<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Re:Zero Novel Oku - Turkce Web Novel Bolumleri</title>
	<atom:link href="https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-5/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-5/feed/</link>
	<description>Re:Zero Türkçe Novel Oku! Anime, manga ve novel bölümlerini hızla Türkçeye çeviriyoruz. Sen de bu maceraya ortak olmak için hemen tıkla ve okumaya başla!</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 14:13:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2025/12/cropped-logo-v2-32x32.png</url>
	<title>Re:Zero Novel Oku - Turkce Web Novel Bolumleri</title>
	<link>https://www.rezeroturkce.com/category/ana-hikaye/kisim-5/feed/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kısım V, Bölüm 77 – “İsimsiz Şövalye”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[QuantumPunch]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2021 10:07:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6847</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/">Kısım V, Bölüm 77 – “İsimsiz Şövalye”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Clumsy Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Sarsıcı bir darbeyle karşı karşıya kalan bedeni, hançerin yörüngesinden çıkmıştı. Kılıcını keskinleştirebileceği bir pozisyonda değildi ve o hançeri kırık şövalye kılıcıyla karşılasa bile ağır bir yaradan kaçınamazdı. Herkesin tek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/">Kısım V, Bölüm 77 – “İsimsiz Şövalye”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/">Kısım V, Bölüm 77 – “İsimsiz Şövalye”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1014" height="1361" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-6.png" alt="" class="wp-image-6848" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-6.png 1014w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-6-745x1000.png 745w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-6-768x1031.png 768w" sizes="(max-width: 1014px) 100vw, 1014px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://x.com/sosssraso/status/2030275054387576855?s=20">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Clumsy</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><em>Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.</em></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>Sarsıcı bir darbeyle karşı karşıya kalan bedeni, hançerin yörüngesinden çıkmıştı.</p>



<p>Kılıcını keskinleştirebileceği bir pozisyonda değildi ve o hançeri kırık şövalye kılıcıyla karşılasa bile ağır bir yaradan kaçınamazdı. Herkesin tek bakışta varacağı sonuç bu olurken Julius, korunduğunu fark etmişti.</p>



<p>Fakat -bir kez daha- rahatlama veya minnettarlık ifade edip etmemesi farklı bir meseleydi——</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Ricardo!——”</p>



<p><strong>Ricardo:</strong>&nbsp;“Kahretsin, beni hakladı!..”</p>



<p>Julius’u bir kenara iten Ricardo, acılı bir sesle gözlerini kısmıştı. O ismi seslenişiyle aynı saniyede de Julius’un görüşü bir kan öbeğiyle örtülmüştü.</p>



<p>Yayılan kanların kaynağı, Ricardo’nun sert ve hantal sağ koluydu—— dirseğinden itibaren her şeyini yitiren kolda, yumuşak kesiti açığa çıkaran bir yarık mevcuttu.</p>



<p>Hayvani tüylerle kaplı kol, yükselen bir sesle birlikte kaldırım taşlarına düşerken tutmakta olduğu koca balta da donuk bir sesle birlikte yerde yuvarlanmaya başlamıştı.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Böyle bir şey nasıl… Hık.”</p>



<p><strong>Ricardo:</strong>&nbsp;“Aağğh! Böyle şeyler söyleme vakti değil, Julius! Kafanı kaldır da önüne ba…”</p>



<p>Ricardo, ağır nefesler almakta olan Julius’a bu şekilde kuvvetle bağırmaya başlamıştı. Ancak o bağırış, karnına inen hançer saldırısıyla ansızın kesilirken burnu da doğrudan inen sert bir diz nedeniyle kırılmıştı.</p>



<p>İşte Ricardo bu şekilde geri püskürtülür ve uzuvları yanlara açılmış hâlde yere devrilirken Oburluk alaycı bir şekilde gülümsüyordu.</p>



<p><strong>Roy:</strong>&nbsp;“Hahaa!~ Sözlerinin devamını, getirmeyecek misin ~tsu?!”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“——Hık.”</p>



