Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VIII, Bölüm 6 – “Merhamet Dilenmeyeceğim”

Kısım VIII, Bölüm 6 – “Merhamet Dilenmeyeceğim”

16 Kasım 2025 834 Okunma 33 dk okuma

Bölümün ortalama okuma süresi 24 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K.

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Oyulmuş omzundan ve kalçasından oluk oluk kan boşanırken ateşli bir hararetle tıkanan kesik nefesleri ve bütünüyle kanı çekilmiş solgun çehresi, ölüme giden geri sayımın çoktan başladığını acı bir şekilde gözler önüne seriyordu.

Derhâl tedavi görmezse hayatı tehlikeye girecekti, zira o geri sayımı durdurmanın başka bir yolu yoktu.

Yine de iyileştirme büyüsü yapıldığı takdirde kurtulacağı da kesindi. Kesinlikle tedavi edilebilecek bir yaraydı bu.

Subaru: “Öyleyse neden…”

Paramparça olmuş un değirmeninin yanı başında; hâlâ tütmekte olan közlerden yanık ahşap kokusu etrafa yayılırken yavaş yavaş sular altında kalan İmparatorluk Başkenti’nde Subaru, bir “düşmanla” yüzleşiyordu.

Karşısındaki kişi, artık “düşman” demekten başka çaresinin kalmadığı Todd Fang’tı.

――Subaru, Todd’a “düşman” demek istemiyordu.

İlk tanıştıkları andan itibaren Todd, ona defalarca her türlü acıyı tattırmıştı. Subaru defalarca hedef alınmış, öldürülmüş; hafızasına kazınan ölüm ve korku, içinde derinlere kök salarak kin yeşertmişti.

Her seferinde Subaru “Ölümden Dönüş”ü kullanmış, Todd’un saldırılarıyla başa çıkmış ve sonuç olarak onun sebep olduğu her bir trajediyi hiç yaşanmamış kılmaya devam etmişti.

Shudraqlılar’ın yaşadığı orman yakılmış, bu da onların topyekûn yok oluşuna yol açmıştı. Guaral Kalesi Şehri’ne yapılan baskında Flop defalarca katledilmişti. Guaral Belediye Binası’nı ele geçirme operasyonu sırasında Subaru, âdeta alev almış bir ipin üzerinde yürümenin ne demek olduğunu tecrübe etmişti.

Ve tüm bunların zirvesi de Gladyatör Adası Ginunhive’de yaşanan katliamdı; Tanza, İdra, Hiain, Weitz, Gustav, İhtiyar Null ve adadaki daha nice yoldaşı, hepsi ama hepsi öldürülmüştü. Fakat Subaru, o sonucu bile tersine çevirmeyi başarmıştı.

Subaru, Todd’un yaptıklarını hiç yaşanmamış gibi yapma niyeti de yoktu.

Yalnızca Subaru’nun “Ölümden Dönüş”ü kullanarak değer verdiklerini koruma mücadelesi verdikçe Todd’un bu eylemleri de yavaş yavaş tarihten silinmişti.

Subaru’nun Todd’u düşman bellemesinin sebebi, artık yalnızca Subaru’nun kendi zihninde var olan bir olgudan ibaretti.

Ve nihayetinde, İmparatorluk Başkenti’ne eşi benzeri görülmemiş bir felaket çöktüğünde ve geri çekilmek zorunda kaldıklarında da Todd, nişanlısını korumak uğruna Subaru ve diğerleriyle iş birliği yapmaya rıza göstermişti.

Gerçekten de Todd’un yardımı olmasaydı kontrolden çıkan zombi yığınlarına karşı etkili bir yöntem bulmak çok zor olurdu ve herkesin sağ kurtulduğu bir sona ulaşmak için de kim bilir kaç denemeye mal olacaktı.

Aynısı o zombiyle, o tek gözlü savaşçıyla yapılan mücadele için de geçerliydi.

Canavara dönüşen o hilkat garibesi düşmanı alt edebilmek için Subaru, Todd’un yardımına muhtaçtı. İkisi de biliyordu, diğeri olmadan hayatta kalmaları mümkün değildi.

İşte tam da bu yüzden sadece bir adıma daha ihtiyaçları vardı.

O son adımı atabilseydi Subaru içindeki tüm o çelişkili duyguları bir şişeye hapsedip Todd’la yan yana yürümeye devam edebilirdi.

Ve yine de――

Subaru: “Neden!..”

Todd: “Bu masum ayaklarını bırak. Sen de bir şeylerin ters gittiğini seziyordun ki az önceki saldırıyı engelledin. Öldürme niyetimi sezdiğinden değil de başından beri tetikte olduğun için değil mi?”

Subaru’nun sesi titrerken Todd kan çanağına dönmüş sağ gözünü kapadı.

Sanki akla mantığa sığmayan bir çocukla uğraşıyormuş gibi görünen bir ifadeyle Todd’un bakışları havada asılı duran baltaya kaydı―― daha doğrusu, silah kapkara bir el tarafından kavrandığı için ona göre öyle görünüyordu.

Subaru’nun zihninde balta, Todd’la aynı anlama geliyordu.

Subaru, Todd’un baltasıyla bir veya iki kereden fazla kafasının parçalanmasını tecrübe etmişti. Baltayı Todd’un elinden almayı başarmış olsa da sırf görüş alanının kıyısında duruyor olması bile Subaru’nun huzursuzlukla dişlerini gıcırdatmasına yetiyordu.

Todd taşı gediğine koymuştu. Subaru başından beri ondan şüpheleniyordu.

Bu yüzden de yaralı Todd’a arkasını döner dönmez “Görünmez Takdir”i aktifleştirip kendi kafasını korumuştu, zira hedef alınırsa onu öldürmenin en garanti yolu da buydu.

