Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Bertiel
Ek Düzenleme: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Todd: “――Bunlar yeni zombiye dönüşmüş. Aralarında birkaç saat öncesine kadar hayatta olanlar bile var. Bu muharebede ölenler teker teker yeniden ayaklanıyor… Gerçi bu henüz kesin değil, ha.”
Subaru: “Yine de ‘yeni dönüştüler’ derken ne kastettiğini anlıyorum. Sanki kendi zayıflıklarının ne olduğundan bihaber gibiler. Zombiler hakkında pek bir şey bilmeyenler yalnızca biz değiliz anlaşılan…”
Todd: “Onların bizzat kendileri de bilmiyor. Ama konuşacak kadar kafaları basıyorsa muhtemelen düşünerek bir şeylerin farkına da varabilirler. Onlara ne kadar vakit tanırsak meçhul kısımlarını doldurup olası zayıflıklarını da bi’ o kadar yok ederler.”
Subaru: “İşte tam da bu yüzden yılanın başını küçükken ezmeliyiz―― Tabii ya.”
Todd: “N’oldu? Neyi fark ettin?”
Subaru: “――――”
Todd: “Nazlanmayı bırak da dökül bakalım.”
Subaru: “Nazlandığım falan yok. Sadece… zombiler kendi bedenlerini bile tam olarak anlamıyorlar, değil mi? O zaman, tam tersine biz onlara öğretirsek――”
△▼△▼△▼△
Louis’in sırtına tırmanmasına müsaade etti, Beatrice’i de göğsüne sımsıkı bastırdı.
Tıpkı Galewind Atı’nın sırtında yol aldıkları zamanki gibiydi, ne var ki içine düştükleri vaziyet fazlasıyla çetindi ve kızları düşünecek vakit de yoktu.
Çevrelerindeki manzara bir anda değişiverdi ve hemen ardından hiddetli bir darbeyle un ufak olmuş bir evin yanı başında, Subarugiller âdeta yoktan var olarak zombinin arkasına geçiverdiler.
Evleri Tanza fırlatırken molozları da İdra fırlatıyordu, dalga dalga gelen saldırıları―― Söze döküldüğünde kulağa epey komik gelen bir savaş stratejisiydi fakat komik olan yalnızca sözlerden ibaret de değildi, manzaranın ta kendisiydi.
Kocaman adam dururken çocuğun daha iri nesneleri fırlatıyor olması da değildi mesele. Evi gülle gibi fırlatma taktiğinin kendisi başlı başına absürttü.
Yine de――
Tanza: “Yorna-sama’nın sevgisine eriştiğim için en azından bu kadarını yapmalıyım.”
Mademki Tanza durumu böylesine güven verici bir tavırla kabullenmişti, manzaranın garipliği şimdilik rafa kaldırılabilirdi.
Tüm Pleiades Taburu’nu kapsayan gizemli güçlendirme İdra için de geçerliydi, doğrusu ancak Yorna’nınkini de üstüne ekleyen Tanza kadar etkili değildi. Her şey doğru zamanda doğru yerde olmakla ilgiliydi.
Bu perspektiften bakınca da rakiplerinin dikkati irili ufaklı araçlarla yapılan dalga dalga saldırılarla dağıtıldı―― odakları Todd’a kaydığı anda da Subaru ve müttefikleri sürpriz bir ışınlanma saldırısı gerçekleştirdi.
Subaru: “――――”
Zombi havanın ortasında büküldü; kendine has tek gözlü çehreye sahip düşman, yüzünün merkezindeki devasa gözün beyaz kısmını karartırken altuni göz bebeği parlak bir ışıkla parlıyordu.
Dudaklarına kazınan o korkunç derecede gaddar, kan kokulu şer bir sırıtış; Subaru’nun kanını dondurmaya yetmişti.
Savaşın ortasında böyle histerik kahkahalar atan bir tip miydi hep? Yoksa zombiye dönüştükten sonra mı böyle olmuştu, ikisinden hangisi olduğunu bilmiyorlardı.
Ancak――
Beatrice ve Subaru: “El――”
Hızla Subaru ve Beatrice aynı anda ellerini kaldırıp tam karşılarındaki düşmana doğrulttular.
Şayet ki rakipleri Subaru ve Beatrice’in saldırısından kaçınmak için azami çaba gösterip hiç tereddütsüz bir hamle yapsaydı stratejileri de o anda çökerdi.
O hâlde var güçleriyle çabalasalar bile bu düşmanı alt etmeleri mümkün olmayabilirdi.
Ama bu yaşanmayacaktı. Çünkü Subaru―― yoo, Subarugiller onu bu duruma mecbur bırakmıştı.
İzmail: “――Hık.”
Nitekim zombi de irkilerek arkasını döndü ve Subaru’yla diğerlerini devasa tek gözüyle süzdü, kaçınma hamlesi yapmaktansa kabzasını kavrayarak savaş baltasını savurdu.
Bu, Subarugillerin saldırısını göğüsleyip ardından bir karşı saldırıyla onları alt etmeyi içeren bir stratejiydi―― yani düşmana daha büyük hasar verebilmek uğruna hasar almayı göze alma taktiğiydi ancak buradaki saldırıya sinen gözü karalık bambaşkaydı.
Zombinin bedeni, aldığı yaraları neredeyse anında yeniliyordu.
Düşman, Subarugillere saldırısını sıfır riskle karşılayabileceğine ve ardından da bunu kendi karşı saldırısını başlatmak için kullanabileceğine inanmasının sebebi tam da buydu.
Ne yazık ki――
Beatrice ve Subaru: “Minya!!――”
――Farkında değildi ama bu, Subarugillerin onun için itinayla hazırladığı mağlubiyete giden yoldu.
Savaş baltası bir karşı hamle için savrulmuşken düşman, Subaru ve Beatrice’in havaya kaldırdığı ellerden fırlayan mor oklardan ağır bir darbe yedi.
Pırıl pırıl parıldayan üç adet ametist kristal ok, Tepegöz’ün bedeninin sol yarısına saplanıverdi.
İzmail: “Fevkalade bir taktik ama――”
Vücuduna saplanmış mor oklara aldırış etmeyen düşman; dişlerini göstererek avına doğru, Subarugillere doğru kükredi.
Zombinin bedeni, belli bir gücü muhafaza etse de -tuhaf sayılacak şekilde- parçalandığı vakit tıpkı bir çömleğin çatlaması gibi çıtırtılarla kırılgan bir biçimde dağılıp gidiyordu.
O parçalanan bedeni, bir videonun geriye sarılıyormuşçasına onarılır ve zombi, sanki hiçbir şey olmamış gibi saldırısına devam ede…
İzmail: “N-Ne?..”
—Edemedi.
Zombi bedenine saplanan ametist oklar, oradan itibaren bedeni parçalamak yerine bedeni okla aynı ametist kristale dönüştürüyordu. Kristalleşen bölge çatlıyor ve ardından zombinin bedeni bu kez gerçekten parçalanıyordu ancak o bölge yenilenmiyordu.
Yin Büyüsü’nün zombiler üzerindeki o kendine has etkisi―― İşte bu, şu ana kadarki geri çekilmeleri sırasında tespit edilen düşmanın zayıflığıydı.
