Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VIII, Bölüm 2 – “Kin”

Kısım VIII, Bölüm 2 – “Kin”

26 Ekim 2025 837 Okunma 29 dk okuma

Bölümün ortalama okuma süresi 21 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K.

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

――Beatrice, Louis diye bilinen o küçük kıza karşı nasıl bir tavır takınması gerektiği konusunda tam bir kararsızlık içindeydi.

Kristal Saray’dan Büyülü Kristal Top ateşlendiği o an aralarındaki bağ, topu başka bir boyuta yollamak için iş birliği yapmalarına olanak tanımıştı.

Louis’in o gizemli ışınlanma kabiliyeti olmasaydı oraya varmaları imkânsızdı. Varamasalardı Zikr başta olmak üzere savaş meydanındaki pek çok kişi canından olacaktı.

Tabii, sırf bunu yaptı diye Louis’in Oburluk Günah Başpiskoposu olduğu gerçeği ve sorumluluğu öylece ortadan kalkacak değildi.

Ama yine de――

Louis: “Aau!”

Beatrice: “Betty senin Subaru ve diğerlerine karşı bir kin beslemediğine güvenebilir, sanırım.”

Sallanan eyerin üzerine çocuk boyutunda da olsa beceriksizce tünemiş, binicisi hariç üç fazladan kişiyi daha taşıyan kızıl Galewind Atı dörtnala ilerliyordu.

Galewind Atı’nın sırtında Subaru’yu aralarına alarak oturan Beatrice ve Louis vardı. Beatrice Subaru’nun kolları arasında güvendeyken onun hemen arkasındaki Louis, eyerin üzerinde ustalıkla ayağa kalkmış; Subaru’nun omzunu pataklarken var gücüyle tek bir yönü işaret ediyordu.

――Beatrice’in gözünden bile Lupugana İmparatorluk Başkenti’ndeki durum, fokur fokur kaynayan bir kaos kazanından farksızdı.

Düzenli orduyla isyancıların çatışmasıyla başlayan kaos, başıboş uçan ejderlerle komuta altındakilerin gökyüzü için kapışmasına sahne olmuş; gözün alabildiğine uzanan beyaz bir dünyayla kızıl bir dünya, normal dünyayı istila etmiş; Devler ve Ejderhalar ortalığı birbirine katmış ve nihayetinde ölüler birbiri ardına ayaklanarak şehri içeriden yok etmeye başlamıştı.

Genelde içe kapanık ve hiçbir tarafa destek vermemeyi tercih eden Beatrice’in doğrudan müdahil olduğu vakalar sayılıydı ama bu, dört yüz yıl önceki o kaotik zamanları andıran akıl dışı ve tutarsız bir dünyanın yansımasıydı——

Beatrice: “――Cadılar.”

O eski günleri düşünürken Beatrice’in dudaklarından bu kelime dökülüverdi.

Dört yüz yıl önceki o dönemi sembolize eden tek bir şey varsa o da hiç şüphesiz Cadılardı.

Beatrice’in yaratıcısı ve annesi olarak sevdiği Echidna da o Cadı damgası yiyenlerden biriydi.

Bunun da ötesinde ölümcül günahları taşıyan birden fazla Cadının cirit attığı o çağ, herkesin hayatta kalmak için çırpındığı o zamanlar, âdeta bir çocuğun kâbuslarının gerçeğe dökülmüş hâli gibi karanlık bir dönemdi.

İmparatorluk Başkenti’ndeki şu anki manzara, o günlerin bir tekrarı gibiydi. ――Acaba bunu ne tetiklemiş olabilirdi diye düşünürken yüreği hızla çarptı.

Beatrice yüreğinde bu sıkıntıyı hissederken――

Subaru: “――Bekle beni Rem!”

Hemen arkasından Subaru’nun nefes nefese kalmış ama bir o kadar da kararlı sesini işitti.

Hırıltıyı andıran sesiyle Louis ve onun işaret ettiği yöne doğru dörtnala giden atı daha da hızlandıran Subaru, aradığı kızın orada beklediğinden zerre şüphe duymuyordu.

Beatrice Subaru’nun kendisinden ayrı, Louis’le geçirdiği zamanın nelere yol açtığını düşündükçe içi bulanık bir karmaşayla doluyordu. Ancak yine de aralarında bir güven bağı oluştuğunu anlayabiliyordu.

Beatrice’in de Louis’in gösterdiği o yönde Rem’in olduğuna dair en ufak bir şüphesi yoktu.

Şöyle bir düşününce de Louis, Büyülü Kristal Topu bertaraf etmek için muazzam miktarda mana harcamış ve hemen ardından kaybolmakta olan Beatrice’i kurtarmak için dosdoğru Subaru’nun yanına gelmişti. Aradığı kişilerin yerini tespit etme gücüne sahipti.

Bu gücün herkes için mi yoksa sadece tanıdıkları için mi geçerli olduğuysa belirsizdi.

Subaru: “Kocaman bir malikâne!”

Idra: “Ne yapacağız, Schwartz?! Duvarlar çok yüksek! Ön kapıdan dolaşıp…”

Subaru: “Yoo, ona harcayacak zamanımız yok! Tanza!”