<p>Alphard neşe içerisinde bağırıyordu, Ricardo ise yere yığılmıştı. O iki figürü gören Julius’un zihninde iki seçim belirmişti.</p>



<p>Hangisine öncelik vermesi gerektiği konusuysa anlık bir boşluk yaratmış gibi görünüyordu.</p>



<p>Ve Oburluğun iştahı böyle bir şeyi asla gözden kaçıramazdı.</p>



<p><strong>Roy:</strong>&nbsp;“Yemeğin ortasında bakışlarını kaçırdığına göre gerçekten görgüden yoksunsun demektir, nii-sama!——”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Seni piç!..”</p>



<p>Alphard yaylı bir oyuncak bebek gibi hileli bir şekilde sıçrarken Julius’un bu hayali bir görüntüyü andıran hareket karşısındaki tepkisi bir nebze gecikmeli olmuştu.</p>



<p>Uzanan avuç içi ve kırık şövalye kılıcı birbirine dolanmış, göğsünün bir avuç tarafından izlendiği hissiyatıyla—— kesikten kaçınışının hemen ardından açıklanamaz bir kayıp hissiyatı gelmişti.</p>



<p><strong>Roy:</strong>&nbsp;“Aa~h—— ikram için teşekkürler ~tsu.”</p>



<p>Bu sesin sonrasında da -her nedense- bilinci uzaklara, çok uzaklara gitmiş ve——</p>



<p class="has-text-align-center">※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Acınası olsa da Oburluk savaşının ortasında İsmim çalındı. Belki de şu anki durum budur.”</p>



<p>Emilia’nın söyledikleri ışığında bu gerçeğe ışık tutulmuştu.</p>



<p>Tanıdıkları tarafından unutulduğu gerçeğinden ötürü alaycı bir gülümseme takınan Julius, omuz silkti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İsminin yendiğini… mi söylüyorsun? Ama&#8230;”</p>



<p>İnsanların Anılarını ve İsimlerini yiyen kişi, o kâfir Günah Başpiskoposu Oburluktu.</p>



<p>İsminin yenmesi, tüm bağlantılarının kopması—— Subaru’nun korkutuculuğunun son derece farkında olduğu bir tehditti. Ancak şu anda sağlıklı bir şekilde karşısında duran Julius’a bakarken bu konudaki anlayışının yetersiz, aldatıcı olduğunu hissetmeden edemiyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Onun mağduriyeti, Rem veya Crusch-san gibi…”</p>



<p>Anıları yenen ve eski benliğini tamamen unutan kişi, Crusch’tı.</p>



<p>İsmi yenen ve tek bir istisna hariç herkesin anılarından silinen, o hâlde derin bir uykuda olmayı sürdüren kişi Rem’di.</p>



<p>Oburluk yüzünden acı çeken iki genç kız, Subaru’nun yakından tanıdığı kurbanlardı.</p>



<p>Ancak buraya gelen Julius, o ikisinden farklı bir duruma maruz kalmıştı. Anılarını da bilincini de yitirmemişti.</p>



<p>——Fakat etrafındakilerin anılarından silinmiş, onların gözündeki varlığı yitmişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Gerçekten, hiç kimse hatırlamıyor mu? Herkesi tek tek denersek…”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Çoktan Anastasia-sama ve Ricardo’yla karşılaştım. Nedense bana bir yabancı gibi davrandılar, ben de bu tecrübeye katlandım. İnsanın kendisine siper olan kişiye teşekkür edememesi can sıkıyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “————”</p>



<p>Julius, refleks olarak duygularını öldürerek karşılık vermişti fakat sunmak için çok fazla enerji sarf ettiği belli belirsiz gülümsemesi de ses tonu da -doğal olarak- Subaru için katlanılması zordu. Julius’un bilinci bir şövalye olarak ne kadar güçlü olursa olsun böyle bir zihinsel strese rahatlıkla dayanabilmesi imkânsızdı.</p>