――Her ne kadar uzun süre boyunca gözlem yapma fırsatı pek olmasa da zombilerde birkaç ortak özellik fark edilmişti.
Örnek vermek gerekirse bir zombinin ölümcül yarası kafadan ziyade kalbe daha yakındı.
Nitekim, göğüslerini deşmek onları öldürmüyordu. Buna “ölümcül” demek pek de doğru tabir olmayabilirdi. Yine de zombilerin bedenleri aldıkları yaraları anormal bi’ hızla yenilese de kalplerine yakın aldıkları yaralar olması gerekenden daha yavaş iyileşiyordu.
Kol ya da bacakların koptuğu senaryoda dahi kanlar fışkırmadığı için kalp muhtemelen artık bedene kan pompalama görevini yapamıyordu ancak insan bedeninin hayati bir parçası olma işlevini de yitirmemişti.
Zombilerin alt edilemez gibi görünen bu özellikleri açığa çıktıkça Beatrice’in Yin Büyüsü’nün zombileri yenmekte etkili olduğu da fark edilmeye başlandı.
Beatrice, Yin Büyüsü olan Minya’nın hedefin zamanını dondurma etkisine sahip olduğunu, bunun bir nevi ani ölüm büyüsü olduğunu ve yenilemeye bel bağlayan zombilere karşı bilhassa etkili göründüğünü söylemişti.
Todd’a kalırsa, bir zombinin bedenini yakıp kül edebilselerdi düşmanın yenilenmesini tıpkı Minya’yla vurmuşçasına durdurabilirlerdi ancak ellerinde olmayan bi’ şeyin lafını yapmanın manası da yoktu.
Subaru: “Elimizdeki kozun en güçlü hâli de bu!”
Düşman zombilerin gücü ne olursa olsun, Beatrice’in Minya’sıyla vuruldukları takdirde mağlup olmaları kaçınılmazdı.
Hâl böyle olunca da o vuruşu isabet ettirebilmek için stratejik düşündüler. Vardıkları sonuç da düşmanların hem hayattayken sahip oldukları kabiliyetleri sergilemesini sağlamak hem de zombiliğin avantajlarını bizzat göstermekti.
Beatrice: “Saldırı alsa da yaralanmayacağını, ölse de hemen iyileşeceğini fark edince herkes o güce bel bağlar, sanırım.”
Subaru: “Zombi olmadan önceki sen olsaydın gözün kapalı kaçınırdın be.”
Louis: “Au!”
Bu; Subaru, Beatrice ve Louis üçlüsü için bir zafer ilanıydı―― daha doğrusu, düşmanlarına yönelik hem hayranlık hem de acımaydı.
Zombi olarak dirilen bu savaşçılar hiç şüphesiz ki hayattayken fazlasıyla yetenekli savaşçılardı. Zombiye dönüşmüş hâliyle bile dövüş kabiliyetinde gözle görülür bi’ gerileme yoktu ancak savaşa yaklaşımlarında bariz bir çarpıklık vardı.
Keşke bir saldırıyı göğüslemeyi düşünecek kadar küstahlaşmasaydı.
Subaru: “Normalde o vuruşu göğüslemeyi aklının ucundan bile geçirmezdi.”
İzmail: “――――”
Maruz kaldığı büyünün sarsıntısıyla olduğu yerde dönen zombinin gözü fal taşı gibi açıldı.
Bakışları hem mağlup olmanın getirdiği şaşkınlık hem de kabulleniş girdap hâlinde harmanlanıyordu. Subaru alt dudağını ısırdı, bu savaşçının başına gelen akılalmaz kadere içinden lanetler okudu.
Subaru, bedeninin sol yarısını kristalleştirip “Ölüm”ü o adama ikinci kez tattırdığından ötürü lanetlense de――
Tanza: “――Schwartz-sama!”
Göğsüne bir anlık hüzün çöktüğü sırada oldu.
Tanza’nın endişe dolu sesiyle irkilen Subaru, gerçeğe döndü ve havadaki zombinin gözlerindeki değişimi fark etti.
O ölülere has altuni gözünün rengi değişmiş falan da değildi.
Fakat içinde yüzen şaşkınlık ve kabulleniş silinmiş, yerini keskin bir düşmanlığa bırakmıştı.
Bir an için düşman, aldığı darbeyle birlikte mağlubiyeti neredeyse kabullenmişti.
Gözlerindeki ifadeyi değiştiren de buydu. ――Belki de fitili ateşleyen Subaru’nun son sözleri olmuştu.
İzmail: “Daha…”
Subaru: “――Ölmemiş!”
Gördüğü manzara karşısında nefesi kesilen Subaru’nun önünde, bedeninin sol tarafında kristalleşme ilerlemekte olan düşman havada bir şeyi tekmeledi.
Tekmelediği şey de parçalanmış ev güllerinin bir parçaydı. Sadece tek bir parça olsa da insan kafası büyüklüğündeydi. Onu havada tekmelemesiyle oluşan darbe, zombinin sol kolunu omuzundan itibaren parçalayıp kopardı.
Buna karşılık, o enkaz parçası dosdoğru Subaru’nun suratına doğru uçuverdi――
Louis: “Uau!”
Tam çarpacakken Subaru, kafatasının o parçayla tuzla buz olduğunu bir anlığına gördü.
Ancak bu ölümcül darbe Subaru’ya ulaşamadı. Çünkü bir silüet -Louis- tam Subaru’ya çarpacakken araya giriverdi ve onun yerine darbeyi üstlendi.
Subaru: “Louis!――”
Sırtına yapışan Louis, zorla Subaru’nun bedenini aşağı çekerek onu parçanın yörüngesinden çıkardı ve onun yerine kendisi atıldı.
Nitekim de Louis o enkaz parçasından darbeyi bi’ güzel yedi, Subaru’nun sırtından koptu ve uzaklara doğru savruldu.
Beatrice: “Subaru donakalma, doğrusu!”
Louis savrulurken Beatrice dikkati dağılan Subaru’ya bağırdı. Bedenini Subaru’nun kollarında tutmaya devam ederken düşmana saldırmak için elini uzattı.
Ancak karşılarındaki düşman, aynı hataya iki kez düşüp ölümcül bir darbe alacak kadar saf değildi.
İzmail: “――Hık.”
Kolundan parçalar havaya saçılırken düşman Beatrice’in Minya’yla yapacağı saldırıyı ustalıkla okudu ve sol omuz bölgesinden geriye kalan o azıcık parçayı saldırıyı karşılamak için kullandı.
Hasarı hâlihazırda kristalleşmiş olan bölgelere çekerek çatlakların ilerlemesiyle oluşacak hasarın yayılmasını en aza indirgedi.
Bu, resmen usta bir savaşçının tekniğiydi——
Subaru: “Uvva!”
Tam da onun bu becerisine hayran kalmışken ona doğru uzanan bir el Subaru’nun yakasına yapıştı.
Savaş baltasını bırakmıştı―― Yoo, daha doğrusu savaş baltasını savurma yetisini kaybettikten sonra, takıntılı bir şekilde Subaru’nun peşinden geliyordu.
İzmail: “Ooooh!!”
Subaru: “Gağh!”