Bu konuşma, önlerindeki birkaç caddeyi aşıp hedeflerindeki binaya yaklaştıkları sırada geçti.

Burası İmparatorluk Başkenti’nin kuzey tarafında heybetli bir araziye yayılmış bir malikâneydi ve çevresi, sahibinin yüksek rütbeli biri olduğuna işaret ediyordu.

Hâliyle de yeterli güvenliği sağlamak amacıyla malikâneyi çevreleyen duvarlar da epey yüksekti.

Ancak――

Tanza: “Yanlış anlaşılmak istemem.”

Bunu söyleyen geyik kız, yüzündeki ve mırıltılarındaki hafif bir hoşnutsuzlukla yeri tekmeledi.

Dosdoğru duvara doğru atılan genç kız Tanza sözlerine devam etti.

Tanza: “Ben Schwartz-sama’nın duvar yıkma aleti değilim.”

Bu beyanından hemen sonra Tanza’nın kalın tabanlı ayakkabıları, muhtemelen Toprağın İlahi Koruması’yla güçlendirilmiş olan malikâne duvarına çarptı. Bu darbe; malikânenin savunmasını artırması gereken duvarın önce içe göçmesine, ardından delinmesine ve nihayetinde tamamen çökmesine sebep oldu.

Kulak tırmalayıcı bir ses ve şiddetli bir rüzgâr eşliğinde, duvarın ardında ufak tefek bir kız silüeti belirdi. Yoğun duman bulutunun içine dalar gibi Beatrice ve diğerlerini taşıyan Galewind Atı da mülkün arazisine atladı.

Ve o an――

Louis: “Uau!”

Beatrice: “――Subaru, oradalar, doğrusu!”

Geniş malikâne arazisinde ana binadan ayrı birden fazla yapı sıralanmıştı, bu da bir an için yön duygularını kaybetmelerine neden olacaktı ki tıpkı Subaru gibi etrafı tarayan Beatrice, hedefi bulmak için yuvarlak gözlerini fal taşı gibi açtı ve bir grup insanı fark etti.

Tam o anda Louis de Beatrice’le aynı yöne bakıp bağırarak onun bulgusunu doğrulamış oldu.

İleride, ayrı bir binanın girişinde birkaç karaltı duruyordu.

Sıkıca kapatılmış kapının önünde, yırtık pırtık İmparatorluk askeri teçhizatını giymiş bir sırt ve onunla yüzleşen iki karaltı görünüyordu, Beatrice birini tanımıyordu ama…

――Diğeriyse Beatrice’in de aşina olduğu bir kızdı.

Subaru: “――El!”

Beatrice: “Minya!!”

Kızı ve yanındakini hedef alan körelmiş bir kılıç havaya kalkmıştı.

Bunu fark ettikleri anda da el ele tutuşan Beatrice ve Subaru boşta kalan ellerini kaldırıp büyüyü beyan ettiler. Fırlayan koyu mor ok, beti benzi atmış adamların sırtını yakaladığı gibi onları kristale çevirdi.

Düşmanlar: “Gağh.”

Acı dolu bir feryat kopsa da adamların başka bir hamle yapmasına izin vermediler.

Buzun çatlamasını andıran tiz bir ses eşliğinde adamların bedenleri paramparça olup dağıldı.

Galewind Atı, ölümden kıl payı kurtulan kızın yanına vardı. Beatrice ve Subaru, Subaru’nun elini çektiği kızın şaşkın bakışları arasında birlikte yere atladılar.

Ve işte o anda――

Subaru: “――Epey beklettim seni de Rem! Gerçek ana karakter sahneye çıktı!”

Subaru tek gözünü kırpıp dişlerini göstererek gülümseyerek cafcaflı bir giriş yaptı.

Çocuksu görünüşüne rağmen Beatrice onun kollarının arasından ortağına baktı, başkalarına yardım etmek için kendini paralayan bu değişmez cesaretiyle gurur duyuyordu.

Hayatı kurtarılan kızın gözleri, Beatrice ve Subaru’nun bakışlarıyla buluşunca irileşti.

Heyecan ve duygu karmaşasıyla boğazı titreyerek――

Rem: “――Siz de kimsiniz?”

Diye soruverdi. Pek de dostane sayılmayacak bir tavırla.

△▼△▼△▼△

Subaru: “Yoo, benim ya, benim! Azıcık küçülmüş olabilirim ama valla benim ya! Anlarsın, di’ mi?”

Rem: “…Yardımınız için minnettarım ama sizi gözüm hiç ısırmadı.”

Subaru: “Yok artık!”

Subaru, Rem’den aldığı bu beklenmedik soğuk karşılıkla kollarını iki yana sallayıp kederlendi.

Böylesine umutsuz bir badire atlattıktan sonra, ölümün kıyısından kurtarılmışken onu derinden duygusal bir kavuşmanın beklediğinden emindi. Bu yüzden Rem’in tepkisi onu fena hâlde hayal kırıklığına uğratmıştı.