Fakat bunun olmasını zerre kadar istememişti.

Hiçbir şeyin yaşanmamasını istemişti.

Şayet ki öyle olsaydı——

Todd: “Hata bende, hata bende. Tuzağına fena düştüm.”

Subaru: “Yoo düşmedin…”

Todd: “Diğerlerinden ayrılmıştık, düşmanı da halletmiştik, tam zamanı diye düşünmüştüm ama… bayağı iyi rol kesmişsin be.”

Subaru: “Yanılıyorsun…”

Todd: “Yoksa beni o az önceki patlamayla mı havaya uçurmayı planlıyordun? Hedefi ıskalaman kötü olmuş o hâlde.”

Subaru: “Yoo! Gerçekten seninle iş birliği yapmak istiyordum!..”

Todd: “――Yalanlarına karnım tok.”

Todd’un buz gibi sesi kulaklarına çarpınca Subaru’nun soluğu kesildi.

Tek gözü kapalı hâlde Todd, Subaru’nun gözlerinin içine sıcaklıktan ve nemden yoksun bir bakışla baktı. Bu bakışlarda daha birkaç saniye öncesine kadar Subaru’yu tartan, onu değerlendiren o ifadeden eser kalmamıştı.

Todd, Subaru’yu tartmayı çoktan bitirmişti ve şu anki durumun sebebi de buydu.

Todd: “Sen de bunu içten içe biliyordun. İkimiz de birbirimizi anlayamayız.”

Subaru: “――――”

Todd: “Doğam gereği insanlara şüpheyle yaklaşırım, sen de insanlara gereğinden fazla güvenirsin. Sabaha kadar konuşsak da boş, değer yargılarımız farklı.”

Ağır ağır pozisyonunu değiştiren Todd, Subaru’yu ve özellikle de havada asılı duran baltayı dikkatle süzüyordu. Subaru da dudaklarını kemirerek balta yüzünden kederle Todd’a bakıyordu.

Birbirlerini anlayamazlardı, böyle demişti Todd. Gerçekten öyle miydi, diye düşünmeye devam etti Subaru.

Bunu aşmanın, orta yolu bulmanın gerçekten de hiçbir yolu yok muydu ki?

Subaru: “Beni burada öldürürsen zombilerle nasıl…”

Todd: “Mızmızlanmayı kes. İmparatorluk Başkenti’nden bi’ çıkayım da gerisi mühim değil. Sizinle iş birliği yaptığım için Katya’yı surlara kadar götürebildim. Bu saatten sonra, sensiz olsam daha iyi.”

Subaru: “Neden! Katya-san’a zarar vermek gibi bir niyetim yok! Hatta seninle dövüşmek bile istemiyordum! Buna rağmen!”

Todd: “――Ama sen, Katya’yı kurtarıp kurtarmamayı seçebilirdin; değil mi?”

Subaru: “Ha?..”

Subaru’nun tam karşısında duran Todd, o sesini yükseltirken buz gibi tek bir cümle kurmuştu.

Todd’un sözleriyle adeta başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hisseden Subaru’nun yanakları kasıldı.

Onun ne demek istediğine dair en ufak bir fikri yoktu.

Her şeyden önce bu, Subaru’nun iddia ettiği şeyle tamamen çelişiyordu. Subaru’nun en başta Katya’ya zarar verme niyeti olmadığından dolayı ortada bir “seçim” yapmayı gerektirecek bir durum da yoktu, bu yüzden böyle bir suçlama tamamen yersizdi.

Yine de Subaru’nun düşünceleri donakalmıştı.

――Todd, o anlık duraksamayı kaçırmadı.

Todd: “――Merhamet dilenmeyeceğim.”

Subaru’nun kelimeleri ağzında gevelediği o kısacık boşluktan içeri süzülen Todd, bedenini alçaltarak üzerine atıldı.

Aralarındaki mesafenin kapanma hissiyatıyla tüm hücreleri çığlık atarken Subaru içgüdüsel olarak havaya uzattığı “Görünmez El”e emir vererek kaptığı baltayı Todd’a fırlatmaya çalıştı.

Ancak――

Subaru: “Gağh, gaaağh!!?”

O anda Subaru’nun görüşü, sağ kalçasını deşen kavurucu bir acıyla kaskatı kesildi; her yer kızıla boyandı.

Subaru’nun sağ kalçasından bir bıçak fırlamıştı.

Saniyeler önce Todd’un elindeydi. Tam ileri atılmadan önce, Subaru’nun aklı bir karış havadayken bıçağı onun kalçasına fırlatmıştı ve o da maalesef darbenin çoğunu yemişti.

Tam o sırada, dikkati acıyla dağılmışken baltayı fırlatması gereken “Görünmez El”in kontrolü sarsıldı―― havada asılı duran balta geri alındı ve Todd’un savurduğu sert tekme dosdoğru Subaru’nun göğsüne indi.

Subaru: “Ahh!”

Bıçaklanmış bacağının üzerine basamayan Subaru’nun bedeni, acı dolu bir feryatla sırtüstü devrildi. Sırtını vurdu, ardından başının arkasını vurdu; zaten darmadağın olan düşünceleri iyice paramparça oldu.

Bacakları da göğsü de başı da sırtı da… şimdi de tam önünde aşağı doğru inen baltanın keskin ağzı da――

Subaru: “AHHHHHH!”

Çaresizlik içinde kükreyerek o siyah eli, tam da aşağı doğru savrulurken baltayı durdurmaya zorladı.

Sınırlarına kadar zorlanan “Görünmez El”, burnunun dibine kadar yaklaşan baltayı durdurmak için Subaru’nun göğsünden ileri fırladı. O da titreyen bıçağın düşmesini engellemek için kendi iki elini seferber etti, üç kolunun gücüyle o ölümcül niyete karşı koyuyordu.