Korkunç bir kol gücüyle çekildi, Beatrice’i kucaklayan Subaru’nun bedeni acımasızca yere çakıldı. Sırtını sert zemine çarpmanın acısıyla nefesi kesilirken üzerine çullanan düşmanın suratını gördü ve içgüdüsel olarak elini kaldırmaya çalıştı.
Fakat rakibinin o kararlı ifadesiyle göz göze gelmesiyle de olduğu yerde donakaldı.
——Çoktan ölmüş bir bedene ait olduğuna inanılmayacak kadar heybetl ve savaş arzusuyla dolu ifade vardı karşısında.
Subaru: “――Hık.”
Beatrice: “Subaru!”
Tanza: “Schwartz-sama!”
Gırtlağı sıkılırken çaresiz feryatlar Subaru’nun kulak zarlarına çarptı.
O telaşlı sesleri ve boynundaki kemiklerin ölümcül çatırtısını duymasına rağmen Subaru’nun kolları hâlâ kıpırdamıyordu. Gücü tükendiğinden değildi, daha çok; kalbinde o şevk kalmamıştı.
Bunu yapmazsa öleceğini bilse de.
Öldürmezse öldürüleceğini bilse de.
Beatrice: “Minya!”
Kıpırdayamayan Subaru’nun yerine, onun kucağından öne atılan Beatrice düşmana büyüsünü ateşledi.
Subaru’yu siper alması, kollarındaki Beatrice’in de siper olması demekti. Hâliyle de büyü hedefe sıfıra sıfır bi’ mesafeden ulaştı.
Yine de düşman dayandı. ――Gövdesi kristalleşse bile en azından Subaru’yu da yanında götürmek istercesine boynuna doladığı sağ kolunu ölümüne savundu.
???: “Tuhaf bir şekilde merhametli olduğun için oluyor bunlar.”
Böylesine kayıtsız sözler döküldükten hemen sonra gözlerindeki o yanan parıltıyla Subaru’yu öldürmeye çalışan düşmanın kafası, boynundan koparılıverdi.
Kaybolan düşmanın kafasının ardında, buz gibi soğuk bir ifadeyle Todd belirdi.
Subaru: “――――”
Todd, elindeki baltayı savurmasıyla zombinin kellesini uçurmuştu.
Todd’un kopardığı o kelle nefretini ona yöneltmeye yeltendiği anda da――
Tanza: “Ne cüretle!”
Diye kükredi. Hemen ardından Tanza’nın uçan tekmesi o kafayı acımasızca uzağa fırlattı. Tepegöz’ün kafası, bir futbol topu misali caddede seke seke gözden kayboldu.
Başından geride kalan gövdeyse yavaşça çatırdadı ve nihayetinde tamamen koyu mor kristallere dönüşerek dağıldı.
Tanza: “İyi misiniz Schwartz-sama!”
Subaru: “…Öhöğ öhöğ, İ-İyiyim. Batırdım, sağ olasın.”
Üzerine bulaşan, düşmanın çökmüş gövdesinin kristal parçalarını silkeleyen Subaru; ona doğru koşan Tanza’ya elini kaldırarak yara almadığını söyleyerek yüreğini su serpti.
Tanza, Subaru’nun yanıtıyla rahat bir nefes alırken Subaru’nun yüzü aniden bir şeyi idrak etmişçesine değişti――
Subaru: “Louis! Ya Louis? Beni korumak için…”
İdra: “Ciddi bir şeyi yok gibi. Gerçi enkaz parçası çarpmış galiba, sarsıntı geçirmiş.”
Subaru’nun telaşlı sorusunu, az ileride çömelmiş olan İdra yanıtladı.
Ayaklarının dibinde Louis uzanıyordu, üst bedeni kaldırılmış bi’ hâlde alnından kanlar süzülüyor ve başı baygın baygın sallanıyordu.
Subaru: “Başı fena olmuş!.. Beatrice lütfen!”
Beatrice: “――Elbette biliyorum, sanırım.”
Subaru: “Lütfen!..”
Subaru, Louis’in hâlini görür görmez ayağa fırladı ve Beatrice’in koluna yapıştı. Beatrice’in tavırlarında bir anlık duraksama olduysa da Subaru’nun gözünden kaçmıştı.
O an orada şifa büyüsü kullanabilen yegâne kişi Beatrice’di.
Bu büyüye sahip diğer kişiyse -Rem- güçlü bir düşmanla topyekûn bir kapışmadan kaçınmak adına, savaşçı olmayanlarla birlikte muharebe alanının etrafından dolaşıp şehrin iç kısımlarına ilerlemesi için görevlendirilmişti.
Güçlü düşmanları surların dibinden ne kadar uzağa çekmeyi başarırlarsa şehirden sağ salim kaçma ihtimalleri o kadar artacaktı ancak işte tam da bu noktada, potansiyel şifacı eksikliğinin bedeli de ağır oluyordu.
Subaru: “Louis, iyileşeceksin!”
Subaru, Beatrice’le birlikte Louis’in yanına çömeldi; Beatrice elini Louis’in alnındaki yaranın üzerine koyarken Subaru da kızcağızın elini sımsıkı kavradı.
Subaru’nun kavrayışına cılız bir karşılık gelirken Subaru durmadan “Özür dilerim…” diye mırıldanıyordu. Elinden özür dilemekten başka bir şey gelmiyordu. Zira olan biten tamamen onun hatasıydı.
Todd: “Demek o velet de şifa büyüsü kullanabiliyor, ha? Etrafın nadir yeteneklerle dolu ya.”
Todd, Louis’in tedavisiyle ilgilenen Subaru’ya ansızın konuştu.
Düşmanın kellesini uçuran baltayı omzuna atmış, bakışlarını Subaru’nun hafifçe gerilmiş bedenine dikmişti.
Todd: “Ama böyle devam edersen o yetenekler de heba olup gidecek. Bunun farkındasın, değil mi?”
Subaru: “Todd…”
Todd: “Kendi gücünden başka bir şeye, ‘ben nasılsa ölmem’ diye körü körüne inananlar zayıf olanlardır.”
Subaru: “――――”
Todd: “Bu lafım yalnızca az önce hakladığımız Tepegöz’e değil, senin için de geçerli.”
Bu kayıtsız sözlere karşılık verememesinin sebebi, sözlerin şaşmaz bir şekilde hedefi tam on ikiden vurmuş olmasıydı. Düşmanının yaklaşan mağlubiyeti elinin tersiyle itip zafere tutunduğunu gördüğü anda Subaru’nun aklından böylesine zayıf şeyler geçmişti. Bu, tam da Todd’un dediği gibi yaşama arzusunun ağır basmasının bir neticesiydi.
Subaru bunu “olur böyle şeyler” deyip geçiştirecek kadar toy değildi ama――
Tanza: “Bu şekilde konuşarak kabalık yapmıyor musunuz?”
Todd: “――――”
Tanza: “Schwartz-sama, mevcut savaşa muazzam katkı sağlamış biridir. Ona karşı bu şekilde konuşmanız…”
Todd: “Bana diklenme. Katkılarını inkâr ediyor değilim, aksine kabul ediyorum. Sadece yetersiz buluyorum. Ayrıca, en büyük katkıyı sağlayan kişi ya sendin ya da şuraya yığılıp kalan o veletti.”