Elbette ki Subaru Subaruluğunu yapıp Rem’in haberi olmadan küçülmeyi başardığı için kızın kollarını açıp sevinçle karşılamasını beklemenin de mantıksız olduğunu düşünüyordu.

Subaru: “Bu açıdan bakınca da beni bu hâlimle zaten bilen Louis’i saymazsak Beatrice’in bunu hemen kabullenmesi takdire şayan…”

Beatrice: “Betty’nin bunu hiç umursamadığı söylenemez, sanırım. Mesele senin küçülmüş olup olmamandan çok daha farklı. Betty’nin ortağısın değiştirilemez şekilde, doğrusu. Daha da önemlisi…”

Subaru: “Daha da önemlisi?”

Kucağından yavaşça yere inen Beatrice, Subaru ve Rem’e bakarak ikisini kıyasladı. Ardından, kendine has desenlerle bezeli gözlerini kıstı.

Beatrice: “Bu tavır, Betty’nin Subaru’dan duyduklarından tamamen farklı, sanırım. O kızın… Rem’in Subaru’ya karşı çok daha nazik olması gerekiyordu, doğrusu. O anlatılanlar yalandı, sanırım?”

Subaru: “Yoo, yalan falan değildi! Sadece şu an pek çok şeyi unutmuş durumda!”

Beatrice: “Unutmuş…”

Rem’in bu soğuk muamelesi, Beatrice’in aklına gereksiz şüpheler düşürmüştü.

Subaru’nun muhtemelen, Rem’in “Uyuyan Güzel” hâlindeyken onu hatırlamayan herkese gerçeklerden farklı bir hikâye uydurup uydurmadığından şüpheleniyordu.

Bu, akla hayale sığmayacak bir yanlış anlaşılmaydı. Her şeyden önce uyuyan Rem’in kişiliği hakkında yalan söylemek küfürden beterdi ve bu ihtimal Subaru’yu kahretmişti.

Subaru’nun açıklaması üzerine Beatrice sessizce tekrar Rem’e döndü.

Beatrice: “Sen, Betty’yi de mi hatırlamıyorsun, doğrusu?”

Rem: “…Hayır, sanırım bu bizim ilk karşılaşmamız.”

Beatrice: “――Anlıyorum, sanırım. Şimdi idrak ettim, doğrusu.”

Rem: “İkna olmuş görünüyorsunuz ama en nihayetinde siz kimsiniz ki? Yardımız için minnettarım ama…”

Beatrice’in yüz ifadesi Rem’in verdiği yanıttan, Subaru’nun öyle kafasına göre bir şeyler uydurmadığını kabullendiğini gösteriyordu. Fakat Rem’in şüpheleri hâlâ dağılmamıştı.

Subaru ve Beatrice tek taraflı olarak bir sonuca varmış olsalar da Rem’in kafasındaki sorular sadece daha da çoğalacaktı.

Kendi içindeki huzursuzluk görece azalmış olsa da Rem’in tavrı, büyük Subaru’yla küçük Subaru’nun onun gözünde tamamen farklı kişiler olduğunu apaçık ortaya koyuyordu.

Subaru: “Ne olursa olsun, benim ya ben! Rem, her hâlükârda konuşmamızı…”

???: “Amanın!? Bize kim yardım etti diye merak ediyordum ki Danna-kun’muş meğersem! Danna-kun, teşrif edip buralara kadar zahmet etmişsiniz!”

Subaru: “Ah, baksana ya, Flop-san şıp diye anladı… Ha?! Flop-san?!”

Subaru, tam da Rem’in bu kafa karışıklığını bir şekilde gidermeye çalışırken arkasından aniden beliriveren sarışın genç adam Flop’u görünce donakaldı.

Rem’e yardım etmeye gelmişti ama Flop’un da onunla birlikte olacağı aklının ucundan bile geçmemişti.

Subaru: “Senin ne işin var yahu burada? Yoksa sen de mi Rem’le beraber kaçırılmıştın?”

Flop: “Amanın, Oka-san’ın yardımına hiçbir şey bilmeden gelmek de epey cesaret işiymiş, değil mi! Ama genel olarak durum tespitin yanlış sayılmaz. Daha spesifik olmak gerekirse ben ölümcül bir yara aldığım için Oka-san bana tedavi uygulamak için eşlik etti demek daha doğru olur!”

Subaru: “Ölümcül bir yara… ohaa, gerçekten de! Korkunç bir yaraymış!”

Flop her zamanki gibi cıvıl cıvıldı ancak bu saçma derecede parlak kişiliğini bir kenara bırakırsak kıyafetlerinin aralığından görünen teni sargı bezleriyle doluydu ve yüzü de epey solgun görünüyordu.

Gladyatör Adası’ndaki tecrübelerine dayanarak Flop ayakta durmakta bile zorlanacak derecede ağır yaralı olduğuna emindi.

Ölümcül bir yara aldığını söylerken abartmadığı da belliydi.

Subaru: “Ama bu durumda Rem de… Epey gözü pekmiş ya.”

