Bölümün ortalama okuma süresi 40 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: soufflent
Editör: Bertiel
Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
——Kararagi Şehir Devleti, Dört Büyük Krallık’tan biri olan büyük bir batı ülkesidir.
Bakıldığında kuzeydeki Gusteko Kutsal Krallığı, güneydeki Vollachia İmparatorluğu ve doğudaki Lugunica Krallığı gibi diğer büyük ülkelerle yakın bir güce sahiptir ancak şu anki hâline ulaşması diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok daha kendine özgü ve garip bir şekilde oldu.
Kararagi Şehir Devleti’nin tarihî diğer üç ülkeye kıyasla oldukça yüzeyseldir. Birkaç yüzyıl önce, küçük ülkelerin bir gruptan oluşan savaş beyleri batıda savaştı ——ülkeler arasındaki bu rekabet, âdeta bitmek bilmeyen bir tehlike bölgesiydi.
Batı birleşti ve tek bir ülke olarak Kararagi Şehir Devleti hâline geldi.
Küçük ülkelerin her biri birer kasabaya dönüştü ve Kararagi; bu kasabaları, kasaba liderlerinin parlamenter hükûmetleriyle yönetti. Bu sistemde, kasaba liderleri tarafından seçilen Büyük Varis, en son kararı elinde tutan kişidir.
Bu tarz koşullara ev sahipliği yapan Kararagi, diğer ülkelere kıyasla tamamen farklı değerlere sahiptir. Bu ülke yalnızca kendine özgü politikalar geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda kendine özgü ulusal özellikler ve kültür de geliştirdi. Wafuu¹ kültürü ve Wasou² bunun bazı örneklerindendir ancak bunlar arasında en karakteristik olanı şuydu——
(Ç.N: ¹ Japon usulü, ² Japon giyim tarzı.)
Subaru: “Üzgünüm, Rem ama bu gerçekten berbattı. Elimden gelenin en iyisini yaptım ama yine de elime yüzüme bulaştırdım işte…”
Koyu Kararagi aksanı ——Kararagi Şehir Devleti’nde anlaşılması özellikle kolay bir lehçeydi ve yayılan benzersiz kültürün bir parçasıydı.
Bu gerçeği gözler önüne seren kişi, alnını yere dayamış özür dileyen kişiydi.
Bu kişi, siyah saçlı ve keskin sanpaku³ gözlü genç bir adamdı. Masmavi renge boyanmış bir Wasou’nun içinde, örme otlardan yapılmış tatami matlarının⁴ olduğu bir odada dik bir şekilde oturuyor ve acınası bir görüntü sergiliyordu.
(Ç.N: ³ Sanpaku, gözler dinlenme hâlindeyken irisin altındaki göz akının görünmesidir ve bu durum kişiyi sürekli öfkeli gösterir, ⁴Japonların geleneksel yer hasır döşemesi.)
——Onun adı Natsuki Subaru’ydu.
Berbat Kararagi aksanından da söylenebileceği gibi, memleketi Kararagi değildi. Gerçi Subaru zaten bu dünyanın herhangi bir yerinden de gelmiyordu. Âniden farklı bir dünyadan çağrılmıştı, çeşitli deneyimler yaşamıştı ve sonuç olarak artık Kararagi’deydi. ——Hepsi bu.
Ve böylece Subaru, karşısında dik bir şekilde ona dönük oturan kızdan özür diliyordu. Kız, Subaru’nun özrüne gülümserken aynı zamanda konuşmaya başladı.
Rem: “——Lütfen bu şekilde konuşmayı bırak. Sana hiç ama hiç yakışmıyor, Subaru-kun.”
Subaru: “Yakışmıyor mu?”
Rem: “En hafif tabirle bile bunun gerçekten berbat olduğunu söyleyebilirim.”
Subaru: “Çok acımasızsın ama! Ah, pekâlâ, özür dilerim. Şu andan itibaren bu şekilde konuşmayı bırakıyorum.”
Rem, tüm bunları Subaru’ya gülümseyerek söyledi ve ardından Subaru kötü aksanıyla birlikte cesareti kırılmış bir şekilde konuşmayı kesti. Ancak içindeki memnuniyetsizliği somurtkan bir ifadeyle gösterirken iki parmağını birbirine sürttü.
Subaru: “Pekâlâ, yeterince iyi olmadığımı biliyorum ama ne dediklerini bilirsin: ‘Roma’dayken Romalılar gibi davran.’ Mümkün olan en kısa sürede diğer herkese uyum sağlayabilmek için elimden geleni yapıyorum.”
Rem: “Elinden gelenin en iyisini yapman takdire şayan ve bu sayede senden çok fazla şey öğrenebilirim. Ancak nasıl desem… Subaru-kun’un aksanı, kulağa Kararagi’den olmayıp onların aksanıyla dalga geçen biri gibi geliyor, bu da biraz sinir bozucu.”
Subaru: “Yani Kansai halkı Tokyoluların sahte Kansai aksanlarına⁵ bu yüzden mi sinirleniyorlarmış?!”
(Ç.N: ⁵Kansai aksanı, Japonya’da kendine özgü kelimeleri, tonlamaları ve konuşma tarzı olan bir bölgesel aksandır; komedyenler, eğlence programlarında sık kullanılır. Yani şöyle düşünebilirsiniz: Karadeniz aksanını bir kimse komiklik olsun diye kullanıyor ama Karadenizli biri de bunu görünce kendisiyle dalga geçtiğini, küçümsediğini sanıyor ve “sinirleniyor”. Rem bu yüzden “sinir bozucu” diyor.)
Rem: “Tokyo mu? Kansai aksanları mı?”
Bu acımasız yorum Subaru’nun ânında yerine sinmesine sebep oldu. Kız mavi saçlarını sallayarak başını yana eğdiğinde hayıflanmakta olan Subaru’nun kafasında bir soru işareti belirdi. Kızın omuzlarına kadar gelen kusursuz saçları da gözleri de açık maviydi. Aynı zamanda hem sevimli hem de nazik bir izlenim veren bakışlara sahipti. Açık mavi bir kimonoyu zarifçe taşıyan güzel mi güzel bir kızdı.

Kızın adı Rem ——ya da resmî ismiyle Natsuki Rem’di. Subaru ile aynı soyadına sahip olmasına rağmen, gayet açık bir şekilde onun kız kardeşi ya da akrabası olmadığı söylenebilirdi. Onlar daha farklı bir şekilde birbirlerinin ailesiydiler.
Subaru: “Ama şey, umm, evet. Konuşma şeklimin işin ters gitmesiyle bir ilgisi yok, tamam mı? İş yalnızca beceriksizin teki olduğum için ters gitti…”
Rem: “İş ters mi gitti? Nasıl yani?”
Subaru: “Ahh… Bilirsin ya, şey…”
Subaru lafı dolandırmaya çalıştı ama Rem ona soruyu doğrudan bir cevap beklercesine sormuştu. Subaru, kendisine doğrudan sorulan bu soruya nasıl tepki vermesi gerektiğini düşünüp dursa da amaçsızca bir şeyler geveledi. Subaru’nun bu derece endişelendiğini gören Rem, yumuşak bir şekilde gülümseyerek şöyle dedi:
Rem: “Bana olan biten her şeyi anlat bakalım. Kafana takma. Subaru-kun ne kadar kötü bir durumda olursa olsun, sana uymayan bir işin büyük bir kısmında hata yapmış bile olsan sinirlenmem.”
Subaru: “Dediğin gibi, bana uymayan bir işin büyük bir kısmında hata yapıp işi elime yüzüme bulaştırıverdim!”
Subaru, Rem’in konuyu nazik şekilde karşılamasına karşılık olarak utançla ezilirken bacaklarını tatami matının üzerine doğru yaydı. Böylece vücudu yan tarafa doğru düştü ve çekine çekine parmağıyla tatami matını dürtüklemeye başladı.
Subaru: “Fazlasıyla acemiydim. Hatta bir acemiden bile daha vasattım desem yeridir. Herkesin sıradan bir şeymiş gibi yaptığı ameleliği ben de yapabilirim zannettim…”
Rem: “Yaparım zannettim demek… Ee başka?”
Subaru: “Ha bir de! Kararagi’de -yarı-insanların işe alındığı bu yerde- benimki gibi boktan, çubuk kraker gibi bir vücutla amelelik yapmaya çalıştım mı bu pervasızlık olur ki! Yaptığım işin boktanlığını da tur sayısıyla gizlemeye çalıştım. Ancak tek turda üç kat daha fazla yük taşımak zorunda kalınca da ayvayı yedim, yeterli dayanıklılığım hiç mi hiç yoktu!”
Subaru, aynı anda sesi titrerken, bu sabah olanları hatırladığında bir açıklama yapmak için de elinden geleni yapıyordu.
Bir yılı aşkın bir süredir farklı bir dünyada yaşıyordu, eskisinden çok daha güçlü olduğunun da farkındaydı ancak onunla gerçekten farklı dünyadan olan insanlar arasındaki teknik özellik farkını kapatmak hâlâ zordu.