Todd’un çenesiyle kızı işaret ederek kurduğu bu cümle üzerine Tanza’nın yanakları kasıldı. Böylesine güçlü bir rakibe karşı kilit rol üstlenen Tanza, kendisine yöneltilen övgüyü umursar görünmüyor; aksine o acımasız sözlerin hedefi olan Subaru için endişeleniyordu.
Yüz ifadesi kolay kolay değişmeyen bir kız olmasına rağmen içinde sakladığı ve dönüp duran bu duygular bi’ haylı baskındı. Gladyatör Adası’ndan bu yana Subaru’yla ilişkisini epey derinleştirmişti, bu yüzden Subaru’ya hakaret edildiğinde onun adına öfkelenmesi gayet doğaldı.
Todd’un nişanlısı Katya’nın o an orada olmaması da ses tonundaki gerginliği artıran bir faktördü.
Tanza: “Siz kendinizi her zaman haklı mı görüyorsunuz? Öyleyse…”
Todd: “Bana diklenme dedim ya. Sadece gerçekleri yüzüne vuruyorum. Dışarıda ölmeyeceklerinden emin olan bi’ o kadar akılalmaz güçte canavarlar var, buna ek olarak herhangi bir etkenden dolayı ölmeyeceklerini sananlar da var. ――Bu, iki gruba sen de ben de dahil değiliz.”
Tanza: “Bu…”
Todd: “İlk gruptan müttefiklerin varsa işin kolay ama ikinci gruptakileri müttefik olmak dahi istemezdim. Düşmanınsa da tıpkı az önce bizim yaptığımız gibi bu durumdan faydalanabilirsin. Arkadaşının planı dört dörtlüktü.”
Tanza: “――Hık, siz kim oluyorsunuz da…”
Schwartz-sama adına konuşuyorsunuz, diye mi çıkışacaktı? Yüzü öfkeden hafifçe kızarmış olan Tanza, Todd’a patlamaya yeltendi. Ancak Subaru onu durduramadan İdra araya girdi.
Louis’in bedenini desteklerken Tanza’ya seslendi.
İdra: “Bu kadarı kâfi. Bu hâllerin sana yakışmıyor. Senin huyun her daim soğukkanlı olmak değil miydi?”
Tanza: “…Duygularımın gelgitlerini yönetmekte pek de iyi değilim. Hem İdra-sama, sizin de anlamanız gerekiyor.”
İdra: “Anlamak derken…”
Tanza: “Çünkü ben de Idra-sama da Schwartz-sama’ya bağlıyız. Schwartz-sama’nın neler hissettiğini az çok anlıyor olmalısınız.”
İdra: “――――”
İdra, arkasını dönmüş olan Tanza’nın bu sitemi üzerine kaşlarını çattı ve ağzını açmadı. Tam karşısında duran İdra’nın bu ifadesini gören Subaru, farkında olmadan yutkundu.
Her ne kadar Pleiades Taburu, Subaru’nun sahip olduğu “Aslanın Kalbi” sayesinde bahşedilen olağanüstü bir güçle donatılmış olsa da Subaru’nun yakın ilişki kurduğu üyeler―― İdra ve aynı Birlikten gelen diğerleri, bir de Subaru’yla diğerlerine kıyasla daha yakın bir ilişkisi olan Tanza, onun eksikliklerini devralıyorlardı.
Tanzagillerin bunu Subaru’nun yetersizliği veya meziyetsizliği olarak görmemeleri bir nebze olsun rahatlamıştı.
Öte yandan kendini suçlu da hissediyordu, hâlâ yetersiz olduğunu iliklerine kadar hissediyordu.
Ve Subaru tam da bunları düşünürken――
Louis: “Aa, uh.”
Ansızın Louis, Subaru’nun elini sıkarak karşılık verdi ve cılız bir ses çıkardı.
Her zamanki gibi henüz kelimelere dökülmediği için ne demek istediğinin ayrıntıları anlaşılamıyordu. Ancak Subaru için endişelendiği aşikârdı. Hem de ondan çok daha ağır yaralıyken bile.
Beatrice: “Konuşabiliyorsa endişeye mahal yok demektir, doğrusu. Tedavisi bittiğinde de onu buradan çıkarıp Rem’e bi’ gösteririz ettiririz, sanırım.”
Subaru: “Anladım. Evet, haklısın. Binbir güçlükle yolu açtık. Burada daha fazla oyalanırsak…”
Başka zombilerin üşüşmesi işten bile değil, önceliklerini şaşırırlarsa bu iş yürümezdi, işte tam o anda olan oldu.
――Fışşş, rüzgârı yaran tuhaf bir ses işitti.
Subaru: “――――”
Kulağa sanki ucuna hafif bir şey bağlanmış bir ipin savrulması gibi geliyordu ancak o keskin rüzgâr sesini duyduktan hemen sonra yaşananlar, hafif kelimesinin yanından bile geçmiyordu.
Tanza: “Kağh.”
Ağzından kısa bir inilti dökülürken Tanza’nın bedeni sarsıldı.
Ardından, titreyen bedenine doğru baktığında da o yuvarlak gözleri dehşetle irileşti. ――Sırtını ve karnını delip geçen, keskin uçlu dokunacı andıran bir şey dışarı fırlamıştı.
Tanza’nın minik bedenini deşen o dokunaç, savaşın arta kalan yıkıntısıyla dolu olan ve Subarugillerin durduğu yerden epey uzaktaki sokağın olduğu istikametten uzanıyordu.
Kıvranan bir yılan gibi uzanan o dokunacın kaynağıysa――
Subaru: “…Ha?”
Demin tekmeyle uçurulan o kafadan hilkat garibesi bir gövde bitmişti. Bu dışarı doğru uzanan dokunaçlarıyla az önceki zombinin ta kendisiydi.
△▼△▼△▼△
Subaru: “――――”
Bir anlık donakaldı. Subaru’nun zihni, hayal gücünün ve idrakinin ötesindeki bu manzara karşısında bembeyaz kesildi.
Fakat o anın ölümcül bir sessizliğe bürünmesini engelleyen bir ses yükseliverdi.
Beatrice: “Subaru!”
Yanı başındaki Beatrice’in beti benzi atmış bir hâlde attığı çığlık, Subaru’nun bilincini âdeta sarsarak gerçeğe döndürdü.
Beynine kan hücum ediyormuş gibi bir ses duydu ve gözlerinin önündeki manzarayı—— yıkık sokağın ortasında duran tek gözlü zombiyi, o hilkat garibesi düşmanı yeniden süzdü.
Boyundan yukarısı az önceki gibi kara gözlü, altuni göz bebekliydi.
Ancak boynunun altında artık bir savaşçının çelik gibi bedeni değil de farklı kalınlık ve uzunluklarda, eğri büğrü bir sağla sol koldan oluşan bacaklara sahip olmasından dolayı karşısındakini hilkant garibesi olarak tanımlayabilirlerdi.
Mahlûkun sağ kolundan çıkan bir dokunaç—— yoo, tam olarak öyle de diyemeyiz. O bir dokunaç değildi, parmaktı. Mahlûkun uzattığı parmaklarından biri anormal bir şekilde uzamış, Tanza’nın bedenini delip geçmişti.
Tanza: “――Iğh.”
Subaru bunu idrak etmesiyle beraber canavar, Tanza’nın bedenini delen o uzun parmağını geri çekip Tanza’nın bedenini bir kez daha sarstı.