Baltayı sımsıkı kavramış olan Todd da sallanıp duran bıçağı aşağı ittirmek için tüm gücüyle yüklendi.

Bıçaklanan bacağı sızlıyordu. Tekmeyi yiyen göğsü acıyordu. Yere çarptığı sırtı zonkluyordu. Başı da çatlıyordu. Bu balta yüzünü delip geçerse hepsinden daha çok acıyacaktı, dahası bu acı onu ölüme kadar götürecekti.

Todd: “Amma da inatçısın!.. Pes et de geber artık!..”

Subaru: “Olmaz… Asla… olmaz!..”

Eli baltanın kör tarafındayken Todd tüm vücut ağırlığını kullanarak Subaru’yu katletmeye çalışıyordu.

Subaru, “Görünmez El” de dahil olmak üzere üç koluyla direniyordu ama bir çocuğun cılız iki eli de -görünmez olmanın dışında pek bir marifeti olmayan- “Otorite”si de Todd’u geri püskürtmeye yetmiyordu.

Dışarıdan bakıldığında da bu manzara son derece absürt ve acınası ölüm kalım savaşıydı.

Sayısız askerin de savaşçının da ustaca bilenmiş becerileri ve silahlarıyla yarıştığı Lupugana İmparatorluk Başkenti mücadelesinin bu en kritik anında, Subaru ve Todd arasındaki kavga fazlasıyla kaba ve basitti.

Ne eğitimli dövüş becerileri vardı ne özel silahları ne de rakiplerini ezip geçecek sarsıcı kozları.

Vollachia İmparatorluğu standartlarına göre son derece düşük seviyeli bir ölüm kalım mücadelesi—— işte bu -Natsuki Subaru ve Todd Fang’ın- birbirini zerre kadar anlayamayan bu ikilinin nihai savaşıydı

Todd: “Tutarsızsın! Gözlerin her an ölmeye hazırmış gibi bakıyor, başkalarının hayatını da kendi bencil terazine koymaktan çekinmiyorsun ama iş bu noktaya gelince de can havliyle direniyorsun. Midemi bulandırıyorsun!”

Subaru: “Böyle, saçma sapan konuşmasana lan!.. Her an ölmeye hazır olduğumu nasıl düşünebilirim lan. Kimsenin hayatını teraziye falan da koymam!.. Ölmek istemiyorum!”

Todd: “Geber!”

Subaru: “Olmaz!”

Todd’un kapkara, ölümcül bir niyetle buz kesmiş gözleri; Subaru’nun delice çarpan kalbini dondurmak üzereydi. İkisinin arasında kilitlenip kalan baltanın gıcırdayan mücadelesi sürerken bu amansız boğuşmaları sonsuza dek devam edemezdi.

Çünkü――

Subaru: “Guğh, geğh…”

Subaru, kulak memelerinden ince bir çizgi hâlinde kan süzülürken boğazının derinliklerinden gelen bir hırıltıyı bastırmaya çalıştı.

Bu, “Otorite”si olan “Görünmez El”i haddinden fazla kullanmasının getirdiği geri tepmeydi. Subaru’nun giderek aşınan bedeninden yükselen acı dolu bir uyarı sinyaliydi bu. Ama ona güvenmekten başka çaresi de yoktu. Yoksa aşağı inen bıçak, Subaru’nun yüzünü tam ortadan ikiye ayıracaktı.

Todd: “O garip numaran da sınırlarına yaklaşıyor anlaşılan.”

Subaru’nun suratındaki o dehşet dolu ifade ve oluk oluk akan kan, Todd’un “Görünmez El”i kullanmanın bedelini anlamasını sağlamıştı. Bu tempoda devam ederse sınırına ilk ulaşacak kişinin Subaru olacağını da biliyordu.

Bu gerçekleşmeden önce ne pahasına olursa olsun―― Tam da böyle düşünüyordu ki…

Subaru ve Todd: “――Hık!?”

O ölümcül balta için boğuşan Subaru ve Todd’un dikkati, duydukları muazzam bir kükremeyle bir anlığına dağıldı.

Bu ses İmparatorluk Başkenti’nin merkezinden çok uzaktan, Subaru ve yoldaşlarının bulunduğu yerden çok uzaktan geliyordu―― Şehrin en ucundaki Kristal Saray’ın bile ötesinde duran ve muazzam miktarda su depolayan baraj, nihayet sınırlarına ulaşmış ve parçalanmaya başlamıştı.

Korkunç gümbürtüyle beraber barajın duvarı boyunca çatlaklar oluştu ve akılalmaz miktarda su, İmparatorluk Başkenti’ne doğru hücum etti. Sanki okyanustan yoksun bu dünyaya devasa bir dalga bahşetmek ister gibi ilerliyordu, kabaran sular başkenti silip süpürürken felaketin yankıları Subaru ve Todd’un ölümcül boğuşmasına kadar ulaştı.

Ve o an――

Subaru: “Ih, ahhhh!!――”

Todd: “――Hık.”

Sadece bir saliseliğine olsa da Todd’un dikkati o kükreyen sese kaymıştı, Subaru’ysa kalan son gücünü topladı.

Yerde yatar vaziyetteyken bacağına saplanmış bıçağın acısını bir anlığına unutup yan tarafına doğru döndü ve “Görünmez El”inin verdiği tüm kuvvetle balta ağzını çekerek tam kafasının yanındaki toprağa saplanmasını sağladı.

Tüm gücünü baltaya vermiş olan Todd bile bu ani momentuma karşı koyamadı. Balta, Subaru’nun kafasının hemen dibine saplanırken Todd da onunla birlikte yere kapaklandı.

Subaru: “Haah, haah… off.”

Subaru, o ivmeyle yana doğru yuvarlanmaya devam etti; amacı Todd’dan ve o baltadan olabildiğince uzaklaşmaktı.