Bu arada, bugünün işi de mal taşımaydı ama Subaru kaslı yarı-insanlarla birlikte çalışmasıyla beraber, pek fazla mal taşımamışken bile kıpkırmızı bir yüzle çalışmaya devam etmek zorunda kalması gerçekten de çok komikti.
Rem: “Ah, demek öyle… Peki ya, işi nasıl batırdın? N’aptın?”
Subaru: “Bari malları falan yeniden paketlemeyi deneyeyim derken de tümünü kullanılamayacak hâle getiriverdim… Verdiğim hasar da bugünkü maaşıma mâl olup puf oldu.”
Rem: “…Oradaki insanlar nezaketliymiş desene, senden tazminat ödemeni istememişler demek.”
Tuz torbanın içindeydi, bir kısmı yeniden içine konmuştu ancak çoğu yere saçılmış ve kumla karışmıştı, bu yüzden geri almak imkânsızdı. Sonuç olarak, çalışma planını kısa kesmek zorunda kaldılar ve bu yüzden Subaru da eve gitti. Rem, kasvetli bir bakışla garip başına gelenleri anlatan Subaru’ya iç çekti ve şöyle dedi:
Rem: “Güzel bir iş bulacağına inancım tam, Subaru-kun.”
Subaru: “Böyle söyledin mi içim paramparça oluyor be… Bu arada ya sen Rem? Şu anda neden evdesin? İşin n’oldu?”
Rem: “Temple İlkokulu bugün tatilde. Bu sabah sana soğuk algınlığının çocuklar arasında yayıldığını söylemiştim… Subaru-kun konuyu değiştirmeye çalışmamalısın, biliyorsun değil mi?”
Subaru: “Ihh.”
Subaru fark edilince yenilgiyi hemencecik kabul edip küçümseyici gözlerle ona bakan Rem’e acınası bir şekilde homurdanıverdi.
Yaşadığı hikâyeden de anlaşılacağı gibi, Subaru’nun henüz bir işi yoktu. Daha doğrusu, çalışmak istiyordu ama ona uygun bir iş bulamıyordu.
Ve iş arayıp duran Subaru’nun aksine, Rem hemencecik bir iş bulmuştu bile. Bu, “Temple İlkokulu” olarak adlandırılan, çocuklara eğitim verilen bir tür okul benzeri kurumda öğretmenlik yapıyordu. Rem; aritmetik olsun görgü kuralları olsun, her türlü beceride ustalaşmış biri olarak bu dünyada temel eğitim için çok fazla aranan bir isimdi, bu yıl çalışmayı bir kere olsun bırakmamıştı.
Rem’in eve ekmek getirme konusunda Subaru’dan on kat daha fazla katkıda bulunduğu da söylenebilirdi, bununla beraber ne kadar uğraşsalar da yoksulluk içindeydiler. Rem ile Subaru arasında gerçekten de büyük bir fark vardı.
Subaru’nun da bunu bilip, sabırsızca kendini daha da fazla suçlamasının ve kötüye gitmesinin sebebi de buydu.
Subaru: “Hay ben böyle işe… Tekrar ama tekrar özür dilerim, Rem.”
Rem: “Subaru-kun, bunu söylemeyeceğine söz vermiştin.”
Subaru: “Öyle bir söz versem de bu sözü vermiş olmam bile fazlasıyla acınası bir şey.”
Subaru vücudunu yerden kaldırdı, bacak bacak üstüne atıp dudağını ısırdı.
Başkalarının Rem’e ihtiyaç duyup Rem’in de onlara faydalı olmasından gurur duyuyordu. Ancak bunun farkında olmakla kendini buna dayandırmak bambaşka şeylerdi. Ayrıca, bunu isteyen kişi de ——birbirlerini destekleyerek yaşamak isteyen kişi de Subaru’ydu.
Rem her şeyi yapıp Subaru’ya destek olurken, o da bunu oturup izlemeyi hiç mi hiç düşünmüyordu.
Rem: “Önemli değil, kafana takma. Eninde sonunda Subaru-kun’un ne kadar harika biri olduğunu anlayacaklar. Henüz sahip olduğun harika yeteneklerine uyacak bir iş bulamadın o kadar. Bu yüzden de denemeye devam et. Çünkü ben de bu sırada para kazanmak için çalışıyor olacağım!”
Subaru: “Böyle dersen tam da şugır mami⁶ avcısı gibi görünürüm ki!”
(Ç.N: ⁶Zengin kadınlarla duygusal veya cinsel ilişki kurup onların parasıyla geçinen erkek.)
Rem: “Ah, Subaru-kun?!”
Subaru vücudunu hareket ettirdi ve bu devasa, iç karartıcı atmosfer karşısında kendini kaybetmeden önce ayağa kalktı. Bir anda fazla enerji gerektiren hareketler sergilemesine şaşıran Rem’i de geride bırakıp odanın girişine doğru koştu. Ve ardından——
Subaru: “Sadece beni bekle, Rem! Yemin ederim ki iş bulacağım! Seni destekleyeceğim!”
Rem: “Pekâlâ. Ama lütfen akşam yemeğinden önce eve dön.”
Subaru: “Kahretsin! Harbiden destekleyeceğim, duydun mu beni——!!”
Rem, Subaru’ya el sallayarak veda ederken Subaru odayı ——apartmanı ağlamak üzere bir hâlde aceleyle terk etti.
Zorisini⁶ ayaklarına geçirip Kararagi sokaklarına doğru koştu. İş aramak ——kendi dünyasından farklı bir dünyada bile, niteliksiz ve boş bir dönem geçiren insanlar için son derece zordu.
(Ç.N: ⁶Geleneksel düz tabanlı, parmak arası Japon terliği.)
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
2
——Kararagi Şehir Devleti’nin İkinci Kasabası, Banan.
İlk şehir olan Kyo’dan sonra en büyük olan bu kasaba, Kararagi’nin batısında yer almaktadır ——Subaru ve Rem’in, diğer bir deyişle Natsuki ailesinin yaşadığı yerdir.
Sokaklar, Kararagi’nin karakteristik bir kültürü olan wafuu mimarisinden oluşur ve Kararagi’nin her yerine yayılmış wafuu stilinin başladığı yer olarak görülür. Ama Subaru için wafuu mimarisi, kendisini hiç de farklı bir dünyadaymış gibi hissettirmeyen bir şeydi.
Çünkü sokaklar ona farklı bir dünya gibi hissettirmiyordu, onun yerine——
Subaru: “——Edo Dönemi’ne benziyor ya da biraz daha eskiye gidersek Meiji Dönemi ve Taisho Dönemi’ne.”
Subaru öksürürken güzelce dizilmiş olan ahşap binalara bakıyordu. Sokaklarda yer alan wafuu mimarisi, açık kapılarıyla var olan mağazalar için de karakteristik bir özellikti.
Yoldan aşağı doğru yürüyen insanlar, wasou tarzına ait zori ve kimono giyiyorlardı ancak hepsi bambaşka bir dünyanın insanlarıydı. Subaru’nun alışık olduğu saç rengi ve görünümden farklı olanlar arasında, canavarları andıran birçok yarı-insan da bulunuyordu.
Kendine başka bir dünyada zorla yer edinen Japon kültürü ——Subaru, Kansai lehçesine oldukça benzeyen Kararagi lehçesi de dahil olmak üzere, Kararagi gelenekleri hakkında tam olarak böyle bir izlenime sahipti.
Subaru: “Sanki insanlar bir fantezi cospileyinin içinde gibiler. Pekâlâ, malzeme iyi oldu mu herkesin üzerinde güzel görünüyor ve sonunda da ortaya mükemmel şeyler çıkıyor.”
İlk etapta, manga ve oyunlar için konuşursak fantezi dünyalarında Japon kültürüne sahip ülkeler olması çok yaygındır. Sorun şuydu ki böyle bir durumda olmak hâlâ garip hissettiriyordu, açık konuşmak gerekirse Subaru’nun buna alışması olmasını tahmin ettiğinden daha uzun sürmüştü. Yaklaşık bir yıl geçtikten sonra Subaru bu olayı ancak kabullenebildi.
Bununla birlikte, hissettiği tuhaf hisleri bastırmaya çalışsa da hâlâ şüpheleri vardı. Kararagi’nin kültürünün sıfırdan eşsiz bir şekilde geliştiğine inanamıyordu. Bu kültür, Subaru ile aynı yerden gelen insanlarla birlikte yayılmaya başlamış olmalıydı. Diğer bir deyişle Subaru ve o çelik miğferli adam gibi başka dünyadan gelmiş insanların hepsi ama hepsi——
Subaru: “——Kes şunu artık, dur be. Karşındaki daha gerçekçi sorunlarla ilgilensene. Dünyanın gizemlerini çözsen bile yine de bir mesleğin yok ki. Kendi kendime akıl verip duruyorum, ne kadar da içler acısıyım…”
Bu dünyanın tarihî, Subaru ile aynı yerden gelen insanlardan ne kadar etkilenmişti ki? Daha rahat düşünebileceği, yaşayabileceği bir yerlere kafalarını sokup sokamayacakları hakkında kaygılanmalıydılar. Ama şimdilik, bunu daha sonraya bırakacaktı. Şu anda iş aramaya odaklanmalıydı ve bunun için akşam yemeğine kadar vakti vardı.