<p>Derlediği onca ilişkinin yıkımı, yaşadığı günleri yitirmenin korku ve çaresizliği.</p>



<p>Bu, Subaru’nun farklı bir dünyaya vardığı ilk anda acı verici şekilde tatmış olduğu bir kayıp hissiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Beatrice…”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong> “Subaru’nun ne söylemek istediği anlaşılıyor, doğrusu. Ama maalesef Betty bile bu adamı hatırlamıyor, sanırım. Betty artık Yasaklı Kütüphanenin dışında, doğrusu.”</p>



<p>Onun niyetini tek seferde anlayan Beatrice, zorlu bir ifadeyle boynunu yatay olarak döndürmüştü.</p>



<p>Beatrice’e göre Subaru’nun aradığı teyit—— kendisinin Julius’u hatırlayıp hatırlamadığıydı.</p>



<p>Emilia hatırlamıyorsa doğal olarak Beatrice’in hatırlaması da mümkün olmamalıydı. Evet böyle olmalıydı ama Beatrice’in bir istisna olması olasılığı da vardı.</p>



<p>Her nedense Beatrice——</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hâlbuki Rem’i hatırlamıştın.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“İstediğin kadar dile getir ama o durum bir istisna olarak görülmeli, sanırım. Ve şimdi de onun bir istisna olduğunun önümüzdeki bu adamla kanıtlandığı düşünülmeli, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sonuç olarak anılarına dayanarak yaptığın çıkarım bu, ha.”</p>



<p>Uzun zaman önceydi.</p>



<p>O zamanlar Beatrice Yasaklı Kütüphanede, isminin Oburluk tarafından yenilişinin ardından Rem’den ismiyle bahsetmişti. Subaru Sözleşme oluşturmalarından sonra onu bu konuda sorgulasa da Yasaklı Kütüphanenin kaybının ardından yaptıkları etkileşimle vardıkları sonuç buydu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yasaklı Kütüphanenin içinde dış dünyadan izole olduğu zamanlarda Beako, odanın dışında olanlardan etkilenmiyor. Bu yüzden Rem’in isminin yendiği an onu herhangi bir şekilde etkilemedi… Böyle düşünmüştüm, değil mi? Bu yüzden odadan çıktıktan sonra o özel muamele devam etmedi… ha.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“O ses tonun, Betty’nin Yasaklı Kütüphaneden çıkmasında bir sorun gördüğünü anlatır gibi, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Y-Yok öyle bir şey! Ben, seninle güneş ışıklarının altında dolaşabildiğim için kocaman mutluyum!”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Eh, doğrusu.”</p>



<p>Bu kısa etkileşimde gerçeğin ta kendisi yatıyordu.</p>



<p>Ve açıkçası Beatrice, Julius konusunda herhangi bir tuhaflık sergilemiyordu. Beatrice’in çıkardığı sonuç, hafıza bariyerlerinin yalnızca Yasaklı Kütüphanedeyken gereğini yerine getirdiğiydi.</p>



<p>Yani bu durumda problem Beatrice’in ayırt ediciliği değildi——</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Ama, Subaru neden Julius-san’ı hatırlıyor ki? Rem-san’da da aynı şey olmuştu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İşte mesele bu.”</p>



<p>Herkesin aklına takılan soru, nihayet Emilia tarafından dile getirilmişti.</p>



<p>Koca dünyada İsmi yenmiş olan Rem’i hatırlayan tek kişi Subaru’ydu.</p>



<p>İkiz kardeşi Ram’ın anılarından bile silinip unutulmuş ancak Emilia ve diğerleri buna değinmemişti.</p>



<p>Bunun bir nedeni Subaru’nun Rem’e yönelik sadık bağlılığına bakarak anılarından öylece bahsedememeleri veya düşüncesizce, üstü kapalı imalarda bulunamamalarıydı.</p>



<p>Bunun yanı sıra Subaru’nun anılarını çürütme kabiliyeti yalnızca kesin bir kanıtla mümkün olabilirdi ki tek bir kişi bile o kesin kanıta sahip değildi.</p>