Bacağındaki bıçak her yuvarlanışında tekrar tekrar yere çarpıyor, ona dayanılmaz bir acı veriyordu. Kaçmak o an her şeyden daha önemli olduğu için acıya katlanarak gözyaşları içinde yuvarlandı.

Nihayet -sanki on ya da yirmi kez yuvarlanmış gibi hissettiren bir sürenin ardından- Subaru’nun bedeni bir bina kalıntısına çarparak durmak zorunda kaldı. Orada yarılmış alnından kanlar sızarken bir şekilde kollarının üzerinde doğrulmayı başardı―― ve ardından da onu görüverdi.

Todd: “…Bu herif harbiden sinir bozucu.”

Todd, öfkeyle homurdanarak dizlerinin üzerine kalktı. Uzaklaşmış olan Subaru’ya doğru dönerken sol omzuna derince saplanmış olan baltayı fark etti.

Subaru: “――――”

Subaru o son çaresiz hamlesiyle baltadan kurtulmayı başarmasıyla beraber, Todd da tam onun üzerine düşmüştü.

Baltanın keskin ağzı derine saplanmıştı, köprücük kemiğini öyle bir yarmıştı ki gören kalbine kadar işlediğini sanırdı. Ama Todd ağzının kenarını silip kan tükürürken ölmek üzere olan bir adamın zayıflığından eser yoktu.

Rahatsız edici derecede fazla dayanıklıydı sanki.

Zombilere yem olma rolü yüzünden bedeni yer yer kesik içindeydi, üstüne toz patlamasından o da nasibini almıştı ve tüm bunların üzerine bir de vücuduna saplanmış bir balta vardı ama o adam bunların hiçbirini umursuyor gibiydi.

Todd’un bu kayıtsızlığının sebebi, nihayet Subaru’nun zihninde aydınlandı.

Sebebi de――

Todd: “――Fark ettin mi? Hata bende, hata bende.”

Todd’un ses tonunda laubalilikten ya da rahatlıktan çok, bariz bi’ öfke vardı.

Bu, rakibinden ziyade kendine yönelmiş yakıcı bir öfkeydi; kimsenin görmemesi gereken, asla ifşa etmeyi istemediği bir şeyi açığa çıkarma hatasını yaptığı için kendine kızıyordu.

Öfkesini gizleme gereği duymadan baltayı hiddetle kendi omzundan söküp çıkardı. Paramparça olmuş yara sadece bir anlığına güçlü bir şekilde kan fışkırsa da―― anında duruverdi.

Böylesi bir iyileşme kabiliyeti, bir türün savaş veya avlanma sırasında aldığı yaraların olumsuz etkilerini en aza indirmek için evrimleştiği türden bir şeydi. Subaru’nun bu diğer dünyada defalarca tanık olduğu iyileşme gücüydü bu.

Dış görünüş olarak Subaru’dan gözle görülür hiçbir farkı olmasa da damarlarında akan kanın kesinlikle farklı olduğu ortadaydı.

O adam yarı-insandı. Ve――

Subaru: “――Sen… yarı-hayvan mısın?”

Todd: “Doğru. Ama mesele sadece bundan ibaret de değil.”

Kafası allak bullak olan Subaru’nun karşısında Todd, gözlerini kısarak onun şüphelerinin yalnızca yarısını doğruladı. Todd, Subaru’nun sorusuna yarım ağızla cevap vermişti.

Yanakları insanlık dışı bir şekilde kasıldı, gözleri kan kırmızısı bir hiddetle parladı――

Todd: “――Kurt adamım ben.”

△▼△▼△▼△

――Bu dünyada sırf var olmalarıyla bile nefret edilen, iğrenç kabul edilen bazı şeyler vardı.

Yarı-elflerin varlığı, bu nefret edilenlerin arasında en başta geliyordu; bir zamanlar dünyayı yok etmenin eşiğine getiren “Cadı”nın soyundan geldikleri için bu kötü şöhretleri her ülkede aynıydı.

Bunun dışında, Kararagi Şehir Devletleri’nde tüysüz yarı-insan ırkları uğursuzluk olarak görülürdü; Gusteko Kutsal Krallığı’ndaysa saç ve göz rengi siyaha yaklaştıkça Ruhlar tarafından sevilmediğine inanılır, dışlanırlardı.

Benzer şekilde çeşitli yarı-insan ırklarının bir arada yaşadığı Vollachia İmparatorluğu’nda da varlıklarına kötü gözle baktığı iki ırk vardı, bunlar―― köstebek insanlarla kurt insanlardı.

Antik çağlarda bu iki ırkın -köstebek insanların ve kurt insanların- Vollachia İmparatorluğu’ndaki en sevilen kadına ihanet ettikleri ve onun ölümüne sebep oldukları için lanetlendikleri söylenirdi ki bu, asla affedilmeyecek bir suçtu.

Sonuç olarak köstebek insanlar vatanlarını terk etmiş ve toprağı kazarak ülke dışına kaçmışlardı. Nasıl kaçacaklarını bilemeyen kurt insanlar da kökleri kazınana dek kovalanmış, avlanmış ve yok edilmişlerdi.

İmparatorluğun gazabı komşu topraklara kadar uzanmış, başka bir ülkede köstebek insanlar veya kurt insanlar bulunursa idam edilmek üzere sınırdan İmparatorluğa iade edilirlerdi. ―― Halk arasında buna, Köstebek Avı ve Kurt Avı tarihi denirdi.

Modern zamanlarda köstebek insanların toprağın altına sığınmak ve dış dünyadan saklanmak için yeteneklerini kullandıkları söylenirdi. Hayatta kalan Kurt Adamlarsa kimliklerini gizlemek için kendilerini köpek insan olarak tanıtır, soylarını inkâr ederlerdi ve tüm dünyada kendisinin bir kurt insan olduğunu açıkça ilan eden tek bir kişi vardı―― O da Kararagi Şehir Devletleri’ndeki en güçlü kişisi, “Övgü Dağıtan” Halibel’di.