Subaru: “Öğlen vakti geçti bile, çok fazla zamanım kalmadı!.. Onu bunu boş verip önce kamusal istihdam güvenliği ofisine gideceğim ve…”
???: “Yüzünden düşen bin parça, Su-san? Yüzünden anladığım kadarıyla durum fazlasıyla vahim, senden beklenmeyecek bi’ ciddiyetle yürüyorsun… Suratın çok korkunç!”
Subaru: “İnsanların suratları hakkında böyle vurdumduymaz bir şekilde konuşmasana be…”
Bir anda, Subaru kaşlarını çatmış hâlde kasabada hoşnutsuz bir bakışla dolaşırken birisi vurdumduymaz bir şekilde yorum yapıverdi.
Subaru sesin kime ait olduğunu görmek için arkasını döndüğünde de hemen yanı başında uzun boylu bir adam gördü. Bu adamın suratını daha önce de görmüştü.
Subaru: “Sinir bozucu köpek suratını ölsem de unutmam, Hal-san. Aklımı aldım yeminle.”
Halibel: “Köpek suratım, ha? Öyle demesene. Ben köpeklerin kurduyum, çok daha güçlüyüm ve onların lideri gibiyimdir de diyebilirsin.”
Kocaman ağzını açıp Subaru’nun sözlerine gülen kişi, köpek yüzlü değil de kurt yüzlü bir yarı-insandı. Siyah saçlı ve siyah kimonolu, arka dişiyle altın bir kiseru⁷ ısıran uzun boylu bir adamdı.
(Ç.N: ⁷Japon piposu.)
Sıradan köpeklerin çoğu ufak tefekti ama o, Subaru’dan bir kafa boyu daha uzun olduğu için kendisine kurt demesi garip değildi. Ancak gözleri her zaman kısık bakıyordu, bu yüzden de köpek familyasındaki bir kurttan ziyade daha çok bir tilkiye benziyordu. Subaru’nun Hal-san diye seslendiği kurdun adı Halibel’di. Subaru ve Rem’in yaşadıkları sitedeki kiralık evde onların komşusuydu, Banan’da tanışıklık kurdukları ilk kişinin de o olduğunu söyleyebilirdiniz.

Halibel: “‘Köpek olmasan kesin bir tilki olurdun,’ gibi bakıyorsun. Su-san, ne zaman duracağını gerçekten bilmiyorsun, değil mi?”
Subaru: “İnsanları dış görünüşlerine göre suçlama. Gerçi, aklımdan geçenleri harfi harfine bildiğin de doğru.”
Halibel: “Ben ne kobold’um ne de tilkiyim. Ben has mı has kurdum. Bizler nesli tükenmekte olan nadir bir türüz, bu yüzden böylesi vurdumduymaz şekilde davranma. Böyle bir muamele görünce de onurumuza leke sürüyormuşsun gibi hissediyorum, anlıyor musun?”
Subaru: “Mademki bir onurun var, o hâlde bu işi biraz daha ciddiye alman gerekmez mi?!”
Bu tarz durumlarda şüphesiz ki en azından bu onuru ciddiyetle taşıyabilecek birini seçmemiz gerekir. Subaru açısından, onur ——ya da en azından nesli tükenmekte olan kurtların onuru, Halibel’in eline bırakılmamalıydı. Halibel, Natsuki ailesiyle ilgileniyor olsa da bu, Subaru’nun ona hemencecik sırtını yaslayabileceği anlamına da gelmiyordu.
Subaru: “Şu anda seninle hoşbeş falan edemem. Çalışma isteğiyle yanıp tutuşuyorum. Bu yüzden yoluma çıkayım deme.”
Halibel: “Hadi ama Su-san, bana gerektiğinden fazla mesafeli değil misin, sence de? Böyle davrandıkça depresyona girecekmişim gibi oluyorum, böyle davranmasana. Bir de çalışma isteğiyle yanıp tutuşuyorum falan diyorsun da hâlâ bir işin bile yok ki. Yalnızca çene çalıp duruyorsun.”
Subaru: “Harbiden böyle giderse ben de depresyona gireceğim, konuşmayı uzatıp canımı sıkmasan mı artık be?!”
Komşusunun karşı saldırısı Subaru’nun sesinin çatlamasına neden oluyordu. Halibel ağzındaki kiseruyu yukarı aşağı hareket ettirdi. Ardından, ciğerlerine girmiş dumanı geri dışarı üflerken şöyle dedi:
Halibel: “Devam et, gittikçe daha da fazla depresyona gir. Böylesine iyi bir eşe zorluk çıkaran bir adam zaten işe yaramazın tekidir. Kocasının çalışmayıp içkiye düşkün olmasına rağmen, bir kez bile şikâyet etmemesi fazlasıyla cesurca… Rem-chan için üzülüyorum.”
Subaru: “İçkiye düşkün falan değilim! Ama bunun inkâr edebileceğim tek şey oluşu canımı acıtıyor! Evet, Rem’e gerçekten de fazlasıyla zorluk çıkarıyorum… Onun seviyesinde biri hiç mi hiç değilim.”
Subaru, mevcut değersizliği nesnel olarak dile getirilince omuzlarını karamsar bir tavırla düşürdü. Halibel, Subaru bu hâldeyken ona karşı yüksek sesle ve neşeli bir şekilde güldü.
Subaru: “Buraya benimle dalga geçmek için mi geldin? Yoksa beni neşelendirmek için mi geldin?”
Halibel: “İkimiz de işsiz heriflerin tekiyiz, oturup birbirlerimizin hâline acıyıp kıvranırız diye düşündüm.”
Subaru: “Hayatta olmaz! Rem, tam anlamıyla bir şugır mami olmaya çok yakınken bunu hızlandırmak için de başka bir işsizle oturup hâlimize üzülürsem bu dünyanın en saçma şeyi olurdu!”
Subaru, kendisine yaklaşan Halibel’i tersleyip onunla aynı talihsizliğe sahiplermiş gibi muamele görmeyi tamamen reddetti.
Üstelik, doğrusunu söylemek gerekirse Halibel işsiz falan değildi. Lafı geveleyip duran bu komşu, aslında sitenin yöneticisiydi ——yöneticilik işini hakkını vererek yapıyor olsa da olmasa da meslek sahibi biri olarak yönetici ünvanına sahipti.
Subaru onu sadece uyurken, bakım yaparken, içki içerken veya kiserusunu kullanırken görmüş olsa da o; bir işe sahipti.
Subaru: “Gerçekten de Hal-san benimle aynı seviyede olamayacak kadar büyüleyici birisi.”
Halibel: “Bu kadar üzücü şeyler söylemesene, arkadaş olabiliriz. Bütün gün yalnızca uzanıp kimonomun yıpranmış uçlarıyla oynayarak para kazanabileceğim doğru ama bunu bir kenara bırakırsak Su-san’ın para kazanmak için bunca zaman uğraşıp çalıştığını görmek gerçekten kıymetli, biliyor muydun? Çok hoş değil mi?”
Subaru: “Kes sesini, tembel herif!.. Yöneticiliği kimin torpiliyle aldın sen, onu söyle önce?!”
Halibel: “Hmm, hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm ama ben sadece tesadüfî bir şekilde site sahibinin tanıdığıydım. Bu bağlantı sayesinde tembelin teki olabildim… Üzgünüm Su-san ama ben her zaman kazanırım.”
Subaru: “Senin balını seveyim be!”
Subaru, Hal-san’ın inanması güç hikâyesini dinlerken öfkesini gizlemeden tısladı.
Sonuçta, akademik geçmişlerin bile işe yaramadığı bir ortamda kişisel bağlantılar her şey demekti. Ve Subaru’nun kimseyle kişisel bağlantısı yoktu, başka bir dünyada olduğu gerçeğini göz ardı etseniz bile.
İki farklı dünya dolaşmış da olsa kişisel bağlantılar kurmayı başaramamış bir adamdı ——o adam Natsuki Subaru’ydu.
Subaru: “Tek başıma yüz kişiyle savaşıyorum ve üstüne üstlük hâlâ işsizim… Oturup yalnızca ölmeyi beklemem gerekiyormuş gibi hissediyorum.”
Halibel: “Rem-chan’a sahipsin. Tek başına yüz kişiyle savaştığını söylemen de çok abartı kaçmıyor mu sence de!”
Halibel âniden, kocaman ağzını genişçe açtı ve gökyüzüne bakarken kahkahalarla gülmeye başladı. Subaru, göz ucuyla adamın o köpek suratını görünce derin bir iç çekti.
Subaru: “Ne hâlde olduğumu biliyorsun. İş aramaya çıkacağım. Hedefim 15.000 civarında harcanabilir bir net gelir elde etmek ve bu konuda koşulum seyâhat masraflarını karşılayıp emeklilik ile sigorta ödemelerini yapmak.”