Rem: “Lütfen bekleyin. Konuşmayı oldu bittiye getirmeye çalışıyorsunuz ama… Flop-san, bu çocuğa o şekilde hitap ederek ne demeye…”

Flop: “Ah, belki de böyle şeyleri üçüncü bir gözün fark etmesi daha kolaydır? Tıpkı Oka-san’ın düşündüğü gibi o Danna-kun. Sadece yüzü biraz daha bebeksileşmiş o kadar!”

Rem: “――――”

Flop’un sözleri üzerine Rem, bakışlarını bir kez daha Subaru’ya dikti.

Soluk mavi gözlerindeki şüpheyle yüzleşen Subaru, ona daha iyi bir açı verebilmek için yüzünün duruşunu ayarladı ve dişlerini göstererek gülümsedi. O şüphe dolu ifade önce dehşete, hemen ardından da şaşkınlığa dönüştü.

Rem: “Tuhaf biri olduğunuzu zaten düşünüyordum ama… kadın kılığına girmeniz yetmezmiş gibi, şimdi de çocuk kılığına mı bürünebiliyorsunuz?”

Subaru: “Öyle değil ya! Bu durum benim kontrolüm dışında gerçekleşti! Di’ mi, Beatrice?”

Beatrice: “Subaru, Bettygilden habersiz böylesi bir yerde yine kadın kılığına mı girdin, sanırım?..”

Subaru: “Şimdilik oraya takılmasana, lütfen ya!”

Hem Rem’in hem de Beatrice’in şüpheci bakışları altında Subaru eziliyordu. Onların bu atışmasının yanında duran Flop’sa parmağını kendi bakımlı yüzüne götürerek…

Flop: “Gerçi kadın kılığına giren sadece Danna-kun da değildi, ben ve Köy Reisi-kun da aynısını yaptı ne de olsa. Hep beraber çok güzel bir kız grubu olduk, endamımız da pek hoştu hani.”

Subaru: “O zamanlar tüm yetenek puanlarımı karizmama yatırmıştım da ondan. Neyse ne! Tekrar buluşabildiğimize sevindim.”

Rahatlayarak göğsünü sıvazlayan Subaru, hem Rem’e hem de Flop’a gülümsedi. Flop bu gülümsemeye içtenlikle başını sallarken Rem her olasılığı sonuna kadar tarttıktan sonra konuştu.

Rem: “… Bunca zahmete… beni aramak için mi katlandınız?”

Subaru: “Ee tabii ki. Yoo yani, yola çıkana kadar kaçırıldığını bilmiyordum ama öğrendiğim an bencil duygularım kabardı. Burada olduğundan emin olmamı sağlayan da…”

Louis: “Uu!”

Rem’in sorusunu yanıtlarken tam da o anda bu eminliğin sebebi araya dalıverdi.

Subaru’yla Rem’in arasına hızla giren, doğrudan Rem’e doğru atılan Louis’di. Louis’in altın sarısı saçları savrulurken Rem’e sarıldı, Rem “Vaa” diye şaşırsa da küçük kızın sarılışına karşılık verdi.

Yüzü kendisine bu kadar yaklaşınca da Rem’in gözlerinde bir rahatlama ifadesi belirdi.

Rem: “Louis-chan, güvende olmana sevindim. Kendi başına o adamın peşinden gidince sana kötü davranmış olabileceğinden endişelenmiştim.”

Louis: “Aauu!”

Subaru: “Neresinden bakarsan bak, sana endişe verecek kadar ona kötü davran… davranmış mıydım? Davrandım, di’ mi ya? Davranmış olabilirim. Gerçi şimdi pişmanım ama.”

Sarılırken Louis’in başını okşayan Rem’in bu sözleri üzerine Subaru dudak büktü.

Rem ve Louis, Subaru ve diğerleri Kaos Alevi’ne doğru yola çıktıklarında ayrıldıysalar o an tam da Subaru’yla Louis’in ilişkilerinin en berbat olduğu zamandı, doğrusu. Yolun ortasında Subaru’nun “fırsat bu fırsat” deyip Louis’i terk etmeyeceğinin bir garantisi de yoktu. Rem’in endişelenmesi de gayet normaldi.

Ama ne olursa olsun――

Subaru: “Şu anda Louis’e bir şey yapma niyetim yok. Barıştık.”

Rem: “…Gerçekten mi? Louis-chan?”

Louis: “Uu!”

Kocaman bir gülümsemeyle başını sallayan Louis’in bu tepkisiyle Rem’in kafasındaki soru işaretleri de nihayet dağıldı.

Bedeni küçüldüğünden beri karşılaştığı en büyük çıkmaz gibi görünen bu durumun barışçıl bir şekilde çözülmesiyle Subaru rahat bir nefes aldı. O sırada da Subaru’nun elini sıkıca tutan kişi…

Beatrice: “…Betty bunu kabullenmek istese de hâlâ bu konuda içimde kötü hisler var, doğrusu. O kızla Rem’in bu kadar samimi olması da epey tuhaf bir duygu, sanırım.”

Beatrice böyle mırıldanırken Subaru içinden buruk bir tebessüm etti.

Ancak Vollachia İmparatorluğu’na ilk geldiğinde yeni uyanmış Rem’in kendisine karşı nasıl bir düşmanlık ettiğini ve niyetini hiç bilmediği Louis’le nasıl bir durumda kaldığını düşündükçe Subaru da Beatrice’e sonuna kadar katılıyordu.