İronik bir şekilde ulusal arması kılıçlarla delinmiş bir kurt olan bir İmparatorluk, kurt insanları acımasızca avlıyordu.

Kılıç Kurdu, İmparatorluktaki en saygıdeğer sembolken kılıç tarafından delinme korkusuyla kaçan kurt da en hor görülen şeydi.

Bu nedenle bu dünyadaki hem kurt insanların varlığı hem de kurt insanların kanını taşıyan yarı-hayvanlar―― yani “kurt adamlar”, asla affedilmeyecek bir laneti taşımaya devam ediyordu.

△▼△▼△▼△

Subaru: “Kurt… adam…”

Subaru, omzundan çıkardığı baltayı elinde çeviren Todd’un bu beyanı karşısında kesinlikle donakalmıştı.

Defalarca çarpıştığı birinin bu denli gizli bir sırrını öğrenmiş olmanın verdiği olumlu ya da olumsuz hangi duyguyu hissedeceğini bilememesi bir yana, her şeyden çok hissettiği şey korkuydu.

Kulağına çalınan o sese, “kurt adam” kelimesine karşı içgüdüsel bir tiksinti duymuştu.

――Subaru, bu dünyada kurt adamların neden dışlandığına dair tarihsel bilgiye sahip değildi.

İmparatorlukta hem kurt insanların hem de köstebek insanların n’için bu kadar nefretle anıldığını, bunun sebebinin İris adında bir kadına yapılan ihanet olduğunu, o kadının gerçek kimliğinin Yorna Mishigure olduğunu ya da onun sevdiği İmparator’un Vincent Vollachia olmadığını da bilmiyordu.

Altta yatan nedenlerin hiçbirinden haberi yoktu.

Bunlar hakkında hiçbir şey bilmemesine rağmen Subaru’nun ruhu anlamıştı. ――Kurt adamların varlığının bu dünyaya ne kadar yabancı, ne kadar aykırı olduğunu.

Todd: “Beklediğim şekilde şaşırmadın gibi. Yarı-hayvan olmama şaşırmış gibisin de kurt adam olmama pek şaşırmamış gibisin.”

Todd sessizliğe bürünen Subaru’ya baktı ve sanki beklentileri boşa çıkmış gibi kaşlarını çattı.

Todd: “Ama artık aramızda garip tereddütler olmadan halledebiliriz bu işi, değil mi? Kurt adamların kaderinde asılmak vardır. Kanlarında dolaşan lanettir bu. Sen de――”

Subaru: “Neden?”

Todd: “Hımm?”

Subaru: “Neden, iş dönüp dolaşıp buna geliyor? Ben seni…”

Todd’u öldürmeyi hiç düşünmediğini söyleyemezdi.

Ama bunun sebebi Todd’un kanı ya da kökeni değildi, bunun sebebi kendi eylemlerinin Subaru’nunkiyle taban tabana zıt olması ve onunla çatışmaktan başka çarelerinin kalmamasıydı.

Ama yine de Todd’un şu anki konuşma tarzı sanki――

Subaru: “Sırf kanından dolayı düşmanım olmuşsun gibi davranma.”

Todd: “――――”

Subaru: “Defalarca karşıma dikilip durdun çünkü asıl mesele ikimizin arasındaydı! Senin ne olduğunla ya da kanınla bi’ alakası falan yoktu!”

Azı dişlerini gıcırdatan Subaru, yumruğunu yere dayayarak doğrulmaya çalıştı.

Bacağındaki bıçağın sızısı tüm bedenine hızla yayılsa da bu acı aynı zamanda bilincini de açtı, göğsünde fokurdayan öfkeyi netleştirdi.

Subaru: “Bir de kalkmış, sırf işine öyle geliyor diye bunun sebebinin kurt adam olmanla ya da başka bir şeyle alakası olduğunu söylüyorsun!..”

Todd: “Oyoy, işime geliyor falan mı dedim? Bu lafı bir de senden duyacak değilim ya…”

Subaru: “Kes sesini lan! Neden, neden böylesin ki sen?!”

Subaru’nun istediği gibi giden tek bir şey bile yoktu, ne zaman iyi bir duygu beslese bu felaketle sonuçlanıyor ne zaman iyi bir şey düşünse bu olumsuz bir soruna yol açıyordu.

Katya’ya yardım etmiş, Rem ve Flop’u kurtarmış, o dişli zombiyi yenmek için güçlerini birleştirmişlerdi; tüm bunlardan sonra da Subaru’yu öldürmeye kalkışmış, onun tüm düşüncelerini ayaklar altına almış ve üstüne üstlük bir de kurt adam çıkmıştı.

Subaru: “Neden lan neden?!”

Todd: “Bırak şimdi insanların doğuştan gelen özelliklerini falan. Durum bu. Annem belki de bir köpekle düşüp kalktı. Böyle demişken evin arkasında hep kocaman bir köpek yaşadığı aklıma geldi, yoksa babam o muydu?”

Subaru: “Diyene bak, bu konuyu açan ben değilim ki! Kendin hakkında dırdır eden sensin!”

Todd: “――――”

Subaru: “Sana o gözle bakan da ben değilim!..”

Subaru, Todd’un kurt adam olarak nasıl bir hayat sürdüğüne dair en ufak bir fikri bile yoktu.

Bilmek de istemiyordu. Bilseydi muhtemelen Todd’u affetmek için bir bahane de arayacaktı. İşte tam da bu yüzden bilmek istemiyordu. Subaru, Todd’u böyle kaçınılmaz bir sebepten ötürü affetmek istemiyordu.