Halibel: “Gerçek bir iş deneyimin bile yokken bu koşulları nasıl belirledin ki?”
Subaru: “İlk başlarda pek de gerçekçi olmayan bir hayalin peşinden giderim sanıyordum. Şimdiyse bu koşulları gerçekleştirmek ve bir işe girmek için gereken temel gereksinimleri karşılamak için öğrenmek istiyorum…”
Şu anki en büyük hedefi, kendini yalnızca Rem tarafından desteklenmekten kurtarmaktı. Ancak uzun süre devam etmeyeceği, kariyer açısından ilerleme sağlayamayacağı düşük ücretli işler seçmek gibi geçici çözümlerden kaçınmak istiyordu.
Subaru’nun hedefi; hayatı boyunca yapabileceği, aile reisi olarak gururlanabileceği bir iş bulmaktı.
Subaru: “——Ve bu yüzden de kamusal istihdam güvenliği ofisine geldim.”
Banan Kasabası’nın ana alanının dışında, kalabalık ve gelişen caddeden uzakta bir yerde bir mağaza vardı.
Subaru’nun kamusal istihdam güvenliği ofisi dediği şey aslında bir iş bulma kurumuydu. Burası, iş ayarlamaları ve kişiler için referans mektupları gibi konularda bireyler arası ilişkiler için köprü görevi gören bir yerdi. Banan’da birkaç iş bulma kurumu vardı ancak Subaru, her zaman aynı kurumu kullanırdı. Bu yüzden dükkân sahibiyle arkadaştı——
???: “——Agh! Saçmalamayı kes be!”
Resepsiyon masasına ulaştığı anda dükkândaki adam onu âniden ters bir şekilde karşıladı.
Subaru: “Gelen müşteri bu denli kaba bir şekilde karşılanmaz ki he ayrıca, bu kadar kırıcı sözler de söylememelisin.”
???: “Buradaki tek kaba kişi sensin lan! Mal taşıma işini daha yeni batırmadın mı?! Bana hiçbir işi beceremeyen birinden bahsetmemem söylendi!”
Subaru: “Ah, usta eve giderken dikkatli olmamı tembihlemişti, onun bu yönüyle tanışmak istemezdim doğrusu!..”
Subaru insanların aklında beceriksiz biri olarak kaldığı için âdeta dizlerinin çöktü ve karşısında kertenkele yüzlü bir adam belirdi ——o bir kertenkele adamdı. Kertenkeleler nadir bulunan yarı-insanlar değillerdi ama bu adam o kadar şişmandı ki saçma derecede geniş bir ene sahipti, bu yüzden de bir kertenkeleden çok bir kurbağaya benziyordu. Tatlı bir önlük giyiyor olması onun için karakteristik bir özellikti.
Bu adamın adı Crane Donahue’ydi ve kasaba tarafından resmen tanınmış bu iş bulma ajansının da sahibiydi. Kasaba tarafından resmen tanınan iş bulma ajansları oldukça nadirdir, ayrıca toplumda dürüstlük ve titizlik gerektiren insaflı bir iş olarak kabul edilir. Ancak insaflı olması gereken bu adam, Subaru’ya sinirli bir şekilde baktı ve şöyle dedi:
Crane: “Mal taşıma işini nasıl eline yüzüne bulaştırabilirsin? Bu gidişle sürekli iş değiştiren birisi olup çıkacaksın başımıza.”
Subaru: “Şey, yani, bilirsin ya, diğerlerinin yaptığı kadar iş yapmaya fazlasıyla odaklanmıştım ve…”
Crane: “Günlük ödeneklerin sabit oranları var. Arkana yaslanıp kalan herkesin bu işi senin yerine yapmasına izin vererek de kâr elde edebilirdin.”
Subaru: “…Ama bu adaletsiz olurdu. Gerçekten haksız kazanç elde etmek istemiyorum…”
Crane: “Neden bu kadar ısrarsı davranıyorsun?! İşini iyi yapıp yapmaman umurumda bile değil, delirteceksin beni sonunda…”
Subaru’nun itiraz etmek için homurdandığı sırada Crane ona karşı biraz yumuşadı. Sonrasında, âniden Subaru’nun arkasında birinin durduğunu fark etti.
Crane: “Ah! Halibel, yüzünü gören cennetlik! Uzun süredir sana telefon açmadığım için kusura bakma!”
Halibel: “Ah, sorun değil, kafana takma. Sadece Su-san’ın iş bulup bulamayacağını kontrol etmek için gelmiştim.”
Subaru: “İş bulmak… Pekâlâ, her neyse…”
Subaru dizlerini temizledi, ayağa kalktı ve Crane ile Halibel’i kıyaslarcasına süzdü. Kafasında yaptığı kıyaslamayı bitirdikten sonra Halibel’i işaret ederek başını Crane’e doğru eğdi.
Subaru: “Bu çapkın adamı tanıyor musun?”
Halibel: “Çapkın! Çapkın! Söylemesi kulağa neden bu kadar hoş geliyor ki? Şu andan itibaren kendime ‘Uslanmaz Çapkın’ demeye karar verdim. Sizce de kulağa hoş geliyor mu? Yoksa kötü mü geliyor?”
Subaru: “Kötü olan tek şey bundan gerçekten etkilenmiş olman.”
Subaru, Halibel’in isim algısıyla şakalaşırken Crane’in cevabını bekledi. Bu atışmayı gören Crane, büyük kollarını birbirine kavuştururken sızlandı.
Crane: “Aptal… Yani Subaru Bey, büyük bir şey başardın. Bunu başarabileceğine canı gönülden inanıyordum.”
Subaru: “Birine karşı olan tavrını bu kadar bariz şekilde değiştiremezsin!”
Crane: “Elbette sana ‘Bey’ diye hitap edeceğim. Halibel Bey’in kim olduğunu sanıyorsun se…”
Crane, bir şey söylemek üzereyken yüzünde şok ve korku dolu bir ifadeyle duraksadı. Subaru, bu beklenmedik tepkiye karşılık olarak tek kaşını kaldırırken Crane bakışlarını ondan kaçırdı ve sözlerine devam etmeden önce bir “ah” sesi çıkardı.
Crane: “Halibel Bey, bilirsin… Uslanmaz bir çapkın.”
Subaru: “O lakabı yalnızca bir saniye önce edindi ama.”
Crane: “Her neyse! Biz konuşmamıza geri dönelim! Ne önemi var ki zaten? Subaru Bey’e referans olabilirim! Ama hiç uğraşmadan rahatça para kazanabileceğin bir iş bekleme benden, tamam mı? Mal taşıma işi için sahip olduğun tüm şansını harcadın.”
Subaru: “Hiç uğraşmadan rahatça para kazanabileceğim bir iş olmak zorunda değil. Sadece beni geleceği olan bir işe referans göstermeni istiyorum. Şartlar pazarlık edilebilir ama lütfen aile reisine uygun bir iş olsun.”
Crane: “Hayatımda ilk kez ‘aile reisine uygun bir iş’ tarzında bir koşulla karşılaşıyorum doğrusunu istersen…”
Crane, Subaru’nun isteği üzerine kafa patlatırken dükkânı kısaca gözden geçirdi.
Burası, kasaba tarafından onaylanmış bir iş bulma kurumuydu ama mağazanın kendisine de özenle bakılıyordu. Tek katlı ahşap dükkânda çok az sayıda sandalye ve masa vardı, ilan panolarının olduğu duvar iş arayanlar için olan ilanlar ve iş gücü arayanlar için hazırlanmış formlarla doluydu. İş arayan kişiler asılı ilanlardan bir iş seçerdi ve iş yaptırmak isteyen kişiler de Crane’den rica ederdi, Crane de duvara bir form koyardı. Sistem basitçe bu şekilde işliyordu.
Subaru: “Eğer bir ejderhayı yok etmeyi kabul edip başarısız olsaydım bana bu işi veren kişi olarak senin itibarın zedelenirdi.”
Crane: “Senden böyle bir şey yapmanı asla istemem, ayrıca ejderha imhası gibi bir iş duyurulduğu anda zaten ülkeyi terk ederdim.”
Halibel: “Bu iş İmparatorlukta olsaydı bir ejderhayı zevkle yok ederdim. Çünkü o ejderhayı öldürmek için iyi bir planın olursa Krallığın Tanrı Ejderhası’nı bile yenebilirsin. O zaman ülkeyi ele geçirebilir ve…”
Subaru: “Ah! Crane! İşte bu! Şu ‘Zarestia Yatak Araması’na bir bakayım!”
Subaru’nun sesi kiserusunu yakıp ondan bir nefes çeken Halibel’in sözünü kesti. Subaru, duvara dramatik bir şekilde yaklaşarak posteri duvardan yırtıp aldı. Ardından içindekileri yüksek sesle okumaya başladı.