Bedeninin gövdesinden delinince de kanlar etrafa dağılıp fışkırdı, çaresiz bir güm sesiyle de dizlerinin üzerine yığılıverdi.
Subaru: “Tanza!!――”
İdra: “――Hık! Vaziyet kötü! Schwartz!”
Subaru’nun çığlığından hemen sonra -elini uzatıp depara kalktığı anda da- İdra’nın yandan gelip uzanan avcu onu var gücüyle itti.
Subaru’nun bedeni, İdra’nın o güçlendirilmiş itişiyle havada hiç direnemeden savrulup gitti. Ancak tepetaklak olan görüşüne rağmen İdra’nın hamlesinin ne kadar doğru bir karar olduğunu da anında fark etti.
Canavarın o kupkuru parmakları, tam da Subaru’nun bir saniye önce durduğu noktaya inmişti.
Yol boyunca uzanan kaldırımları da binaları da dehşet bir keskinlikle dikeylemesine biçmiş, şehri paramparça etmişti; İdra onu itmeseydi Subaru’nun bedeni de şu an muhtemelen ikiye ayrılmış olacaktı.
Subaru’nun bedeni büyük bir ivmeyle havada savrulmaya devam ederken――
Todd: “Çıh! Sakın bana kesik kafadan yenilendiğini söyleme be.”
Todd, aşağıdan uzanıp koluyla Subaru’yu yakaladı.
Tam tepesinden gelen Todd’un sesiyle kaskatı kesilen Subaru, duyduğu sözlerin anlamıyla sarsıldı―― Kesik kafadan mı yenileniyor? “Taşak geçiyor olmalısın”, diye mırıldandı.
Todd: “Gövdesini ezip kristalleştirmemize rağmen hâlâ kıpırdıyor! Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir ki!?”
Subaru: “Kabul etmek istemesem de karşımızda durduğuna göre gerçeğiyle yüzleşmek mecburiyetindeyiz. Ürkütücü şu görünüşleri…”
Beatrice: “Beden yenileme formülü baga girmiş, doğrusu!”
(Ç.N: Bag = Bug = Hata.)
Todd’un sorusuna yanıt, Subaru’yu tutmakta olan Beatrice’ten geldi.
O şirin yüzünde derin bir hüsran ifadesiyle hilkant garibesi mahlûka bakıyordu…
Beatrice: “Aslında ölmüş olması gereken bir dameci ile ölümü reddetmesinin bir sonucu, sanırım!”
(Ç.N: Dameci = Damage = Hasar.)
Todd: “――Yani, diğer zombilerden daha ‘yaşama arsızı’… hayır. Zaten ölü oldukları için ‘ölüme arsız’ demek daha doğru olur.”
Subaru: “Iğh! Beatrice! İdra! Çabuk Tanza’yı…!”
İdra: “Biliyorum! Biliyorum ama…”
Subaru’nun çaresiz yakarışına karşılık İdra dişlerini sıkarak sesini yükseltti.
Yaralı Tanza için o da aynı endişeyi paylaşıyordu. Ancak pervasızca atılacak bir hamle, canavarın tüm dikkatini üzerlerine çekecekti. Canavarın saldırılarının Pleiades Taburu’nun bulunduğu mesafeye rahatlıkla ulaşabildiği artık kanıtlanmıştı.
İdra da burada düşerse kazanma şansları tamamen buharlaşacaktı.
Bu――
Subaru: “Yoo, en başından beri…”
Louis enkaz parçalarıyla yaralanmıştı, şimdi de Tanza açıkça hayati tehlike taşıyan ağır bir yara almıştı.
Yendiklerini sandıkları zombi yalnızca tam olarak alt edilememiş, üstüne üstlük yollarına tıkayan mutant bir mahlûka dönüşmüştü. Bu vaziyet, sanki çıkmaz bir sokağa sıkışıp orada dönüp duruyorlarmış gibi hissettiriyordu.
Subaru: “――Saçmalamayı kes.”
Subaru, aklından bir anlığına geçen o aptalca düşünceyi derhâl bertaraf etti.
Kaderindeki çıkmaz sokak da ne yaparsan yapsın sıkışıp kalmış döngüler de… Subaru’yu taşımakta olan Todd, bizzat böyle bir duruma daha önce de sebep olmuştu.
Ancak Subaru buradaydı. ――Dahası, Subaru kurtarılmıştı.
Kendinden ümidi kesmiş olsa da herkesten ümidini kesemezdi ki.
Todd: “――İğrenç bir bakış.”
Subaru: “Eh?”
Todd: “Kendi hayatıyla başkalarının hayatına farklı değer biçen birinin bakışı bu.”
Subaru’nun zihninde gürültülü bir çark sesi duyuldu, sanki vites değiştirmiş gibi. Todd, Subaru’nun surat ifadesini yakından incelerken bu sözleri mırıldanıyordu ama Subaru, o an adamın aklından ne geçtiğini bir türlü çözemedi.
Yine de o sözlerden süzülenin bariz bir tiksinti olduğuna şüphe yoktu.
Todd: “Gidiyoruz.”
Kısacık bir komuttan sonra Todd, Subaru’yu sımsıkı kavramışken yeri kuvvetle tepeledi.
Ve ardından olacak iş değil gibi Tanza’ya, Beatrice’e ve geride kalan herkese sırtını döndü; dosdoğru sıvışmaya başladı.
Subaru: “Ne?! N’apıyorsun lan sen! Herkesten ayrılırsak…”
Todd: “Asıl sen iyi bak. O şeyin hedefi ikimiziz, ben ve sen.”
Todd bunu söylerken vücudunu yatırdı ve bir ara sokağa daldı.
Tam o anda Todd’un geride bıraktığı gölgesi, kaldırımı boydan boya yaracak gibi görünen bir parmak teğet geçiverdi ve kavrulmuş havanın kokusu Subaru’nun genzini yaktı.
Bir anlığına gözlerinin önünde bir görüntü parladı.
Tek gözü uğursuz bir ışıkla parlayan da o mahlûktu ve Subaruların peşindeydi.
Todd: “Öldürdüğümüz o şeyin ilk hedefi benken ikincisi de sensin.”
Subaru: “…hık! Bu yüzden mi dikkatini çekip onu herkesten uzaklaştırdın?”
Todd: “Başkaları işin içine girince kafan yavaşlıyor.”
Bu tespitle birlikte Todd, o yeşil gözlerini Subaru’ya dikti.
Adamın kucağında sarsılan Subaru, o buz gibi gözlere baktı. Peşlerinden gelen mutant mahlûktan daha beter olmasa da en az onun kadar dehşet bir korku hissetti.
Bu vaziyette bile Todd’un Subaru’ya yönelttiği bakışlar, onun değerini ölçüp biçmek içindi.
Todd: “Ortağın yanında değilken o şeyi haklamanın yolunu bulabilir misin?”
Subaru: “Ya öyle bir yol yoksa?”
Todd: “O hâlde -bu durumdan hiç hazzetmesem de- işimizi şansa bırakmaktan başka çaremiz de kalmaz.”
Subaru, Todd’un bu sözlerinde zerre kadar samimi olmadığını biliyordu.