Bu yüzden de――

Subaru: “――Kararımı verdim.”

Subaru’nun -sesi öfke ve acıyla boğulurken- zihni allak bullak bir hâlde mırıldandı.

Subaru’nun bu mırıltısını duyan Todd’un gözleri kısıldı. Tek kelime etmese de o sessizlik “Neye karar verdin bakalım?” der gibiydi.

Bu sessiz teşvik üzerine Subaru kararını beyan ediverdi.

Subaru: “Ben… seni öldürmeyeceğim. Bu iş istediğin gibi bitmeyecek.”

Todd: “――――”

Subaru’nun bu sakin beyanı karşısında Todd’un söyleyecek sözü kalmamıştı.

Ama sessizliğini de koruyamadı. ――Gülüverdi.

Todd: “Ha, hahaha, ha! Ha! Ha! Ha!”

Baltayı tutmadığı eliyle saçlarını karıştıran Todd, ağzını açmış kahkahalar atıyordu. Saçlarının ve alnının kana bulanmasını umursamadan ağzını sonuna kadar açmış, âdeta kahkalara boğulmuştu.

Bir müddet gülmesinin ardından, başını yavaşça salladı.

Todd: “Sen bir canavarsın. O zombiden bile betersin.”

Gözlerindeki duygu artık gizlenemez hâlde, her zamankinden daha net bir şekilde Subaru’ya dikti bakışlarını.

Subaru o an anlamıştı; o kapkara, ölümcül niyetin ardına gizlenen duygunun ne olduğunu. Bu, ilk kez bu kadar net ortaya çıkıyordu. Daha önce defalarca aynada gördüğü bir duyguydu bu.

Korku. ――“Ölüm” getiren, akıl sır ermez şeylere duyulan korkuydu bu.

Todd: “İnsanın kendinden bihaber olması epey kötü bir huy. Canlar arasında seçim yapıyorsun. Kimi kurtaracağına kimin öleceğine keyfine göre karar veriyorsun. Sana yağ çekenlere yüz veriyor, diğerlerini umursamıyorsun. Ancak ben kimseye yalakalık yapmaktan çekinmem, yani…”

Subaru: “――――”

Todd: “Kendi gelgitli heveslerine göre kimin yaşayıp kimin öleceğine karar veren biriyle nasıl aynı yolda yürüyebilirim ki?”

――İşte bu, Todd Fang’in ültimatomuydu.

Subaru: “――――”

Söyleyeceklerini tükürdükten sonra, Todd’un kemikleri çatırdamaya başladı ve bedeni şekil değiştirdi.

İmparatorluk Askeri üniformasının yırtıklarından görünen yaraları kapandı, teni başındaki saçlarla aynı renkte olan hayvan kıllarıyla örtüldü. Burnu ileri doğru uzadı, ağzı âdeta yırtılırcasına genişledi, yeni çıkan beyaz dişleri sivrildi ve görünüşü vahşi bir canavara dönüştü.

Tıpkı iddia ettiği gibi kurt adam gibi görünüyordu.

İki ayağı üzerinde duruyor, silahını iki koluyla kavrıyor ve rakibinin canını vahşi dişleriyle almayı bekliyordu. Böylesi bir varlığa dönüşmüştü―― yoo, gerçek doğası gün yüzüne çıkmıştı desek yeridir.

Todd: “Geber.”

Sözlerindeki niyetle beraber, Todd bir kez daha Subaru’ya doğru kısaca bir adım attı.

Adımları genişti, arka ayaklarıyla yeri âdeta patlatmak istercesine hızla tepti. Amacı, o bilinmez korkusunun kaynağı olan Subaru’yu öldürmekti; gerçek kimliğine şahit olan bir rakibin hayatta kalmasına izin vermemekti.

Subaru bunu fark ettiği anda da içindeki savaşma ruhu da patladı.

Subaru: “――Görünmez Takdir.”

Artık bir kurt adama dönüşen Todd, elinde baltayla Subaru’nun üzerine atıldı.

Balta ona ulaşamadan hemen önce, Subaru göğsünden uzanan o kara kolla yerden bir moloz parçası kaptı ve baltayı Todd’un başının yanından geçecek şekilde diğer tarafa doğru savurdu.

Todd: “――Hık!”

Ama baltası gitmiş olsa bile Todd’un artık başka bir silahı daha vardı o da dişleriydi.

Subaru da “Görünmez El”i baltayı savuşturmak için harcamıştı, bu yüzden Todd’un dişlerini engellemek için “Otorite”sine güvenemezdi.

Onun yerine, Subaru kendi eliyle bacağına saplanmış olan bıçağı çekti çıkardı.

Subaru: “Giğh, gaaağğh!!”

Bir türlü alışamadığı o korkunç acıyla çığlık atan Subaru, çıkardığı bıçağı iki eliyle kavradı ve tam Todd dişlerini üzerine kapatırken çenesinin arasına sıkıştırdı.

Kapanan keskin dişler bıçak tarafından durdurulmuştu. Bıçağı ısıran kurt adamın ağzından akan salyalar Subaru’nun yanaklarına damlarken yüzü bir kez daha yere doğru bastırıldı.

Todd: “――Rırrğh!!”

Subaru: “Aaaağh!!”

Böylece dişlerini ileri doğru iterek Subaru’nun boynuna yaklaşıyordu.

Ona çaresizce karşı koymaya çalışırken Subaru da acı içinde haykırıyordu.

Subaru: “Ben… seni öldürmeyeceğim!..”

“Ölüm” ona yaklaşmış olsa da dişleri boynunu parçalamaya ramak kalsa da beyan etti.

Canını almak üzere olan o varlığı resmen azarlıyordu.