Subaru: “Bakalım… ‘Büyük Ruh Zarestia’nın yatağı için araştırmacılar işe alınıyor! Uzun yıllardır bir gizem olan Büyük Ruh’un yaşam alanı ——onu keşfetmek için işe ekip üyeleri almanın zamanı geldi! Çalışma koşulları pazarlık edilebilir ve ödül sonuçlara bağlıdır!’ Bu! Bu… Bu kulağa hiç de hoş gelmiyor…”
Crane: “Neden kendi kendine bu kadar yüksek sesle konuşuyorsun?! Ayrıca, o ilanı yerine geri asacağım. Ver onu bakayım.”
Subaru’nun gözleri işe alım detaylarının saçmalığından dolayı canlılığını kaybederken Crane posteri onun elinden kaptı. Daha sonra, detaylara baktığında “ah” diye inledi ve söyledi:
Crane: “Bunu ilanların arasından çıkarmayı unutmuşum. Başvurular uzun bir süre önce kapandı. Sadece yapmam söylendiği için ilanların arasında kalmasına izin verdiğim saçma sapan bir işe alım formu. Unut gitsin.”
Subaru: “Böyle bir şey gerçekten oldu mu?”
Crane: “Bu dünyada düşündüğünden çok daha fazla aptal var.”
Subaru, Crane’in omuz silkerek verdiği cevabı duyduğunda mümkünmüş gibi kendini biraz daha depresyonda hissetti.
Kendini Büyük Ruhlarla ilgili meselelere dahil etmek intihardan başka bir şey olmazdı. Tesadüfen onlarla karşılaşmak bile pervasızlık olurdu. ——Umarım ilana başvuran o yürekli kişiler huzur içinde ölmüşlerdir.
Crane, Subaru’nun yüz ifadesini yanlış yorumlayıp kendi önlüğüne dokunurken sözlerine devam etti.
Crane: “Şu anda neredeyse intihar etmekle aynı şey olan bir işe başvuracak kadar köşeye sıkıştığını biliyorum. Yani… Bunu sana vermeli miyim gerçekten bilmiyorum doğrusu!..”
Subaru: “Yani neredeyse intihara kalkışmaktan daha iyi bir işin olduğunu mu söylüyorsun?!”
Crane: “Duruma bağlı. Ama evet, sevimli eşin için çalışmak zorundasın!..”
Crane, ona “Şu anlık senin için yapabileceğim tek şey bu!” demek istermişçesine bir başvuru formu çıkardı. Subaru gergin bir şekilde Crane’in ona uzattığı formu kabul ederek başvuru detaylarına baktı.
Subaru: “…Riften Magoji’nin mekânında bir hizmetçi mi?”
Crane: “Bir ay sürecek kısa vadeli bir iş. Alt kademeli işler yapacaksın ama Subaru Bey becerikli birisi, bu yüzden…”
Bunu söylerken Crane, taktığı önlüğü parmağının ucuyla tutup hafifçe çekiştirerek ön plana çıkardı. Önlük onun gibi bir devasa birisi için fazla sevimliydi, özellikle üzerindeki çiçek desenleri bu izlenimi güçlendiriyordu.
Subaru: “Kertenkele suratlı bir ihtiyar giyiyor olabilir ama yine de harika göründüğünü itiraf etmeliyim.”
Crane: “Onu bana kendin giydirdin! Gerçi eşim gerçekten de beğenmişti!”
Subaru: “Sadece düğmeleri tekrar diktiğim içindi. Bunun onunla ne alakası var?”
Crane: “Talimatlara iyice bak. Çok fazla kadının olduğu bir iş yeri olduğunu söylüyor. İyi olan o ki kadınları cezbetmek için özel bir becerin var.”
Subaru: “Tek yaptığın anlayıp dinlemeden hüküm vermek! Ayrıca, ben daha çok ‘sadece genç erkekleri işe almak’ kısmı adına endişeliyim.”
Çok fazla sayıda kadının olduğu bir iş yerinde sadece genç erkekleri işe almak ——Subaru orada ne tür işler döndüğünü çözemedi. Açıklamaya bakarsak bunun sadece alt düzey bir iş olduğunu biliyordu ——gündelik ev işleri tarzı. Özel nitelikler ve insan vücudunu aşan bir beden gücü aramıyorlardı.
Eğer bir uşak olmayı reddetmezse——
Subaru: “…Teşekkürler ama bu iş sayesinde gündelik işçi olmayı bile bırakır mıydım?”
Crane: “Sanki dışarıda elini kolunu sallayarak ömür boyu sürecek bir iş bulabilirmişsin gibi konuşuyorsun. Kulağını dört aç ve beni dinle. Önce en dipten başlamalı, yüzünü ve adını başarılarınla tanınır hale getirmelisin. Güven kazandıktan sonra ise hayatın boyunca çalışacağın o işi bulacaksın. Bunu kendin de bilmiyor musun zaten?”
Subaru: “Rem’i daha en başında Temple İlkokulu’ndaki işine yönlendirmiştin.”
Crane: “Yani, bunun nedeni apaçık şekilde Rem-chan’ın sevimli olması.”
Bu reddedilemez bir argümandı. Rem’in sevimliliğini reddedemezdiniz. Subaru’nun zavallı bahaneleri gibi şeyler toplum üzerinde etkili değildi.
Crane: “Kararagi işsiz bir adamı tam donanımlı bir adam olarak tanıyacak ve ona o şekilde muamele uygulayacak kadar nazik bir yer değil,”
Subaru: “Buraya bir iş bulmaya geldim, değil mi?!”
Kamusal istihdam güvenliği ofisine gelmiş, işsiz olduğu için buradaki insanlar tarafından sıcak karşılanmamıştı. Bu, çalışma isteği olmasına rağmen en önemli şeyden yoksun olduğunun kanıtıydı: Toplumun kendisine duyması gereken güven.
Bununla birlikte, Crane’in muhâkemesi adildi. Subaru yenilgiyi kabul ederek omuzlarını düşürdü.
Subaru: “Lütfen benim için bir referans mektubu yazın. Beğenilmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım.”
Crane: “Evet, elinden gelenin en iyisini yap. Riften Bey cesur bir tüccardır ancak sakin bir insan olarak bilinir.”
Subaru: “…Cesur bir savaşçı⁸?”
(Ç.N: ⁸Subaru, onun “cesur savaşçı” dediğini sanıyor çünkü Japoncada “cesur savaşçı” -Kanji ile 猛将- ve “cesur tüccar” -Kanji ile 猛将- kelimeleri aynı şekilde, “moshou” diye telaffuz edilir.)
Crane: “Cesur bir tüccar.”
Subaru, ufak nüans farkını düşündüğünü belli edercesine başını yana doğru eğdi ancak Crane referans mektubunu akıcı bir şekilde yazmayı bitirirken de mektubu dikkatle bir zarfa yerleştirirken de Subaru’ya verirken de bunu pek umursamadığı anlaşılıyordu.
Crane: “Yarın sabah Riften Bey’e git ve ona seni benim gönderdiğimi söyle.”
Subaru: “Tamamdır. Her zamanki gibi tekrardan teşekkürler.”
Crane: “Ve son olarak, dikkatli ol! Yalvarırım, bu sefer işi eline yüzüne bulaştırma!”
Subaru, referans mektubunu cebine koydu ve dükkâna geri dönen Crane’e el sallayarak oradan ayrıldı. Ardından, sokakta kiserusunu tüttüren Halibel ile birlikte ana caddeye geri döndü.
Subaru: “Kahretsin… Hal-san’ın kesinlikle çok fazla boş zamanı var.”
Halibel: “Birdenbire nereden çıktı bunu söylemek?”
Subaru: “İşsiz gibi görünüyorsun ve iş arayan diğer insanlara dalgın bakışlar atıyorsun. Bu çok rahatsız edici.”
Halibel: “Senden daha kötü durumda biri olduğunda onu desteklersin, değil mi? Sana cesaret veren o kişi de benim işte.”
Subaru: “Hareketlerin bana cesaret falan vermiyor. Hatta doğrusunu istersen bu hissi kesinlikle çok daha olumsuz bir his olarak adlandırırdım.”
Subaru, Halibel’in yaptığı şakalara cevap verirken sık sık iç çekiyordu. Yine de burada Halibel hâlâ bir işi olan, çalışan o kişiydi ve böylece, toplumda düşük bir statüye sahip olan kişi de Subaru olmuş oluyordu.
Halibel: “Yine de iş arama konusunda epey zorluk çekiyorsun. Bu kasabaya gelmeden önce ne yapıyordun?”
Subaru: “————”
Halibel’in gündelik soruları Subaru’nun bir anlığına nefesini tutmasına neden oldu.

Ancak tereddüt ettiğini gizlemek için hemen gülümsedi ve “Bilirsin,” diyerek omuzlarını silkti.
Subaru: “Rem ile Kararagi’de bir yerden başka bir yere taşınıp duruyorduk. Bu kasabada kaldığımız için mutluyum. Bir apartman dairesi kiralayabilmemiz tamamen senin sayende oldu. İmdadımıza tam zamanında yetiştin.”