<p>Ama bu defa mevzu farklıydı.</p>



<p>Bu defa Subaru tarafından hatırlanan söz konusu taraf—— özetle dünyadaki ilk anından beri her şeyiyle unutulmuş olan Julius, bilincini koruyordu.</p>



<p>Doğal olarak bu karşılıklı tanışıklığın uzlaşmasıyla Subaru’nun Oburluk Otoritesinin etkilerinden muaf tutulması şüphe doğuruyordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Subaru’nun herhangi bir fikri var mı? Sır tutmak yok ama.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Herhangi bir şey gizlemeye niyetim yok aslında… Sanırım bir nevi bunu yapıyorum ama aklımdakini söylemeyeceğim.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Bu, sır tutmak olmuyor mu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Onaylayamıyorsan ilan etme felsefesinin sır tutmak olduğunu sanmıyorum.”</p>



<p>Emilia ile bu konuşmayı gerçekleştiren Subaru, kendisinin bir istisna olma olasılığını irdeliyordu.</p>



<p>En başta uyanmış olan his, Subaru’nun içinde yatmakta olan Cadı Faktörünün etkisiydi. Oburluğun Anıları veya İsimleri yeme Otoritesi Cadı Faktörünün gücüyse aynı Görünmez El gibi belli bir sebepten ötürü Subaru’ya etki etmiyor olması ikna ediciydi.</p>



<p>Belki de Subaru, Kıskançlık Cadısı’nın gücü aracılığıyla Ölümden Dönüşü kullanabildiği için Cadı’nın sağladığı güçle Oburluğun Otoritesinin etkilerini iptal edebiliyordu.</p>



<p>Ve geriye Beatrice’in Yasaklı Kütüphanesindeki gibi istisnailik hissi kalıyordu.</p>



<p>O hissin kaynağı da Subaru’nun başka bir dünyaya ait olmasıydı. Subaru başka bir dünya kökenli bir insandı ve bu dünyaya ait bir varlık değildi.</p>



<p>Bu dünyaya ait bir varlık olmadığı için de bu dünyanın kavramlarına müdahale eden bir Otoriteden etkilenmiyor olabilirdi—— hipotezi buydu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong> “Ama eğer cevap ikinciyse bunu onaylamanın kolay bir yolu var. Julius, Al’la karşılaşmak zorunda.”</p>



<p>Bu dünyada Subaru’yla aynı şartlar altında olan tek bir kişi vardı, o da Al’dı.</p>



<p>Otorite istisnası bağlamında doğru olan hipotez ikincisiyse Al da Rem ve Julius’u hatırlıyor olmalıydı. Ancak her şeyden önce bu dünyada Al’la Rem birbirleriyle hiç karşılaşmamışlardı, dolayısıyla bunu teyit edemezlerdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu sefer de aynı şeyi söylemesine imkân yok, ha.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Subaru?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Emilia-tan’ın sorusuyla ilgili konuşuyordum ama bu sorunu cevaplamadan önce teyit etmem gereken bir şey var. Julius, benimle gelmelisin.”</p>



<p>Lafı dolandırmayan Subaru’nun sesini işiten Emilia, hoşnutsuz denilebilecek bir ifadeye bürünmüştü.</p>



<p>Subaru’nun bir sır sakladığı düşünülebilirdi ama bu, aklındakileri tasdik edebilmesi için gerekli bir önlemdi.</p>



<p>Her şeyden öte kendisiyle Al’ın ortak paydasına dair hipotezinin doğruluğunu tasdik edebilirse—— farklı bir dünyadan gelip burada mahsur kalan, memleketleri Büyük Şelalenin ötesinde olanların Otorite etkilerine maruz kalmadığı şeklindeki absürt açıklaması tek seçenek hâlini alabilirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bana bu talebimi reddedeceğini söylemeyeceksin, değil mi? Sonuçta seninle ilgili bir mesele.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“——Hiçbir seçim şansım olmadığını ifade etmek zorundayım. Görünen o ki mevcut şartlar altında beni ilgilendiren durum konusunda son derece bilgilisin. Dolayısıyla seni takip edeceğim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Neden böyle ihtiyatlı, rahat bir tavır takınmak zorundasın acaba?..”</p>