Bu gidişle “mağlup” olacaktı. Kafası ısırılıp koparılacak olsa da hayatı elinden alınacak olsa da savaşı kaybetmeyip geri çekilse dahi her türlü mağlup olmayacak mıydı…

Subaru’nun bilmediği sebeplerden ötürü dünyaya karşı derin bir keder, kin besleyen Todd adındaki bu adama karşı――

Ve tam o anda.

???: “――Buraya kadar.”

O sesin tınısı Subaru’yu gafil avlamıştı, ruhunun tellerine dokunuverdi.

Canavarın her soluğu, toprağın her titreyişi, İmparatorluk Başkenti’nde kol gezen o kaos―― hepsi ama hepsi, gürültünün dilediğince süregeldiği azgın bir cehennemdi sanki.

Ama böylesi bi’ âlemde bile hiçbir kaos o sesi perdeleyemezdi ki.

Sanki Natsuki Subaru’nun varoluşu o sesle bir olmak için, o sesle tınlayıp durmak için yaratılmıştı.

Todd: “Goğh――”

Hemen ardından Todd’un bedeni Subaru’nun üzerine çullanmış, hayatına son vermek için dişlerini tam boynuna geçiriyorken yandan çarpan muazzam bir darbeyle havaya savruldu.

Subaru: “――――”

Subaru’nun hemen önünde, o kurt adam formundaki Todd, herkesin görebileceği bir yere uçmuştu. Subaru’nun gözlerindeyse havadan yağan buz parçalarının pırıltıları yansıyordu. Ve o buzları etrafa saçan şey, buzdan şekillendirilmiş bir çekiçti.

Koca buz çekiciyle indirilen güçlü bir darbe, Todd’u uçurmaya yetmişti.

Ve o buz çekicini iki eliyle birden kavrayıp savuran bu sırada uzun, gümüşi saçlarını bir dans edermişçesine dalgalandıran o kişi; beyazlar içinde, nefes kesici güzellikteki bir kıza aitti――

Subaru: “――Emilia.”

Subaru’nun dudakları, zihninde aniden parlayan bu ismi hecelemek için farkında olmadan kımıldayıverdi.

Kız da arkasını döndü, ametist rengi gözlerini kırpıştırdı ve Subaru’nun simsiyah gözleriyle bakıştı. Gözlerinin o eşsiz güzelliğiyle büyülenen Subaru, istemsizce nefesini tuttu.

Emilia: “Pişt, çabucak gel bakayım buraya!”

Subaru: “Ha?”

Nefes almayı unutmuştu, belki de nefesini tutuyordu ama bu durum aniden bölündü.

Narin, bembeyaz parmaklar büyük bir kuvvetle uzandı ve Subaru’nun bedenini, o zarif görünüşünden beklenmeyecek bir güçle kavrayıp kollarına aldı. Emilia adındaki o kız, kana ve çamura bulanmış Subaru’yu hiç tereddüt etmeden kaldırdı, “Hop” dercesine dizlerini kırdı.

Emilia: “Haa!”

Ve bir nidayla zıplayarak yakındaki bir binanın duvarına ayağıyla bastı, oradan aldığı güçle daha da yükseğe, bir başka binanın çatısına sıçrayıverdi.

Binanın çatısına atlayan Emilia’nın kucağında, “Eh? Eh? Ehhh?” diye gözleri fal taşı gibi açılan Subaru, olanı biteni gecikmeli olsa da olarak anladı.

Tam altlarındaki cadde -Emilia’nın kucağında Subaru’yla birlikte indiği binanın aşağısındaki yer- korkunç bir hızla akan çamurlu bir sel tarafından süpürülüyor, önüne çıkan her şeyi yutup götürüyordu.

Emilia: “Ucuz atlattık… Az kalsın seni de su yutuyordu.”

Bu ezici manzara karşısında Emilia, rahat bir nefes alarak göğsünü sıvazladı.

Toz patlamasıyla havaya uçurulan o tahıl değirmeninin kalıntıları da Todd’un o değirmen hazırlanıncaya dek zombiyi oyaladığı sokak da şimdilerde azgın sel sularına kapılıp gitmişti. Manzara ne kadar iç karartıcı olsa da Emilia’nın tepkisi pek bir aciliyet ya da trajedi hissi barındırmıyordu.

Birazcık gecikmiş olsaydı Subaru da -tam Emilia’nın dediği gibi- o akıntıya kapılıp gidecekti. Gerçekleşseydi oradan sağ çıkmasının imkânı da yoktu――

Emilia: “――Hık, kimdi ki o?!”

Subaru’yu tam ısırıp öldürmek üzere olan Todd, Emilia tarafından uzağa savrulmuştu.

Acaba Todd kaçmayı başaramamış mıydı? O da mı bu azgın sele kapılmıştı? O suyun gücüne kapıldıysa Todd’un böylesine güçlü bir akıntıdan sağ kurtulmasına imkân yoktu.

Bacağındaki sızıyı unutan Subaru telaşla etrafına bakındı, çamurlu suların yuttuğu İmparatorluk Başkenti sokaklarında Todd’u taradı.

Aslında Todd’un bulunmasını isteyip istemediğinden kendi bile emin değildi.

Emilia: “Biraz sakinleş! Kimi arıyorsu… Ah! Çok kötü yaralanmışsın ya! Hemencecik tedavi edeyim seni…”

Subaru çılgınlar gibi etrafı tararken Emilia onun bacağındaki yarayı fark etti ve onu çatının kenarına oturtmak için hamle yaptı.

Emilia: “Uslu dur bakalım! Şifa büyüsü bilen biri birazdan burada olur…”

Subaru: “Buna vaktimiz yok! Bırak beni de…”

Emilia: “Asıl sen bacağına bi’ baksana——”

Subaru onun tavsiyesini elinin tersiyle itip ayağa kalkmaya çalışınca da Emilia tek kaşını kaldırdı. Ancak azarlaması daha cümlesini bitiremeden yarıda kesildi.