Halibel: “O konuda, bana değil de sana referans olan İhtiyar’a teşekkür etmelisin. Bağlantılar hayatımızın önemli bir parçasıdır. Eğer bağlantılar konusunda gerçekten şanslı birisiysen bu, teklif edebileceğin bir şeylere sahip olduğunu gösterir.”
Subaru: “…Buna değineceksek eğer, ben pek bir katkıda bulunmuyorum. Hepsi Rem sayesinde.”
Subaru, “Bu konuda %100 emin olduğum tek şey bu.” diye düşünürken Hal-san’ı yanıtladı ve kalabalığın içinde hafifçe esnedi. Bir işe girdiği için üzerindeki yükten geçici de olsa kurtulmuştu.
Halibel: “Kararagi’de bir yerden başka bir yere taşınıp durmak ha…”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
3
Subaru: “Üzgünüm, Rem. İnan bana elimden geleni yaptım ama…”
Rem: “——Subaru-kun?”
Subaru: “Ah, evet, böyle konuşmayı keseceğimi söylemiştim. Özür dilerim. Unutmadan söyleyeyim, bir sonraki işim kısa süreli bir iş olacak.”
Subaru dik bir şekilde tatami matının üzerinde oturuyordu. İş bulma kurumundan aldığı referans mektubunu, akşam için odanın mutfak kısmında çalışan Rem’e gösterdi. Akşam yemeği yapmaya ara veren Rem, Subaru’nun bu konuda daha dikkatli olması için düzgün konuşamadığı Kararagi aksanını uyardı ve referans mektubunu aldığında detaylara baktı.
Rem: “Kısa süreli bir iş olabilir ama sonuçta ileriye doğru atılmış bir adım. Subaru, hayatının dönüm noktası burada başlıyor. Bunu hissedebiliyorum. Birçok kişi tarafından saygı göreceksin ve senin için bronz bir heykel inşa edecekler.”
Subaru: “Bu dünyada göz sağlığı biliminin henüz keşfedilip keşfedilmediğini merak ediyorum…”
Subaru, bu abartılı ve gerçeklikten bir hayli uzak sözlere karşı acı bir şekilde gülümserken Rem, referans mektubuna baktı ve şaşırarak bir “ah” sesi çıkarttı.
Rem: “Bu, Riften-sama’nın malikânesinde bir iş.”
Subaru: “Evet. Riften-san’ı tanıyor musun?”
Rem: “Hayır, doğrudan bir tanışıklığımız yok. Temple İlkokulu’nda ders verdiğim çocuklar arasında tüccar evlerinden gelenler de var bu yüzden Cesur Tüccar Riften-sama hakkında biraz bir şeyler biliyorum denebilir.”
Subaru: “İşte, ‘Cesur Tüccar’! O vahşi bir şogun veya benzeri bir şey değil, değil mi?”
Rem: “Haha, vahşi şogun… S-Subaru-kun, lütfen beni güldürme.”
Rem, Subaru’nun söylediklerinden keyif almış gibi kıkırdadı ve sorusu üzerine kendini tutamayarak güldü. Sonrasında işaret parmağını kaldırarak Subaru’ya “Dinle.” dedi.
Subaru: “Ah, tıpkı bir öğretmen gibi.”
Rem: “Benimle alay edip durmasana. ‘Cesur Tüccar’ unvanı, Kararagi’de bir tüccarın rütbesini belirtmenin bir yoludur. Üstün yetenekli tüccarlara ‘Büyük Tüccar’, ‘Zengin Tüccar’ ve ‘Cesur Tüccar’ rütbeleri verilir. Bu bir onurdur.”
Subaru: “‘Büyük’ ve ‘Zengin’ mantıklı ama ‘Cesur’ denmesi biraz garip değil mi sence de?”
Rem: “Hayır çünkü ticaretin geliştiği Kararagi’de, ticarette başarı elde etmek hemen hemen savaş alanında kendini kanıtlamak gibi bir şeydir. Riften da toplum tarafından saygı duyulan bir kişiliktir.”
Rem soruyu cevapladıktan sonra referans mektubuna biraz gergin bir şekilde baktı. Subaru, Rem’in bir şekilde huzursuz olduğunu fark ederek kaşlarını çattı ve ismiyle Rem’e seslendi.
Subaru: “Biraz huzursuz görünüyorsun. Neyin var?”
Rem: “Şey, duyduğum söylentilere göre Riften-sama’nın malikânesinde çalışan çok fazla kadın varmış… Yani Subaru-kun gibi yakışıklı, genç bir adamın böyle bir iş yerinde çalışması biraz şey olurdu…”
Subaru: “Bunu fazlasıyla kendi bakış açına göre yorumluyorsun!”
Rem, büyük ölçüde öznel olan görüşünü ifade ettiği sırada referans mektubunu katlayıp tekrar açıyordu. Subaru, Rem’in huzursuzluğunu göz önüne alarak onun ne hakkında endişelenmiş olabileceğini bir şekilde sezmişti.
Subaru: “Şapşal.”
Rem: “Ah! S-Subaru-kun?”
Rem, Subaru âniden ve hafif bir şekilde başına vurduktan hemen sonra başını tuttu. Subaru, kendisine şaşkın bir ifadeyle bakan Rem’e “Hayret bir şey…” dedi ve iç çekti.
Subaru: “Böyle tuhaf şeyler hakkında endişelenme. Nasıl biri olduğumu düşünüyorsun?”
Rem: “Üzgünüm ama şu anda fazlasıyla endişeliyim. Çok fazla sayıda kadını işe alan birisi olarak Riften-sama, sevimli Subaru-kun’u görecek ve belki de ona cinsel bir istek duyacak…”
Subaru: “Aghhhh! Bu senin endişelendiğini düşündüğüm şeyden birazcık da olsa farklı ama!”
Rem’in tek taraflı endişeleri Subaru’yu serseme çevirerek konuyu değiştirmesine sebep oldu.
Subaru: “Ayrıca, sevimli mi dedin? Yalnızca gözlerime bak ve cevapla. Onları nasıl tatlı görüyor olabilirsin?”
Rem: “Subaru-kun’un gözlerindeki erkeksiliğe doyamıyorum.”
Subaru: “Sana tam olarak nasıl görünüyorum ben be?!”

Rem’in Subaru hakkındaki değerlendirmesinde diğer insanların gerçekten anlayamayacağı birçok şey vardı. Her hâlükârda Subaru, ona endişelenmemesi gerektiğini söylemek ve onu sakinleştirmek istercesine elini Rem’in omzuna koydu.
Subaru: “Endişe etmene gerek yok. Benim için yalnızca sen varsın. Bu, bir sürü kızın bulunduğu bir ortamda olduğumda da geçerli, anladın mı?”
Rem: “Ah… E-evet, anladım. Subaru-kun…”
Subaru, tüm bunları Rem’in başını okşarken fısıldadığında kızın yüzü kızardı ve onaylarcasına başını salladı. Daha sonra Subaru da bir süreliğine kendisine karşı uysal davranan Rem’e karşı duygusal bir yakınlık hissetti.
Rem yavaşça başını kaldırdığında ıslak gözleri Subaru’nunkilerle yakından buluştu. Birbirlerine gittikçe daha fazla yaklaştılar, daha fazla, ta ki birbirlerinin nefeslerini hissedene kadar ——derken, tencereden âni bir ıslık sesi yükseldi.
Subaru: “Ah!”
Rem: “Eyvah!”
Tencere kapağının düşme sesi, sessizliği bozdu. Rem panik içinde mutfağa koştu. Gücünü sihirli bir kristalden alan ocağın ateşini kapattı, tencerenin yerine yerleştiğinden emin oldu ve rahatlayarak göğsünü ovuşturdu.
Rem: “——Haha…”
Subaru: “Haha…”
Sonrasında, ikisi de aynı anda birbirlerine gülümsediler. Böylece, bir süre gülmeye devam ettiler ve sakinleştiklerinde Rem ellerini çırparak “Pekâlâ,” dedi.
Rem: “Hadi bir an önce karnımızı doyuralım. Subaru-kun, lütfen masayı hazırla.”
Subaru: “Gerçi, daha çok alçak bir yemek masasına benziyor.”
Hâlâ biraz garip hissetmeye devam ederlerken ikisi de yemeği hazırlamaya başladı. Subaru alçak yemek masasını odanın ortasına taşıyarak duvara yaslarken Rem tencerenin kapağını kuvvetle açtı.
Buharı tüten bir tencere ve lezzetli, sıcak sebzelerin kokusu ——bugünün menüsü Mizutaki⁹’ydi.
(Ç.N: ⁹Mizutaki, Japon mutfağına ait geleneksel bir tavuk güveci türüdür.)
Subaru: “Nabe¹⁰. Arada sırada yemesi güzel. Özellikle Ponzu¹¹ ile birlikte yendiğinde ise en iyisi.”
(Ç.N: ¹⁰Nabe, hem tencerenin kendisini hem de bu tencerede yapılan geleneksel Japon güveç yemeklerini ifade eder. ¹¹Ponzu, yemeklerde kullanılan ekşi ve narenciye aromalı sostur.)