Neticede, kaderin bir cilvesiyle Rem’in “Uyuyan Güzel” olmasına yol açan Oburluk Günah Başpiskoposu şimdi onunla aynı yerde, böylesine dostane bir şekilde takılıyordu.

Subaru: “――O sorunun cevabını henüz tam olarak bulamadım ama…”

Rem’in hafızası hâlâ dönmemişti. Louis’in kökeni de bir muammaydı.

Yine de hayatta kalmayı ve Rem’le bu şekilde yeniden bir araya gelmeyi başarmışlardı, üstelik Louis de onlara karşı elinden geldiğince dostane bir tavır göstermişti. Öyleyse bir çözüm yolu da bulabilmelilerdi.

İşte bu yüzden de――

Tanza: “――Schwartz-sama, bu kadar rahatlayacak kadar vaktimiz olduğunu sanmıyorum.”

Yeniden kavuşma anının atmosferine tanıklık eden genç kız, yerinde bir zamanlama ve geçerli bir sebeple araya girdi.

Kimono içindeki küçük kız Tanza’nın ortamı okuyarak yaptığı müdahaleyi duyan Subaru, ona dönüp “Haklısın” dedi. O sırada da at sırtından çevreyi dikkatle gözlemlemeye devam eden Idra da görüş alanına girdi.

Idra: “Aradığın kişiyi bulduk. Bu arada başka kaçırılan kimse yok, değil mi?”

Beatrice: “Betty’nin duyduğu kadarıyla olmaması lazım, doğrusu.”

Rem: “Ben de başka kimseyi fark etmedim. Flop-san…”

Flop: “Benim de buraya getirilen başka bir tanıdığım yok. Yanlışlıkla Medium falan da kaçırılmadıysa tabii! Ne dersin, Danna-kun!”

Subaru: “Biz ayrılırken kaçırılmamıştı… O da küçülmüştü gerçi.”

Flop: “Ha? Nasıl yani? Demin ne dedin sen?”

Kız kardeşinin güvenliği için endişelenen Flop’a Subaru, Medium’un da küçüldüğü gerçeğinden bahsetmemişti.

Küçülmüş görüntüsü dışında sağlığı gayet yerindeydi, Medium kesinlikle Kaos Alevi’nden güvenle ayrılmış ve Guaral’daki gruba katılmış olmalıydı.

Şimdi burada durumun tüm detaylarını masaya yatırıp şunun bunun pazarlığını yapacak zamanları da yoktu.

Böylesine neşeli ve cıvıl cıvıl anların devamını garanti altına alabilmek için harekete geçmeleri gerekiyordu.

Subaru: “Pekâlâ. Rem ve Flop-san dahil olmak üzere, olabildiğince çok kişiyle kaçmak istiyorum ama bu malikânede başka kimseler var mı?”

Rem: “Burada tanıştığım Katya-san adında bir kadın daha var. Bir de şu ek binada da…”

Subaru: “Burada mı?”

Rem başıyla onaylarken bakışlarını yanındaki sımsıkı kapalı kapıya çevirdi.

Subaru’nun düşmanı alelacele yenmesi gerektiğinden etrafı düzgünce kontrol edememişti ama anlaşılan Rem ve Flop bu binayı açmaya çabalıyordu.

Flop: “İçeride dört bir yandan toplanmış siyah saçlı Veliaht Prenslerin olduğu söyleniyor.”

Idra: “Siyah saçlı Veliaht Prensler… Schwartz’ın çakmaları.”

Flop Subaru’nun aklından geçen soruları cevapladı, Idra’ysa duydukları karşısında suratını astı.

Idra’nın dile getirdiği “çakma Schwartzlar” algısı, Pleiades Taburu’ndaki neredeyse herkesin paylaştığı bir görüştü ve aynı zamanda Subaru’nun onlara söylediği büyük yalanlardan biriydi.

Tüm İmparatorlukta dilden dile dolaşan o siyah saçlı Veliaht Prens, İmparator Vincent Vollachia’nın gayrimeşru oğluydu ve çeşitli bölgelerde bu unvanı sahiplenenlerin hepsi sahtekârdan başkası değildi.

Gerçek siyah saçlı Veliaht Prens ise Natsuki Schwartz’tan başkası değildi――

Idra: “Şurada burada isyan çıkarmak için bahane olarak kullanılanlar mı? Açıkçası işlerin bu kadar lay lay lom bir şekilde ele alınması hiç hoşuma gitmiyor.”

Beatrice: “Betty de Sakallı’ya katılıyor, sanırım. Bu fikrin asıl sahibinden de hiç hazzetmiyorum, doğrusu.”

Idra: “S-Sakallı…”

Idra, ek binada esir tutulduğu anlaşılan sahte Veliaht Prenslere olan hoşnutsuzluğunu açıkça dile getirirken Beatrice de başını sallayarak onu onayladı.

Idra’nın sözleri Subaru’nun da canını yakmıştı. Beatrice’in araya giren yorumuysa Subaru’nun tüm bu tezgâhın kimin başının altından çıktığına dair tahminini doğrular nitelikteydi.