Kocaman, ametist gözleri şaşkınlıkla açılıverdi; Subaru da o güzel gözlerde kendi arkasındaki manzarayı görebiliyordu.

Subaru çatının kenarında otururken kurt adam da tam arkasından suları yararak yüzeye çıkmış, Subaru’nun ensesini kapmak için devasa ağzını açmıştı.

Subaru: “――――”

O ısırık ya onu o çamurlu sulara çekecek ya da acımasızca şah damarına kilitlenecekti. Öyle bir andı ki tam karşısında duran Emilia’nın bile zamanında müdahale etmesi imkânsızdı.

Todd’un o azgın sele bile kafa tutan sarsılmaz inadı, Subaru’nun canını dişleriyle sökmeye niyetliydi.

Tam o anda――

???: “――O kişiye…”

Çatının üzerinde yankılanan adım sesleriyle birlikte güçlü bir rüzgâr uğultusu duyuldu.

Ne gücü tükenmiş Subaru’nun ne de fazlasıyla uzakta kalmış Emilia’nın Todd’un bu saldırısını durduracak hâli vardı.

Onların yerine, öfkeyle parlayan soluk mavi gözlü bir kız atılıverdi ileri.

???: “――DOKUNMA!”

Bu haykırışla eş zamanlı olarak var gücüyle savrulan bir balta hedefine kilitlendi.

Kurt adam üzerine atlarken Subaru’nun yana savurduğu balta… O balta bir şekilde kızın eline geçmişti ve şimdi de Subaru’yu ısırmaya çalışan sahibine doğru geri dönüyordu.

Todd: “――Gağh.”

Sol omzunda, baltanın daha önce açtığı o derin yaranın tam üstüne ikinci bir darbe indi. Bu çarpışma kurt adamın tüm dengesini altüst etti ve devasa bedeni yana savrularak çamurlu sulara savruldu.

Sular yükseğe sıçradı ve ardından da dalgalar oluştu, bu kez kurt adam―― Todd Fang, suların dibini boylamıştı.

???: “Haa, haa, haa…”

Baltayı savuran kız, omuzları hızla inip kalkarken soluk soluğa Subaru’nun başını göğüslerine bastırdı. Tam o sırada da titreyen ellerinin arasından kayan balta suya düştü ve kız olduğu yerde diz çöktü.

Ardından da o kızın―― Rem’in soluk mavi gözleri, Subaru’nun simsiyah gözleriyle kesişiverdi.

Rem: “İyi… gibi görünüyorsun.”

Subaru: “Pek iyi olduğum söylenemez ama…”

Subaru, belli belirsiz bir rahatlama hissederken gözlerini kısarak Rem’e cılız bir sesle yanıt verdi.

Ardından Rem’in darbesiyle sulara gömülen Todd’u görmek için arkasına baktı. ――Görünürde yoktu. Zaten bulunmasının imkânı da yoktu, bulunsa bile…

Subaru: “――Hık.”

Subaru, içinde kavrulan hüsranı da acıyı da eliyle göğsüne bastırdı.

Subaru da Todd da birbirlerini hiçbir şekilde anlayamamışlardı. Ne Subaru’nun ona anlatmak istediklerini ne de Todd’un anlaşılmasını istemediği şeyleri… Hiçbirini.

Canını sıkan da buydu işte. O kadar sinir bozucu o kadar hüsranla dolmuştu ki.

Bu çaresiz hüsranlarla boğuşurken――

Emilia: “Rem! Şükürler olsun. Çabucak, bu çocuğun yaralarını iyileştiriver! Sonra da hemen Subaru’yu…”

Rem: “Bekleyin lütfen! O çocuk bu işte! Dediğim oğlan bu! Kendine Natsuki Subaru diyen kişi bu…”

Emilia: “Eeh! Bu çocuk Subaru muymuş?! Ama bu çocuk çok şirin ki?..”

Çatının kenarında Subaru’nun gücü yavaş yavaş, azar azar tükeniyordu. Tam karşısındaysa ona yardım eden o iki kadın―― Emilia ve Rem, Subaru hakkında bir o yana bir bu yana bağırışıp duruyorlardı.

Ardından, o ikisi tam karşısındayken onları en son ne zaman böyle birbiriyle konuştuklarını düşündü… bu düşünce zihninden solup gitti――

Subaru: “Todd, hıyar herifin tekisin…”

Yaşadığı bu hüsran ve mağlup olma hissi bardağı taşıran son damla olurken Subaru’nun bilinci aniden uzaklaşıverdi.

#Ve Todd’la 999. kavgamızın sonunda Emilia’mıza kavuştuk!! Todd Fang’ın kurt adam olduğunu da öğrendik, açıkçası böyle bir şey bekliyordum çünkü normal bir insanın yapamayacağı birçok şeyi yapabiliyordu. Fakat Todd’un lanetlenmiş olmasını geride bırakamayıp herkesin sanki lanetinden dolayı onu öldürmek istiyor oluşu beni geeeerçekten de çok üzüyor. İleride arkadaş olamasalar da Todd bu inadından vazgeçip düşman kesilmez, tek temennim bu olur kendisi için. Fikirlerinizi yorumlarda belirtmeyi unutmayın! Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!



5 4 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
3 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
baryonnarutotr
25 Kasım 2025 08:34

Aşırı keyif aldığım bir bölümdü mükemmel
Todd dan hâla nefret ediyorum piç’in teki
Emilia da fav çar olma yolunda

Heisenberg
15 Aralık 2025 14:17

Arc 7 de kilerde dahil en güzel bölümlerden biriydi bence çeviri için tesekkurler

bzkrtemin10__
8 Mart 2026 11:26

todd öl yaaa