Hedef olma konusunda aynı kaderi paylaşıyorlardı, evet ama eğer işler Todd için sarpa sararsa Subaru’yu bir yem olarak kullanıp topuklaması şaşırtıcı olmazdı.
Şu ana kadar bunu yapmamış olmasının tek nedeni de Subaru’yu yem olarak kullanıp kaçma planının başarı şansının düşük olmasından kaynaklanıyordu.
Tersi şekilde――
Subaru: “――Bir yol varsa da bana yardım edersin, di’ mi?”
Todd: “――――”
Subaru’nun bu sorusu üzerine Todd’un ifadesi yeniden kaskatı kesildi.
Todd, canavarın görüş hattından çıkmak ve saldırılarını atlatmak için engelleri ustalıkla kullanıyordu. O adam tarafından taşınırken Subaru da bir yandan İmparatorluk Başkenti’nin içinde gözüne kestirdiği o belirli binayı bulmak için etrafı tarıyordu.
Bu, İdra’nın kaçarlarken bahsettiği binaydı.
Aslında Minya’yla vurma planının haricinde bir plan daha düşünmüştü ama düşmanı o binaya çekecek bir yöntemi olmadığından dolayı bu seçeneği elemek zorunda kalmıştı――
Todd: “Yapabilir misin?”
Subaru: “――Yaparım.”
Todd: “――――”
Subaru’nun net cevabıyla birlikte Todd, şaşkınlıkla kaşlarını hafifçe çattı ve hemen ardından dudaklarının kenarı zalimce bir tebessümle kıvrıldı.
Ve ardından da――
Todd: “Pekâlâ. ――Planına kulak vereceğim.”
△▼△▼△▼△
――Kaçmakta olan hedeflerinin peşine düşen “Dev Göz” İzmail’in düşünceleri, binlerce parçaya ayrılmış durumdaydı.
İzmail: “――――”
Görüşü kesik kesikti, düşünceleri de dağınıktı; o kaba saba hareketlerinin incelikten zerre kadar nasibini almadığını söylemeye gerek yoktu.
Farklı uzunluklardaki uzuvları yeri kazıyarak âdeta yeni doğmuş bir mahlûku andıran bir dengesizlikle beraber, oradaki duvara buradaki yere çarpa çarpa giderek uzaklaşan o iki sırta doğru ellerini, parmaklarını uzatıp duruyordu.
Kaçan o iki düşmana olan bu saplantısının sebebi neydi ki… İzmail artık bunu bile hatırlamıyordu.
Bir zamanlar “İzmail” olduğu gerçeği hafızasından çoktan silinip gitmişken o mutant mahlûk; her düştüğünde bedeninde açılan çatlaklardan yeni uzuvlar çıkarıyor, iğrençliğini durmaksızın katlıyordu.
――Bu, şüphesiz ki Beatrice’in bahsettiği o yenilenme yeteneğinin kontrolsüzce büyümesiydi.
Ancak bir başkasının iradesiyle diriltilmişti. “Ölüm” denilen kavramdan bu denli kopmuş olan İzmail’in bedeninde vuku bulan bu mutasyonlar, büyüyü yapanın bile kontrol edebileceği bir şey değildi artık.
Amacına ulaşıp saplantısının hedefindeki o iki hedefi de katlettiğinde… bu mahlûka ne olacak dersiniz?
İzmail: “O̴̖̻̣̝͗̉̈O̶͔̗̥͆̋̑o̶̟̝̽ͅo̸͇͆̔͜ö̵̰̼̘͇́ò̸͓̞͝…”
İnsanın kanını donduran boş kükremeler salarken bu sorunun cevabı canavarın zerre kadar umurunda değildi.
İzmail: “――――”
İki hedefinden iri olanı, daha ufak olanını taşırken kaçıyordu ve tam sırtlarını yakalayacak gibi olduğu anda da bir şekilde sıyrılıp uzaklaşıyorlardı. Böylece o başarısız saldırılarını tekrarlayıp durmak zorunda kalıyordu.
Ancak rakipleri sonsuza dek kaçamazdı. O biçimsiz deparlarına devam ede ede, devrilen bedeninin dört bir yanından o kadar çok uzuv fışkırmıştı ki İzmail artık yere kapaklanmıyordu bile.
Mademki artık düşmüyordu, daha fazla uzvu olanın daha hızlı koşması da gayet mantıklıydı.
İşte bu yüzden kaçmaya çalışan hedeflerine doğru yavaş yavaş, usul usul ve minik minik adımlarla İzmail aradaki mesafeyi kapattı da kapattı, yetişti de yetişti――
İzmail: “M̵̨͂a̸͕̍͝v̸̝̈́i̵̛i̸͖̊!”
Kısa bir kükremeyle İzmail’in parmağı kaçan hedefinin sırtını ve omuzlarını deşti geçti.
Kan fışkırdı ve düşmanının çığlıklarını duyan İzmail’in yüzüne iğrenç bir tebessüm yayıldı. Bu his ne kadar da müthişti. Akılalmaz derecede keyifliydi… daha fazla kan, daha fazla feryat duymak istiyordu.
Pervasızca başka bir yola sapan rakipleri, o âna kadarki hâllerinin aksine artık iyice köşeye sıkışmış kadar çaresizlik içindeydiler.
İzmail tarafından kovalanan -canavar tarafından yakalanmakta olan- paramparça edilme fikrinden ölesiye nefret eden hedefleri can havliyle kaçışıyorlardı. Uzuvlarını, bilhassa da üst gövdelerini hedef alıp yaralayacaktı.
Bacaklarını hedef alırsa hedefleri artık kaçamaz hâle gelirdi. Vurursa da bu kovalamaca nihayet son bulacaktı.
Son bulursa kendini yalnız hissedecekti. Son bulursa hayal kırıklığına uğrayacaktı.
İşte bu yüzden sonsuza değin, sonsuza değin bitmemesi uğruna――
İzmail: “Ö̷͚̜̯́̀͝Ơ̸̛̙͎͍̖͋͌Ǫ̷̦̓̈̈́͝ͅͅO̷̙͉͒̑̌̐o̷̩̞̟͋̄̓ǫ̸͔̲͗̋o̵͉̮̰͌͝ǫ̵̐̽̓ò̶̮̟̟͕̂͒ṉ̴̡̂̄”
Havayı titreten boğuk bir savaş narası atarak İzmail binalara daldı, sokakları çiğnedi, hedeflerinin peşinde sular basmış zemini hırsla tepeledi.
Aradaki mesafeyi bir anda kapattı, belki de kaçan düşmanının nefesi nihayet tükenmişti, kanlar içinde dillerini şakırdatarak yakındaki bir binaya daldılar.
Kaçacak bir delikleri kalmayınca da bir çıkmaz sokağa dalmak gibi aptalca bir seçim yapmışlardı.
Bu av faslının sonunu sezen İzmail―― Yoo, İzmail olmaktan çıkmış o mahlûk, kapalı kapıyı parçalayıp içeri süzüldü.
Uzuvları çoğalmış, bedeni şişmişti ve orijinal bedeninden kıyaslanamayacak kadar iri cüssesiyle artık kapıyı öyle kolayca açıp binaya girecek hâli kalmamıştı.
Ardından, hedeflerinin sığındığı o loş binaya girerken mahlûk içeriye göz gezdirdi.