İşin en meşakkatli kısmı da sahte Veliaht Prenslerin hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu ayırt edemeyecek olmaktı――

Tanza: “Schwartz-sama, ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

Subaru: “Tartışılacak bir tarafı yok bunun, di’ mi ya? Onları geride bırakırsak er ya da geç zombilere yem olacaklar. Onları kurtarmamak gibi bir seçeneğimiz yok.”

Tanza: “――――”

Subaru, kararını soran Tanza’ya sakin bir ses tonuyla yanıt verdi.

Tanza’nın gözleri, siyah saçlı Veliaht Prensler hakkındaki bu cevap karşısında irileşti―― Gladyatör Adası’ndan bu yana, Subaru’nun İmparatorun varisi olduğu iddiasının sırf kargaşa çıkarmak amacıyla yayılmış bir yalan olduğunu bilen tek kişi oydu.

Pleiades Taburu’ndaki yoldaşlarının Subaru’ya güvenmelerinin ve İmparatorluk Başkenti için verilen bu savaşa katılmaya bu denli istekli olmalarının altında yatan en büyük neden, Subaru’nun o siyah saçlı Veliaht Prens olduğuna inanmalarıydı.

Esir tutulan bu sahte Prensler serbest bırakıldığı takdirde yalanının ortaya çıkma ihtimali de o kadar artacaktı.

Subaru: “Ama o iş başka, bu iş başka.”

Tanza’nın endişelerinin farkında olsa da Subaru bir yalanı korumak uğruna insanların hayatını feda edecek birisi de değildi.

Elbette ki içten içe bu merhamet gösterisinin karşılık bulmasını ve sahte Prenslerin, Subaru’yla dostlarının çabalarına sessizce minnettar kalmalarını umuyordu.

Beatrice: “Betty’nin Subaru’suna da bu yakışırdı, sanırım.”

Subaru’nun elini sımsıkı tutarak Beatrice, gururla Tanza’ya baktı. Bir an için ikisinin arasındaki o gerginlik yeniden alevlense de Subaru bunu şimdilik görmezden geldi.

Bu kararı aldıktan sonra da ek binanın kapısına döndüler.

Subaru: “Rem veya Flop-san’da girişin anahtarı falan var mı?”

Rem: “Y-Yok, anahtarın nerede olduğunu bilmediğimden ötürü de zorla açarım diye düşünmüştüm.”

Flop: “Oka-san’ın gücüne sonuna kadar güvenebilirsiniz. Malumunuz, benim kollarım göründüğünden de cılızdır.”

Louis, Rem’in beline yapışmış bir hâldeyken Flop çelimsiz pazılarını gösterdi. İkilinin cevapları karşısında Subaru yanağını kaşıdı ve mahcup bir ifadeyle Tanza’ya döndü.

Subaru: “Bir kez daha bizim için mastır key olabilir misin?”

(Ç.N: Master Key, genelde oyunlarda bütün kapıları açabilen bir anahtardır. Hangi oyuna gönderme olup olmadığını bilmesem de Dark Souls serisinde bu anahtar vardır, oyunun başında başlangıç eşyası olarak Master Key’le başlayabilirsiniz.)

Tanza: “…Mastırı kee’yin ne olduğundan pek emin değilim ama ne demeye çalıştığınızı anladım. Schwartz-sama, size şunu tekrar hatırlatmak isterim ki…”

Subaru: “Sen duvar yıkma aleti değilsin, tamam mı Tanza? Üzgünüm.”

Uysalca başını eğen Subaru’ya karşılık Tanza derin, hem de çok derin bir iç çekti.

Ancak bu sadece bir iç çekiş değildi, Tanza derin bir şefkatle “Lütfen kenara çekilin,” diyerek Subaru ve Rem’in kapının önünden uzaklaşmasını istedi ve kapıdan sarkan devasa asma kilidi iki eliyle kavradı.

Ve ardından, Tanza’nın incecik ellerinin ani ve güçlü bir hamlesiyle kilit bükülerek koptu.

Bu, görenleri hayrete düşüren bir manzaraydı ama Subaru ve Idra artık bu tür şeylere alışmıştı.

Tanza’nın akılalmaz, insanüstü güç gösterisi karşısında Rem ve Flop hayretle bakakalırken Subaru yanındaki bu tepkileri fark ederek hafif bir nefes aldı ve yavaşça ek binanın kapısını araladı.

Ve ardından da――

Subaru: “Eminim ki herkesin kendince dertleri vardır ama şimdilik aramızdaki çeşitli kinleri bir kenara bırakıp bu yerden kurtulmak için güçlerimizi birleştirsek ya?”

Böylece içerideki tedirgin sakinleri ürkütmemeye özen göstererek ek binaya adımını attı―― İçerisi, Subaru’nun selamladığı o sahte Veliaht Prensleri barındıran daracık hücrelerle doluydu.

Sahte Veliaht Prensler: “――――”

Subaru’nun çağrısı üzerine, on dört ya da on beş kadar genç çocuğun yüzü ona döndü.