Rem: “Farklı farklı sebzelerle birlikte biraz ekşi bir şeyler de yemek istedim. Subaru-kun, ekşi şeyleri sever misin?”
Subaru: “Severim. Açıkçası şaşırdım. Sen ekşi şeyleri sever misin?”
Rem: “Aslında sadece denemek istemiştim ama…”
Rem, merakla parmağını çenesine koyarak hafifçe başını eğdi. Bununla birlikte, Subaru onun davranışlarını beklenmedik bulmadığı için şimdilik onu görmezden gelmeye karar vermişti. Ayrıca, Rem’in kendi yemek istediklerine öncelik veren bir menü seçmesi iyiye işaretti.
Çünkü bu, Subaru’yu öyle ya da böyle her zaman kendinden önce düşünme alışkanlığından yavaş yavaş kurtulduğunun kanıtıydı.
Subaru: “Enfes olmuş! Bugün yine elinin hamaratlığı yerindeydi!”
Rem: “Tanrım… Güzel yemekler yapan sevimli bir eşin olduğu için mutlu olman… Beni utandırıyor.”
Subaru: “İnan bana dediklerimin arkasındayım. Çok şanslı bir adamım.”
Nereye taşınırlarsa taşınsınlar Rem yemek yapma konusunda her zaman iyiydi. Başlangıçta farklı mutfak gereçleri ve farklı malzemelerle bu olduça zordu ancak Kararagi’de yaşadıkları ilk yılın ardından güzelce uyum sağlayabildiler.
Yalnızca damak tatlarıyla alakası olmayan, alışamadıkları bazı şeyler vardı.
Subaru: “Off… Karnım ağrıyor. Yerimden kıpırdayamıyorum…”
Rem: “Ben de tıka basa doydum. Subaru-kun, kucağım artık boş.”
Subaru: “Yaşasın! Kucağın için bir rezervasyon yaptırmak istiyorum.”
Rem: “Rezervasyonunuz yapıldı. Yalnızca Subaru-kun’a özel bir koltuk. Yat hadi.”
Rem, birleştirerek oturduğu bacaklarına yatması için hafifçe vurdu ve Subaru başını onun kucağına bıraktı. Başını Rem’in yumuşak kucağına bıraktığında tüm vücudunun mutlulukla sarıldığını hissetti. Mideleri açıkça iki kişilik bir öğünden fazlasını almıştı ve istedikleri ölçüde de gevşemişti.

Subaru: “Haa… Rem, harika birisin.”
Rem: “Evet. Ayrıca Subaru-kun da çok sevimli biri.”
Subaru: “Bunun sana dediğim şeyle bir alakası yok ki.”
Rem: “Bana göre var. Gayet de birbirleriyle alakalılar.”
Subaru bu şekilde düşünmüyor olmasına rağmen, görünüşe göre Rem için Subaru ve güven kelimesi arasında sıkı bir bağ vardı. Yine de Subaru, Rem’in onu bu şekilde görmesine layık olup olmadığından pek emin değildi. Rem’in harika birisi oluşuna dair sözleri, hiç şüphesiz Subaru’nun gerçek düşünceleri, minnettarlığı ve özrüydü. Muhtemelen Rem de bunu biliyordu. ——Subaru, bu yüzden kendini bir kez daha çaresiz hissetti.
Rem: “Midelerimizi biraz dinlendirdikten sonra hamama gidelim. İş için hazırlık yapmadan önce iyice dinlenmen ve yorgunluğunu atman gerek.”
Subaru: “Ama benim işim yarından sonraki gün başlıyor?”
Rem: “Biliyorum. Yani, Subaru-kun yarın kendini yormamalı. ——Ama bu gece için aynı şeyi söyleyemem.”
Subaru kucağındayken, Rem dudaklarını onun kulağına yaklaştırarak bunu ona samimi bir şekilde söyledi. Sesindeki o samimiyet ve sıcaklık Subaru’nun ürpermesine neden oldu, kulakları kızardı.
Subaru: “…R-Rem, harika birisin.”
Rem: “Evet. Çünkü senin tarafından seviliyorum.”
Subaru hafifçe fısıldadı, ardından Rem utanmış bir şekilde ona cevap verdi.
——Buna rağmen, Subaru Rem’in kulaklarının da kıpkırmızı olduğunu fark etmemişti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
4
——İki gün sonra Subaru, elinde bir referans mektubu tutarak Riften Magoji’nin malikânesini ziyaret etti.
Subaru: “Tam da söylentilerde çokça bahsedilen Magoji sarayından beklendiği gibi… Burası fazlasıyla büyük.”
Referans mektubunu malikânenin ana kapısında gösteren ve kapı görevlisi tarafından içeri alınan Subaru hayranlığını böyle gösteriyordu.
Burası, Banan’ın kuzey tarafında ‘Magoji Sarayı’ denilen bir malikâneydi. Wafuu mimarisinden çıkma binalar genellikle tek katlı binalardı ve Magoji Sarayı da bir istisna değildi. Geniş bir arazi üzerine dikkat çekici bir şekilde inşa edilen saray, tarihî piyeslerde karşımıza çıkan Daimyo’lara ait bir malikâneye benziyordu.
Subaru: “Burada ‘İşe yürüyerek gitmek neredeyse bir saat sürüyor. Üniforma masrafı ödemenize dahil.’ yazıyor.”
Tanıtım mektubu sayesinde Subaru sorunsuz bir şekilde işe alınmıştı. Her ihtimale karşı bir görüşmesi vardı ancak hizmetlilerden sorumlu olan evin hanımı Subaru’ya yalnızca baktı ve onu onayladı ——hiç düşünmeden karar vermesine sebep olan faktörse bilinmiyordu.
O veya bu şekilde, Subaru getir-götür işlerini yapmak üzere acemi bir uşak olarak işe alındı, kendisine verilen üniformayı giydi, yeni işi ve ilk kez tanıştığı iş arkadaşları konusunda gergin hissederken iş yerine doğru ilerledi.
Vardığı konum Magoji Sarayı’ydı ancak talimatlarda da belirtildiği gibi hiç de iç açıcı olmayan bir kadın yoğunluğu vardı. En azından Subaru, kapı görevlisi dışında, orada başka hiçbir erkek görmedi. Kapı görevlisi avlunun içinde bile değildi bu yüzden Subaru gerçekten de malikânedeki tek erkekti. Kadın iş arkadaşlarının sayısı o kadar fazlaydı ki sayıları hakkında kesin bir hüküm vermek mümkün değildi. Gerçekten de kadın-erkek dengesinin olmadığı bir iş yeriydi.
Yine de Rem’in endişelenmesine sebep olacak hiçbir şey yoktu. Subaru’nun karşı cinsten olan çalışma arkadaşlarına karşı herhangi bir niyeti yoktu ve onların çoğu zaten evliydi. Ancak bu durum, sürekli başka sorunların ortaya çıktığı gerçeğini görmezden gelirse geçerliydi.
???: “Natsuki-kuuun! Hey, bunu benim için yapabilir misiiiin?”
???: “Oh, Subaru-kun, buraya gel! Gel hadiii, yardım et banaa.”
???: “Ayyy! Subaru-chan, seni yakışıklı adam! İşte bu, buldum! Seni seksi adam!”
Sonra, tiz sesler ——onları bu şekilde adlandırmakta biraz tereddüt etti ama sarayın her yerinden bu tür tezahüratlar geliyordu. Hepsi, Subaru’nun sarayda onunla birlikte çalışan iş arkadaşlarından gelen tezahüratlardı. Subaru bile zaman zaman erkeklerden ve karşı cinsten ilgi görmekten hoşlanırdı. Hoşlanırdı ama——
???: “Hahaha, ne güzel bir kalça.”
Subaru: “İmdat!!”
Subaru koridordan geçip giderken kalçası okşandı ——hayır, kalçası kısmen sert bir şekilde ovuldu ve Subaru haykırırcasına bir ses çıkardı. Kalçasını tutarak hemen arkasını döndü ancak suçlu çoktan koridora doğru kaybolmuştu bile.
Subaru ne yapacağını bilemez, küçük düşürülmüş bir hâlde koridor duvarına doğru döndü ve kendini kaybederek resmen yüreği parçalanırcasına ağlamaya başladı.
Subaru: “A-Akıl almaz bir cinsel taciz… Al sana âdeta Osaka’nın patavatsız nineleriyle dolu bir ortam!..”
Kendini bir anda şeytanlarla dolu bir yerde bulmasına sebep olan talihsizliğine küfürler ederken yüzü gözyaşlarıyla kaplıydı.
Subaru’nun kalçası az önce Osaka’nın utanmaz ve pervasız yaşlılarına benzeyen bir grup tarafından ovulmuştu ——aslında Kararagi’delerdi ve bu kadınların Osaka ile hiçbir alakaları yoktu ancak hareketlerine bakılırsa o meşhur “Osaka’nın patavatsız nineleri” tabirine oldukça uyuyorlardı. Yine de Subaru suçlunun kim olduğunu bilmiyordu tabii.