Işık kaynakları cılızdı ancak o öylesine mutant olmuş da değildi, özel gözü tek başına değişmeden kalmıştı. Bir göz kırpışıyla dünyayı görüş biçimini değiştirdi ve saklanmış avlarının silüetlerini aradı.
O arayış esnasında mahlûk durumu fark etti.
İzmail: “――――”
――Girdiği binada canavarın tüm bedenini beyaza boyamaya yetecek kadar çok un havada süzülüyordu.
Bulanık görüşünün tek sebebi karanlık da değildi, aynı zamanda binanın içindeki havanın dağılmış unla dolu olmasıydı. Etrafına bakındığında da binanın raflarla kaplı olduğunu ve her rafın patlama noktasına kadar dolu çuvallarla dizildiğini gördü.
O çuvallar yırtılıp açılmış ve muazzam miktarda un tüm binaya saçılmıştı.
???: “Seni alt edecek olan şey ne bi’ sihir ne de ölümcül bir teknik.”
Una bulanmış mahlûk binanın içindeki durumu tam anlamıyla idrak ettiği anda, o sesi tam arkasından duydu. Mahlûk arkasını döndü ve görüş alanına küçük, parlak kırmızı bir silüet girdi.
Kaçan hedeflerden biriydi―― Yoo, bir noktada kaçan hedef tek bir kişiye düşmüştü. İri olanından ayrılmış, gözden kaybettiği küçük olanı da oracıkta dikiliyordu.
Ardından da――
???: “Bilimin ruhunu ye bakalım―― Toz patlaması!!”
Bu haykırışın hemen ardından, o küçük figürün çevresi de bir anda kızıla boyandı――
――Muazzam bir patlama un değirmenini paramparça etti ve mahlûk, parlak bir kızıl nilüferin alevleri içinde kayboldu.
△▼△▼△▼△
İdra: “――Schwartz baksana, şu un değirmenini işaret noktası niyetine kullanalım. Yanında su çarkı olan binayı diyorum.”
Savaşçı olmayanları yanına alıp bir yandan da Galewind Atı’nı mahmuzlarken çevresini kollayan İdra, Gladyatör Adası’na yollanmadan evvel bir değirmencinin oğluydu.
Subaru bir değirmencinin tam olarak ne iş yaptığını bilmiyordu ama ona buğdayı öğütüp un hâline getirmek için su çarkının gücünü kullandıklarını anlatmışlardı.
Başka bir deyişle――
Subaru: “Değirmendeki malzemeleri kullanırsak toz patlaması gibi bir şey yaratabiliriz.”
Toz patlaması; yanıcı toz hâlindeki materyallerin havada asılı kalarak, ateşlendiğinde yangının zincirleme bir reaksiyonla yayılarak hep birlikte tutuşup patladığı bir olguydu.
Un değirmeninin hem kapalı bir alan olması hem de havada uçuşan muazzam miktardaki buğday ununu da ekleyip içeriyi bir de ateşe verdik mi――
Subaru: “…İşin sonunda bu kadar güçlü olacağını hiç mi hiç tahmin etmemiştim.”
Sırtını hırpalanmış duvara yaslayan Subaru, öksürüklerinin arasında mırıldandı.
Subaru’nun gözlerinin önünde, tetiklenen o toz patlamasıyla un ufak olmuş un değirmeni ve onun içinde yutulan canavarın kömürleşmiş kalıntıları duruyordu.
Subaru’nun aklına gelen bu plan, tam da Todd’la ikisinin mahlûku birlikte tuzağa çekip alt etmeleri gereken bir anda un değirmenini kullanarak toz patlaması yaratmalarını gerektiriyordu.
Elbette ki toz patlamasını tezgâhlamak öyle kolay bi’ iş de değildi ve en başından beri rakibini oraya başarıyla çekebileceğine dair zerre kadar güvenleri yoktu.
Bu yüzden de planın böylesine tıkırında işlemesini sağlayan sadece Subaru’nun başarısı sayılmazdı.
Subaru: “…Hayatta mısın, Todd?”
Patlamanın şiddetiyle savrulmuş olan Subaru, başını sallayarak gözlerini kırpıştırırken doğrulmaya çalıştı.
Aralarındaki rol paylaşımından sonra da Todd mahlûkun dikkatini çekip un değirmeni hazırlanana kadar onu oyalayarak kaçma görevini üstlenmiş, Subaru’ysa değirmene sızıp tozu binanın içine ustalıkla yaymıştı.
Ardından, vaktin geldiğini gördüğü anda Todd değirmene dalacak ve mahlûku yönlendirdiği noktaya ateş fırlatacaktı. O ateşleyici şeyini hazırlayan da bizzat Todd olmuştu.
Subaru: “Todd, Todd!..”
???: “…Bana bu denli acınası bir tonda seslenmesene. Hâlâ hayattayım.”
Subaru: “――Hık!”
Hâlâ dumanı tüten közlerin çokluğundan patlamanın merkez üssü olduğu anlaşılan bölgeye doğru seslenen Subaru, hafifçe boğuk bir ses duydu; hemen o yöne döndü.
Baktığı yerde -değirmen duvarının yıkık dökük sokağa doğru devrildiği noktada- tek dizinin üzerine çökmüş Todd’u gördü. Subaru’nun kendisine doğru yaklaştığını fark edince ağzındaki tükürüğü yere tükürdü ve konuştu…
Todd: “Az daha beni de aradan çıkarıyordun, kanka.”
Subaru: “…Beni de kötü adam durumuna düşürmedin mi be şimdi. Ne de olsa sana çok güçlü olacağını söylemiştim, di’ mi?”
Todd: “Arada sırada böyle kazalar olur elbette ama arkasındaki prensibi duyduğumda kulağıma mantıklı gelmişti.”
Todd, beklendiği gibi sokağa doğru çekilirken güçlükle soluklanıyordu. Ardından, havaya uçmuş değirmene doğru baktı.
Todd: “Ya rakibimiz ne âlemde?”
Subaru: “Havaya uçuverdi. Tam anlamıyla hem de… Baksana.”
Subaru, bu sözlerle bulundukları yerden zar zor görünen havaya uçmuş mahlûkun bir parçasını işaret etti. Ardından, közlerin kavurduğu o parça kum gibi ufalandı ve şeklini kaybetti.
Tıpkı diğer zombilerin dağılması gibi bu da yenilenme yeteneklerinin kökü kazınmıştı.
Subaru: “Yaraların ne vaziyette?”
Bu defa o zorlu zombiyi alt ettiklerini teyit eden Subaru, Todd’a sordu.
Düşman tarafından yakalanmayı göze alamayacakları için bir süre daha koşmaya devam edebilen Todd’un yem rolünü üstlenmekten başka çaresi kalmamıştı. Ne var ki bu role zten kendisi gönüllü olmuştu.
Todd’un kendi hayatını tehlikeye atacak her türlü plandan kesinlikle kaçınacağına dair Subaru’nun beklentisi de boşa çıkmıştı.
Todd: “Yaralanmaktan o kadar kaçındıktan sonra bu denli kolay can verseydim anlatılacak güzel bi’ hikâye de çıkardı. İkimiz de sadece üstümüze düşeni yapmış olduk. Gerçi…”
Subaru: “Ih…”
Todd: “Hemen hemen çoğu yerimde ciddi yaralar var. Epey kan kaybetmiş gibi de hissediyorum.”