“Siyah saçlı Veliaht Prensler” olarak anıldıklarına ve İmparator Vincent’ın daha doğrusu Abel’in şu anki yaşından geriye doğru hesaplandığında da hepsinin aşağı yukarı Subaru’yla aynı yaşlarda olması beklenirdi.

Ayrıca, halkın gözünden uzak tutulmuş bu çocukların hücrelerdeki içler acısı hâli de mide bulandırıcıydı.

Tanza: “Yine de her birinin hücresi oldukça geniş ve baştan sona temizlenmiş görünüyor, o kadar da kötü bir ortam sayılmaz.”

Ek binanın içine yandan bir göz atan Tanza, Subaru’nun izlenimlerine kendi fikrini de ekledi.

Dediği gibi mekân asgari standartların ötesinde temizdi. Sahte Veliaht Prenslere düzgün yemek verildiği belliydi ve aralarında aşırı zayıflıktan bitap düşmüş kimse görünmüyordu.

Tanza: “Az çok, içlerinden birinin gerçek Veliaht Prens olması ihtimaline karşı bir hazırlık yapmışlar gibi.”

Beatrice: “Belki de çocuklara eziyet etme zahmetine girmekten pek hoşlanmıyorlardır, doğrusu.”

Rem: “…Ev sahibinin mizacını düşündükçe her iki ihtimal de pekâlâ mümkün görünüyor.”

Tanza’dan Beatrice’e, oradan da Rem’e, her biri sırayla ek binanın iç kısmına dair gözlemlerini aktardı. Bu betimlemeler üzerine Subaru, bu devasa malikânenin sahibinin―― Muhtemelen Başkent’teki kodamanlardan birine ait olduğunu düşündü.

Bu koşullar altında da siyah saçlı Veliaht Prens adayı olan bu kadar çok kişiyi böyle toplamış olması, “sahte Veliaht Prens” diye bir şeyin olmadığını gayet iyi bilen sahte İmparator’a karşı isyankâr bir ruh taşıdığını da gösteriyordu.

Subaru: “Evladının sahte olduğunu en çok kendisi bilir… Bi’ dakika ya? Yoksa sahte İmparator’un haberi yok muydu bunlardan? Abel kadınlarla ilişkiler konusunda bu kadar dikkatsiz bir tipse o hâlde…”

Rem: “Kesin bir şey söyleyemem ama Abel-san’ın böyle bir yönü olabileceğini hayal dahi edemiyorum.”

Subaru: “Aynı fikirdeyim. O herif, kendi kadın kılığına girmiş hâlini bile dünyadaki en güzel kadın sanmıyor muydu ki?”

Kendisine Natsumi Schwartz, Abel’e Bianca ve Flop’a da Flora dediği o zamanları anımsayan Subaru bu eski anıları yâd ediverdi.

Her hâlükârda――

Subaru: “Şimdi şu hücreleri açıyorum. Dışarısı sarsıntıdan gürültüden geçilmiyor, bildiğiniz gibi. Kinlerimizi bi’ kenara bırakalım da hep birlikte buradan tabanları yağlayarak kaçalım!”

Sahte Veliaht Prens: “…Kaçalım diyorsun ama bütün hücreler kilitli ki.”

İçeriden, farklı kabilelere mensup ve farklı ten renklerine sahip sahte Veliaht Prensler arasından biri böyle cevap verince de Subaru “Oh” dedi.

Hepsinin siyah saçları ve siyah gözleri vardı ki bu, bu dünyada pek yaygın bir özellik değildi. Bu yüzden de fiziksel özellikleri Subaru’ya bu denli benzemesinden ötürü onlara karşı belli bir yakınlık hissediyordu.

Subaru: “Kilidi dert etmeyin. Çözüm tam burada.”

Tanza: “Gerçekten de tam burada.”

Subaru başparmağıyla Tanza’yı işaret etti, küçük kız da eğilerek elindeki kırık kilidi sahte Veliaht Prenslere gösterdi.

Bunu gören herkesin yüzüne bir şaşkınlık yayıldı, şüpheci ifadeleri silindi. Onun yerine Tanza’ya yönelik bir hayranlık ifadesi belirse de…

Subaru: “Bir sorun çıkmayacak gibi. Buradakileri Tanza dışarı çıkarır… Rem!”

Rem: “E-Evet.”

Subaru: “Az önce bahsettiğin, burada tanıştığın o arkadaşın nerede peki?”

Rem: “――Katya-san’ı diyorsanız…”

Eli Louis’in başındayken Rem’in yüzü ciddileşti ve bakışlarını ek binanın dışına çevrildi. Rem’in tepkisinden anlaşıldığı kadarıyla bu Katya muhtemelen ana binadaydı.

Ek binanın civarındaki üç zombiyi ezmeyi başarmışlardı ama malikâneye başkalarının da sızmış olması muhtemeldi. O kızı fark edilmeden önce bir şekilde oradan çıkarmaları gerekiyordu.

Subaru: “Bu Katya denen kişinin ayırt edici bir özelliği var mı?”

Rem: “Kahverengi, kıvırcık saçları ve derin bakışlı gözleri var. Ve de…”

Subaru: “Ve de?”