Magoji sarayındaki tüm kadınlar şüpheliydi; eski suçlular, tekrar tekrar taciz etmeye devam eden suçlular ——Subaru aç bir kaplan sürüsünün arasına atılmıştı ve ne yazık ki titreyen küçücük bir tavşandan başka bir şey de değildi.
İnsan ya da yarı-insan olması fark etmiyordu, bu işyeri orta yaşlı kadınların insafına kalmıştı ve başka hiç kimse——!
Subaru: “O da kim?! Yoksa sen genç erkeklere ilgi duyan orta yaşlı kadınlara karşı zaafı olan birisi misin?!”
???: “Bu oldukça geri kafalı bir yargı.”
Subaru’nun şikâyetlerini dinleyip ona cevap veren bir duvar… Hayır, bu elbette duvar değildi. Duvarın arkasından tok ve alçak bir ses geldi; ses, orada bulunan bir adamdan geliyordu. Sesin bir erkeğe ait olması ve kişinin malikânenin içinde bulunması ihtimalleri hemen daralttı. Eğer bu kişi kapı görevlisi değilse o zaman davetsiz bir misafir olmalıydı——
Subaru: “L-Lütfen! Birisi yardım etsin!!”
???: “Ne yazık ki bu yardım çağrısına yanıt verebilecek tek kişi sensin. Şu anda, kendini yalnızca kendin kurtarabilirsin.”
Subaru: “Doğru! Ama bu sırada kapı görevlileri ne yapıyor…”
Subaru, adamın söylediği mantıklı sözleri onaylamış olmamak için kafasını sallamayarak doğrudan sesin sahibine döndü ve onunla yüz yüze geldi. Bıyıklı ve kalın kaşlı, zayıf, orta yaşlı bir adamdı. Üstün kaliteli bir kumaştan yapıldığı ilk bakışta anlaşılan bir kimono giymişti ve tüm vücudundan etkileyici bir hava yayılıyordu ——Subaru onun kim olduğunu hemen anladı.
Subaru: “Siz… Riften Magoji-sama… Olabilir misiniz?”
Riften: “Doğru. Ben senin patronun Riften Magoji’yim. Artık bu kadar kendini kasmana gerek yok. Sonunda dışarıdaki işimi bitirdikten sonra yeni üyemizi görmeye gelebildim.”
Adam ——Riften, bıyığını sıvazlarken Subaru’nun söylediklerine karşılık sakince başını salladı. Daha biraz önce, Subaru kim olduğunu bilmese de ona karşı kaba davranmıştı ama o bunu dillendirmemişti bile. Demek ki hoşgörülü bir kişilikti.
Böylece Subaru, patronunun hoşgörüsünden faydalanarak aklındaki şüpheleri dillendirdi.
Subaru: “Efendim, eğer böyle hitap etmemde bir sakınca yoksa yani… Genç erkeklere ilgi duyan orta yaş kadınlara karşı bir takıntınız olup olmadığını sormak isterim?”
Riften: “Oldukça açık sözlüsün. Ancak yine de bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu söyleyebilirim.”
Subaru’nun, çalışma ortamının işveren kişinin zevklerini fazlasıyla yansıttığı yönündeki şüphesi Riften’ın omuzlarını silkmesine ve bıkkınlıkla iç çekmesine neden oldu. Ve ardından, derin bir nefes alırken konuşmayı devam ettirdi.
Riften: “Kadınlar narin ve güzeldir. Onlara yalnızca dokunmak bile beni fazlasıyla rahat hissettiriyor. Bu tarz bir güvende olma duygusunun yeri doldurulamaz, ayrıca açık fikirli oluşları yaşlandıklarında daha da çekici hâle geliyor ——sence de öyle değil mi?”
Subaru: “Geçtiğimiz birkaç gün içinde kalçama neredeyse bin kez dokundular!”
Riften: “Bunun nedeni güzel bir kalçanın olması.”
Subaru: “Çalışanlarınızın tarafını tutuyorsunuz!”
Riften: “‘Biraz üstüne git ve sonrasında gerçek yüzünü göreceksin.’ Anlıyorum, bu yüzden Crane Bey bana referans mektubunu verdi. Şimdi anladım.”
Riftan, Subaru’ya aldırış etmeden durumu kendi içinde anlamlandırmaya başladı. Ancak Subaru, konunun asıl öznesi olan kişi, hiçbir şey anlamıyordu.
Subaru: “Yani, çalışma ortamını göz önünde bulundurursak ben de Efendi’nin genç erkeklere ilgi duyan orta yaş kadınlara karşı bir ilgisi olduğu sonucuna varmış bulundum.”
Riften: “Korkarım bu üzücü bir yanlış anlaşılma. Bir gün, senin gözündeki bu yanlış anlaşılmayı düzelteceğim ve beni gerçekten anlayacaksın… Aslına bakarsan o zaman gelene kadar burada kalıp kalmayacağını gerçekten merak ediyorum.”
Subaru: “Bu cümle fazlasıyla bir şeyler imâ ediyormuşsunuz gibi. Neden böyle düşünüyorsunuz?”
Riften: “Sarayımda işe aldığım tek adamın sen olduğunu mu düşünüyorsun?”
Riften, boğazının içi titriyormuşçasına kısık bir sesle güldü. Subaru ona baktığında dış görünüşünün belli belirsiz bir şekilde şeytani bir Edo Dönemi valisini andırdığını hissetti. Bu şekilde düşünürken konuşmayı devam ettirdi.
Subaru: “Düşünebildiğim tek şey burada çalışmış tüm erkeklerin cinsel tacize dayanamayıp bir gün ortadan kaybolduklarıydı…”
Riften: “ ‘Cinsel taciz’ diye bir şeyi ilk kez duymama rağmen bunun ne anlama geldiğini aşağı yukarı tahmin edebiliyorum. Ve düşündüğün şeyi inkâr etmeyeceğimi söyleyebilirim.”
Uzun lafın kısası, Subaru’nun belirli zaman aralıklarıyla sunulan kurbanlardan biri olarak işe alındığını söylüyordu.
İşyerinin kızlarla dolu olması zaten yeterince kötüydü, bu yüzden cinsel tacize karşı hiçbir dayanıklılığı olmayan bir erkek için zorlu bir ortam olduğu da kesinlikle söylenebilirdi. Erkeklik gururuna ne kadar bağlıysan kalan iz de orantılı olarak o kadar yıkıcı oluyordu.
Riften: “Yine de diğer tüm erkeklerle karşılaştırıldığında sen biraz daha… Sert birisin. Senden iyi şeyler bekliyorum.”
Subaru: “T-Teşekkürler…”
Riften, dostane bir tavırla Subaru’nun omzuna hafifçe vurduktan sonra koridordan ayrılmaya başladı ve onu birtakım tereddütlerle baş başa bıraktı. Subaru onun gidişini izleyip patronunun tuhaf biri olduğunu düşünürken dudakları istemsizce kıvrıldı.
Belki de bir insanın toplumda ileri gelen birisi olabilmesi için insan doğasını feda etmesi gerekiyordu. Ya da belki de bazı şeyleri diğerlerinden daha farklı algılayabildiği için elde ettiği sonuçlar benzersiz olarak görülmüştü ve bu sayede dünyadaki konumunu yükseltmeyi başarabilmişti.
Subaru, Riften’ın hafifçe vurduğu omzuna dokunurken “Ne olursa olsun.” diye mırıldandı ve iç çekti.
Subaru: “…Benden beklentileri olsa bile yalnızca hayal kırıklığına uğrayacaklar.”
Subaru’nun yorgun fısıltısı kimseye ulaşamadı, ahşap zeminlerin arasında bir yerlerde sönüp gidiyordu.

???: “Subaru-chaaan! Bir saniyeliğine buraya bakabilir misin!”
Subaru: “——Bir saniye! Hemen geliyorum!”
Subaru, uzaktan bir bağırış duyduğunda yüz ifadesini değiştirerek koşmaya başladı. Bu hareket, yoğun malikânedeki işine ve iş arkadaşlarına “Hareket etmeyi bırakacak zaman yok.” demek istercesine yapılmıştı sanki.
#Evet! Sonunda ilk bölümü sizlere sunabildik! Bu bölümde çok fazla olay olmasa da IF’e giriş yapmış bulunmaktayız. Bakalım sevimli mi sevimli ikilimiz sonraki bölümlerde neler yaşayacak?Görüşmek üzere!

Ellerinize sağlık sırf hızlı bitmesin diye bölümü aralıklı okudum umarım en kısa sürede yeni bölüm gelir
Acaba ıf de bizim ekipten birisiyle denk gelcekler mi en azından subaru görebilecek mi
bu halıbel krallıgın en ıyı savascısı degılmıydı aq emlakcı olmus (Ellerinize sağlık)
Zavallı Subaru ev sahibinin tacizine uğrayıp paraya muhtaç olduğu için çalışmaya devam eden hizmetlinin çaresizliğini yaşıyor
Tappei bi subaruyu sikmediği kalmişti
2.bölümden sonra neden çeviri yok ?
Çok iyi yaa rem ve subaru arasındaki şeyler çoook güzel