Todd bunu söylerken elini kaldırdı ve yarasının ciddiyeti o an anlaşıldı.
Öyle çok derin denilebilecek bir yarası yoktu belki ama omuzları ve bacakları kanla ıslanmıştı; kaybettiği kanın haddi hesabı yok gibiydi, yüzü kireç gibiydi.
Müdahale edilmediği takdirde hayatının tehlikeye gireceği de su götürmezdi.
Subaru: “Hemen――”
Gideyim de Beatrice’i çağırayım, diye düşünen Subaru harekete geçmeye çalıştı.
Subaru ve Todd’un ayrılmasıyla Beatrice muhakkak paniğe kapılmıştı. Ama Tanza’nın tedavisine öncelik vereceğine de emindi.
Louis ve Tanza’nın güvenliği de elzemdi, bu yüzden Beatricegillerle buluşmak için acele etmeleri şarttı.
Ve tam o anda――
Todd: “――Hem bu kadarını yaptıktan sonra, Katya’nın şikâyet edecek yüzü de kalmaz artık.”
Subaru: “Ha?”
Todd: “Konakta konuşmuştuk ya hani? Tembelin teki olduğumu düşünüyor gibi. Kaçmamıza yardım ettim, dişli bir düşmanı devirdim, üstüne bir de onur sayılabilecek şekilde yaralandım. Yoksa tüm övgüyü yine sen mi üstleneceksin, ha?”
Todd, omuzlarını silkerek ve kanı çekilmiş solgun suratıyla söyledi bunları. Subaru bir anlığına afallasa da hemen ardından “Hah,” diyerek cılız bir nefes bıraktı.
Böylesine hırpalanmış bir hâldeyken bile aklını kurcalayan tek kişi Katya’ydı. Belki de bu, Subaru’nun zihnindeki gerginliği dağıtmak için yaptığı bir hamleydi ama her iki durumda da…
Subaru: “Katya-san senin için gerçekten de çok önemliymiş.”
Todd: “Elbette. Nişanlım o benim. Katya hayatımın anlamı.”
Todd, bunu zerre utanma emaresi göstermeden beyan etti.
Bu cevabı duyan Subaru derin bir nefes aldı, bir anlığına da tuttu ve ardından “Pekâlâ,” diyerek kendini topladı.
Hâlâ Todd’dan korkuyordu. O adamın yaptıkları kalbinde derin izler bırakmıştı.
Yine de o mahlûku burada alt etmek için birlikte yaptıkları şeyler gerçeği değiştiremezdi. Todd, paramparça olmayı göze alarak Subaru ve dostları da dahil olmak üzere herkesin bu cehennemden sağ çıkması için kendini adamıştı.
Mademki böyle şeyler yapmıştı, bunun karşılığını verme sırası da Subaru’daydı.
Subaru: “Burada… Yoo, patlamayı duyan biri burada bitebilir de. Şimdilik, geldiğimiz yoldan benimle beraber geri dön. Uygun bir yer bulduğumuzda da geri dönene kadar beni beklersin.”
Todd: “Ahh, peki. Sana güveniyorum, o yüzden sakın beni arkada bırakayım deme.”
Subaru: “Ben öyle bir adam mıyım ya!”
Todd, Subaru’ya tüm bunları yaşamadan da işleri halletmenin mümkün olabileceğini düşündürtmüştü.
Ancak Subaru’nun Todd’a karşı duruşu ne kadar düşmanca olursa olsun; onu buracıkta, ölümün kıyısındayken öylece bırakıp gidebileceğinden emin değildi.
Subaru: “Yoo, daha fazla kafa yorarsam işin içinden de çıkamam. Her hâlükârda――”
Todd’a omuzunu verse bile boy farkından dolayı bir işe yaramazdı. En azından baston olarak kullanabileceği bir şeyler bulmak için Subaru, patlayan değirmenin etrafına bakındı.
Ve yanan közlerin arasında yıkılmış bir rafın direğini buluverdi――
Subaru: “――――”
――Ama tam o anda kulak tırmalayıcı, sert bir ses çınladı.
Subaru: “…Neden.”
O sert ses yankılanırken Subaru gözlerini yere indirdi ve yumruğunu sıktı. Dudakları titrerken, omuzları korkuyla sarsılırken ve o kara gözleri öfkeyle dolarken mırıldandı.
Subaru: “Neden.”
Todd: “――――”
Sorusuna hiçbir yanıt alamayan Subaru, derin bir nefes vererek arkasını döndü.
Tam karşısında aşağı inen baltanın ağzı, Subaru’nun kafatasını parçalamasına ramak kala durmuştu.
――Çünkü o balta, Subaru’dan başka kimsenin göremediği “Görünmez El”i tarafınca zapt edilmişti.
Todd: “Çıh… hata bende, hata bende.”
Hafifçe dilini şaklatan Todd, baltayı elinden bıraktı ve geriye doğru sıçradı. O çevik hareketlerinde ne kan kaybından ne de yaralanmasından eser vardı. Subaru dişlerini gıcırdattı.
Bu bile onun oyunuydu. Yaralarının acıması da Subaru’dan yardım dilemesi de Subaru’nun kalbini yumuşatan Katya’ya dair güzel konuşması da… hepsi ama hepsi, baştan sona birer oyundu.
Subaru: “NEDEN?!.”
Subaru, aynı soruyu üçüncü kez haykırırken ağlamaklı yüzüyle Todd’a bakıyordu.
Ona öfkeyle bakarken içini kaplayan o kahredici hüsranla gözlerinin dolduğunu hissediyordu.
Subaru: “Daha hiçbir şey yapmadın. Kimseyi de öldürmedin. Ben… SENİ AFFEDEBİLİRDİM!”
Todd: “Sessiz sedasız, güvenimi yavaş yavaş zedeleyip sarstın.”
Subaru’nun feryatlarını duymazdan gelerek bıraktığı baltanın yerine bir bıçak çıkaran Todd, yeniden gardını aldı
Bu da Natsuki Subaru ve Todd Fang arasındaki onarılması imkânsız ayrılığın ilanı olmuştu.
#Her şey rayına oturdu derken Todd gene Toddluğunu yaparak ilk fırsatta Subaru’yu öldürme huyundan vazgeçmemiş gibi duruyor. Oysaki İzmail’i devirmişlerdi, her şey çok güzel gitmiyor muydu ki? Todd’u bu kadar temkine ve güvensizliğe iten şey ne tam olarak? Çünkü Subaru ne yaptı da güvenini zedeledi? Bunların hiçbirini bilmesek de sonraki bölümde Todd Fang’la Subaru’nun 999. savaşını göreceğiz. Fikirlerinizi yorumlarda belirtmeyi es geçmeyin! Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!..




Biliyordum biliyordum piç todd dan her şey beklenir onca bölüm yaptıklarıdan sonra böyle bir değişim epey şaşırtıcıydı bı an bende inanmaya basladım
Oe Todd gene yaptı yapacağını bu arada izmail in son formu bana petelgeus un son anlarını hatırlattı maziye gittim geldim anlık
abi bu şerefsiz affedilmeyi hak etmiyor, gebertin gitsin
orrrrrrrroooospu çocuğu geliyorrrr