları yola dönük; manidar bi’ bakıştı.
Emilia bunun ne anlama gelebileceğini tarttı ve “Yoksa” diyerek heyecanla öne atıldı…
Emilia: “Subaru’yla mıydın? Subaru iyi mi? Yine pervasızca davranıp işlere kalkışmıyor, di’ mi?”
Rem: “Demek siz de böyle düşünüyorsunuz. O adam genelde pervasızdır.”
Emilia: “Hıhı, aynen öyle. O zapt etmesi çok ama çok zor bir çocuk ve… Ah! Sahi ya.”
Rem: “?..”
Emilia: “Benim adım Emilia, yalnızca Emilia. Adımı unuttuğun için söze muhtemelen kendimi tanıtarak başlamalıydım ya.”
Emilia, Rem’in adını hatırlasa da Rem Emilia’nınkini bilmiyordu ki. Ne kadar zaman geçerse geçsin, Emilia beyan etmedikçe Rem kıza asla ismiyle de hitap edemezdi.
Emilia’nın adını duyduktan sonra, Rem’in gözleri şaşkınlıkla hafifçe aralandı.
Rem: “Emilia-san…”
Emilia: “Ih, evet. Yani Rem, Subaru… şu an o tarafta mı?”
Rem: “O tarafta olduğundan epey eminim ama…”
Rem’in muğlak konuştuğunu duyan ve yüz ifadesinin gölgelendiğini gören Emilia, içine doğan kötü bir hisle kaşlarını çattı.
İmparatorluk Başkenti’nin kaosuna ve hareket hâlinde olanların sadece Rem, Flop, tekerlekli sandalyedeki kız ve çocuklar hesaba katıldığında onlardan ayrı düşmesi, pek de Subaruluk bi’ hareket değildi.
Yine de Subaru, Rem ve diğerlerinden ayrı hareket ediyorsa――
Emilia: “Yine pervasızca bi’ işler peşindedir… Bi’ an önce yanına gitmeliyim!”
Rem: “Hemen anladığınıza göre cidden öyle bir insanmış…”
Emilia: “Evet. Subaru kahramancılık oynamaya bayılır, bu yüzden de onun için her daim endişeleniyorum.”
Rem: “Gerçekten de böyle birisiymiş demek…”
Rem, Emilia’nın Subaru hakkındaki nokta atışı tespitine katılarak başını salladı.
Emilia, Rem’le bu şekilde kelam edebildiği için mutluydu ancak durumun vahameti uzun uzadıya bir sohbete de elvermiyordu.
Bu hissi daha da acil kılan şeyse――
Katya: “――Hık! B-Bu?! Bu ses de neydi?!”
Aniden, uzaklardan oldukça şiddetli bir patlama sesi yankılandı. Sese irkilip omuzları hoplayan tekerlekli sandalyedeki kadın, huzursuzca etrafına bakındı.
Bulunduğu yerden tam olarak seçmek zor olsa da Emilia, İmparatorluk Başkenti’nin uzak ucundan göğe yükselen kızıldan alev sütunu ve onu takip eden kapkara dumandan bulutları seçebiliyordu.
Bu çok ama çok büyük bir patlamaydı.
Havada değişik bir şey yoktu, bu yüzden büyüden kaynaklanan bir patlamaya da benzemiyordu. Belki de Ateşten Büyü Taşları veya benzeri bir mühimmatla tetiklenmişti.
Rem: “Orası…”
Emilia: “Yoksa Subaru’nun olduğu yer mi orası?”
Rem: “…Evet.”
Patlamanın olduğu yöne bakarken boğazı düğümlenen Rem, Emilia’nın sorusuna başıyla onay verdi.
Emilia patlamayı gördüğü o ilk anda, Subaru’nun bu işte bir parmağı olduğunu düşünmeden edemedi. Anında fırlayıp Subaru’nun yanına gitmek istiyordu.
Ancak Ram ve Subaru’nun hislerini hesaba kattığında Rem’i burada bi’ başına bırakmak da son derece zor bir seçimdi, Emilia “şunu mu yapsam” yoksa “bunu mu” diye arada kalmanın ağırlığı altında ezilmek üzereydi ki…
Katya: “…S-Sen patlamaya doğru mu gideceksin? Şu, şu kızı da yanında götürüver. İşine yarar.”
Emilia: “Ha?”
Rem: “Katya-san?”
Emilia’nın zihnindeki karmaşa, patlama sesiyle ödü kopmuş olan tekerlekli sandalyedeki kadın―― Katya tarafından sekteye uğratıldı.
Emilia’ya ürkek gözlerle baktı, defalarca göz göze gelip hemen ardından bakışlarını kaçırdı.
Katya: “Baksana, yaraları sarmak için büyü de kullanabiliyor. Biraz pervasız olsalar bile yanlarında bu kız oldu mu bi’ şekilde hallederler. Ayrıca… Deminden beri, gözün hep orada.”
Rem: “…Gözü hep orada olan sizsiniz bence Katya-san.”
Katya: “İyiyim ya! Hem T-Todd da bildiğiniz üzere canına pek düşkündür, hayata bi’ şekilde inatla tutunur. Ne olursa olsun, yüzünde o soğukkanlı ve sakin ifadeyle geri gelecektir. Ama senin tanıdığın o çocuklar, Todd kadar dayanıklı da değil.”