Flop: “Katya-san’ın bacakları pek de iyi durumda değil. Oka-san’la ben burada harekete geçeceğimiz için binada saklanmasını istemiştik.”

Subaru: “Bacakları…”

Subaru, Rem’in yerine cevap veren Flop’un sözleri üzerine elini çenesine koydu.

Neyse ki Subaru ve diğerlerinin geldiği Galewind Atı yanlarındaydı, bu da bacakları tutmayan birini taşımak için mükemmel bir durum sayılırdı. Sahte Veliaht Prensleri de yanlarına alınca genel hareket kabiliyetleri zaten epey düşecekti, bu yüzden o kadar da sorun olmazdı herhâlde.

Subaru: “Doğru düzgün savaşabilen tek kişinin Tanza olması biraz endişe verici ama.”

Beatrice: “Betty’le Subaru’nun şu anki hâliyle o geyik kızdan aşağı kalır yanımız yok, sanırım.”

Idra: “Weitz veya Gustav-dono’yla aynı seviyede olmasam da ben de bir yere kadar dövüşebilirim.”

Dövüş güçleri konusunda endişelenen Subaru’ya, Beatrice ve Idra’dan yüreğine su serpen cevaplar geldi.

Elbette ki Galewind Atı’nın dizginlerini tutması gerektiği için Idra’ya aşırı güvenemezlerdi ama Subaru’nun mahareti, elindeki kartları mevcut duruma en iyi şekilde uyarlayarak sonuna kadar kullanmaktı.

Subaru: “Sahte veliaht prens falan olmaya zorlandıklarına göre içlerinden ata binebilen bir kişi falan çıkar herhâlde…”

Rem: “Şey, Katya-san adına endişeleniyorum da o yüzden mümkünse…”

Subaru: “――Kusura bakma, haklısın.”

Sabırsız görünen Rem, beynini zorlamaya çalışan Subaru’ya seslendi.

Subaru, kızın endişe kaynağını bir an önce ortadan kaldırması gerektiğini hissederek başını salladı. Şimdilik, Subaru ve Beatrice orada olduğu sürece zombilerle başa çıkabilirlerdi.

Subaru: “Ne olur ne olmaz, Tanza sen de gel. O Katya dediğin kişiyi sakinleştirmek için Rem veya Flop-san’dan biri de gelirse――”

Gereksiz bir kargaşayı önlemiş oluruz, diye Subaru tam cümlesini bitiriyordu ki…

???: “――Bunun için endişelenmenize gerek yok. Katya’yı çoktan güvenle çıkardım oradan.”

Subaru: “――――”

Böylece Subaru’nun sözleri ek binanın dışından gelen bir sesle kesildi. ――Yoo, sözlerinin kesilmesinin tek nedeni sadece araya girilmesi de değildi.

Nedeni, duyduğu o sesteki buz gibi bir şeyin Subaru’nun kalbine saplanmasıydı.

Beatrice: “――Subaru?”

Tüm vücudu içgüdüsel olarak kasılmasıyla beraber, elini tutan Beatrice de bir şeylerin ters gittiğini fark etmişti.

Ama Subaru, Beatrice’in sözlerine cevap veremedi, hızla ek binanın girişine yöneldi ve orada duran Rem ile Flop daha arkasını dönemeden onların önüne geçti.

Kim olduğunu görmek adına. ――Ve de onu Rem’den uzak tutmak adına.

Orada duran sesin sahibi de――

???: “Ne yalan söyleyeyim, bu gerçekten de amma tuhaf bir tesadüf. Başka nasıl böyle bir durumda karşılaşabilirdik ki?”

Subaru: “――――”

???: “İkimizin de kendince dertleri vardır… ama şimdilik şu baş belası kinlerimizi bir kenara bırakıp bu yerden kurtulmak için güçlerimizi birleştirsek ya?”

Diyerek Subaru’nun az önceki sözlerini âdeta onunla alay edercesine tekrarlayıp omuz silken o adam…

——İmparatorlukta kaldığı süre boyunca hem en baş belası hem de kaderleri en güçlü şekilde birbirine bağlanan ezeli düşmanı Todd Fang’tan başkası değildi.

#Önceki bölümlerin devamı niteliğinde devam ediyoruz. Beklediğimiz buluşma -yoo, Rem değil- gerçekleşti, Subaru’muzla Todd Fang’ımız kavuştu!!! Bakalım onca kini geride bırakıp dost olacaklar mı yoksa gene kavgaya mı tutuşacaklar? Okumaya devam edelim!



5 2 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
4 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Zeynep Miray
28 Ekim 2025 23:39

Valla toddla Subaru dost olursa iyi olur ancak muhtemelen olmayacak neyse çeviri için teşekkürler

Fevzi Paşa
Yanıtla  Zeynep Miray
4 Kasım 2025 01:09

😀

baryonnarutotr
24 Kasım 2025 13:39

Todd’a merhamet Yok
Hemen kellesini alın

Heisenberg
12 Aralık 2025 15:15

Subaru artı Todd ikilisi baya güçlü olur gibi duruyor ama toddun anasını s***