Rem: “Evet ama…”
Katya’nın kekeleyen konuşması, her ne kadar dobra olsa da Rem’in hislerine tercüman oluyordu. Belki de bu düşünceli tavrı ona iyi geçtiğindendi.
Rem, Katya’nın sözlerine başını sallayamadı. Rem’in bu tereddüdüne şahit olan Katya sesini yükseltti ve “Boş versene!” dedi.
Katya: “Buradan sonrasını artık o kadın… İşte halleder bir şekilde. Ne… Gümüş saçlar, uzun kulaklar falan uğursuzluk getirmez mi ya?”
Emilia: “Ah, o konu açılırsa insanları ürkütebilirim, o yüzden şimdilik bana bakma.”
İnsanlar Emilia’nın yarı elf olduğunu fark ederse bu İmparatorlukta bile onları korkutup kaçırabilirdi. Bu yüzden unutmaları umuduyla elleriyle kulaklarını gizledi.
Katya, Emilia’nın tepkisini tartarak tekrar Rem’e baktı.
Katya: “Beni dert ediyorsun etme. Oradaki düzensiz, iyi adamın beni götürmesine müsaade edeceğim. Sen de ne yapmak istiyorsan onu yap ama düzgünce yap…”
Rem: “――――”
Katya: “V-Ve hazır elin değmişken Todd’un işleri yüzüne gözüne bulaştırmadığından da emin ol. Söyleyeceklerim bu kadardı! Hadi oyalanma da git…”
Bununla birlikte Katya tekerlekli sandalyesinin tekerleklerini çevirdi ve Rem’den uzaklaştı. Rem de Katya’nın onsuz gitme kararı karşısında ağzından küçük bir “Ah” sesi çıktı ve gözlerini yere indirdi.
Ancak gözlerini sıkıca yumarken…
Rem: “Flop-san, Katya-san’ı size emanet edebilir miyim?”
Flop: “Evet, gözün arkada kalmasın! Birlikte onca emek verdiğimiz şu sahte Veliaht Prens-kunlarla birlikte bu son engeli de aşarız elbet.”
Rem: “Evet. ――Katya-san, çok teşekkür ederim.”
Rem, göğsünü yumruklayarak görevi devralmaya hazır olduğunu gösteren Flop’a derin bir şekilde eğildi. Katya bir “Hıh” sesiyle arkasını dönerken yanakları kırmızı kesildi.
Rem ve Katya bakışlarıyla birbirlerine gülümserken Emilia onları şefkatle izledi.
Emilia: “Buradan çıktığımızda da lütfen başından geçenleri bana anlat Rem. Ben de, Ram da, Subaru da ve diğer herkes de bunu geeerçekten de duymak istiyoruz.”
Rem: “İlginç bir hikâye olacağını sanmıyorum ama… pekâlâ.”
Emilia elini uzattığında Rem elini uzatıp tutmadan önce hafifçe tereddüt etti.
Emilia bu temasa karşın gülümsedi ve ardından onu nazikçe kendine doğru çekti. Beklenmedik bir şekilde Rem’in gözleri büyüdü, ayağı tökezledi ve Emilia’nın göğsüne yaslanıverdi.
Hiç bozuntuya vermeden Emilia “Hoppa!” diyerek Rem’i kucaklayıp kaldırdı.
Emilia: “Üzgünüm. Ağırdan alacak lüksümüz kalmadı, o yüzden biraz daha hızlı gidebilmemiz adına bırak da seni taşıyayım!”
Rem: “B-Bayağı güçlüsünüz, değil mi?”
Emilia: “Evet, öyleyimdir. ――Kendinize iyi bakın millet! Tekrar görüşeceğiz!”
Rem’i kucağına almış olan Emilia; Katya, Flop ve etrafındaki diğerlerine seslendi. Sonra bir “Yaa!” nidasıyla olduğu yerden fırladı ve binanın çatısına sıçradı.

Flop: “Oka-san! Emilia Hanım! Lütfen siz de orada dikkatli olun!”
Katya: “G-Geri dönseniz iyi olur…”
Bu tezahüratlar eşliğinde Emilia kollarındaki Rem’e baktı.
Emilia: “Sıkı tutun, tamam mı? Birazcık hızlı koşacağım da!”
Rem: “――Eskiden sizinle nasıl bir ilişkiye sahiptik acaba?”
Sıkıca tutunurken Rem kelimeleri sanki içinden söküp atıyormuşçasına mırıldandı. Bu sözlere Emilia’nın verecek net bir cevabı yoktu ama…
Emilia: “İşte ben de tam olarak aynı şeyi öğrenmek istiyorum!”
Bu güçlü beyanla kollarında Rem’le birlikte İmparatorluk Başkenti’nin derinliklerine doğru tekrar koşmaya başladı.
Emilia durmaksızın koştu, koştu da koştu; Rem’in kollarının ona sıkıca sarıldığını hissederek… ve ardından――
Emilia: “Buraya kadar.”
――O anda da kavuşmaları tamamlanmıştı.
#Evet, çok güzel bir Emilia bölümünü de okumuş oluyoruz. Emilia’nın bakış açısından ne olduğunu görmüş olduk. Sonraki bölüm geeerçekten de büyük kavuşma olacak gibi. Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!

Ellerinize sağlık
Bölüm için teşekkürler
Emilia aşık oldum sana