<p>Konuşma esnasında yeniden kavuştuğu sakinliğiyle birlikte zarif görünümlü Julius’un burnu havada tavrı da geri dönmüştü. Tabii nasıl görünürse görünsün yaşanan bu durum hem kalp hem de zihin için çok zorluydu. Hiçbir cazibesi yoktu şeklinde de ifade edilebilirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bir anda hayranlık uyandırıcı bir görünüme bürünüp iletişim hâlinde olduğun kişiye sorun yaratmak, ha… Her neyse, hadi sığınaklara dönelim. Sanırım artık insanların toplanması için uygun zaman gelmiştir… Bu arada, Ricardo’ya ne oldu? Baskında seninle birlikte olmalıydı. O iyi, değil mi?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“…Bana siper olurken yaralandı ama hayati bir etkisi olmamalı. An itibarıyla Ferris tarafından doğru düzgün teşhis ediliyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Demek öyle. Peki, sıkıntı yok, sanırım.”</p>



<p>Subaru’nun Julius’un yanıtı karşısındaki düşünceleri kısmen rahatlama kısmen irdeleme içerikliydi.</p>



<p>Bu içerikleri parçalara ayırmak gerekirse rahatlamanın kaynağı Ricardo’nun güvende olması, irdelemenin kaynağıysa omuz omuza çarpıştığı kişi hakkında doğrudan sorgulanan Julius’un duyarsızlığıydı.</p>



<p>Sesi kesilen Subaru karşısında iç çeken Julius&#8230;</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Senden dostane bir endişe sergilemeni beklemiyorum. Etrafın doğurduğu onca kafa karışıklığından sonra bana her zamanki gibi davranırsan daha rahat ederim. Neyse, hadi sığınaklara dönelim öyleyse.”</p>



<p>Diyen Julius, dostane bir şekilde Subaru’nun omzunu sıvazladı.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Çok hoş bir şey olmasa da beni tanıtma işini sana bırakmaktan başka şansım yok. Kraliyet seçim salonundaki meyve vermeyen çabalarından bu durumda feragat edebilirsen yardımı dokunur.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İnsanların suçluluk dolu mazilerini kurcalamayı keser misin?! Kahretsin, senin için endişelenmekle hata etmişim.”</p>



<p>Omzundaki eli iten Subaru, sığınağa adımını atarken Julius’a döndü. Tabii ki Julius’un az önceki yanıtının gerçek hisleri olduğunu düşünme hatasına düşmeyecekti.</p>



<p>Yalnızca Subaru’nun suçluluk hissini hafifletmek için akıllıca bir karşılık verme ihtiyacı duymuştu.</p>



<p>Subaru bunu biliyordu. Ve bunu bilerek&#8230;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ben, aptal mıyım acaba? Yoo, ben bir aptalım.”</p>



<p>Neden Julius’un yüreğine kurtuluş sağlayacak bir tavır takınmak zorundaydı ki?</p>



<p>Herkesi yitiren, her şeyden öte ıssızlığın doğurduğu çaresizce stresi yaşayan o adam; sözlerinde ve yargılarında nasıl hata yapabilirdi ki?</p>



<p>Kendi duyarsızlığı korkunç derecede can sıkıcıyken Julius da hemen hemen aynı durumdaydı.</p>



<p>Strese kapılmanın doğal olduğu bu durumda normal gibi davranmak onun güçlü yanlarından biriydi.</p>



<p>Bu güç Subaru’nun tüm arzularına rağmen asla elde edemeyeceği bir şeydi, o kadarı kesindi.</p>



<p>Julius’u kendi hâline bırakıncaya dek bir sorumluluk hissi taşımaya devam edeceği de öyle.</p>



<p class="has-text-align-center">※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p>Öfkelendirilişinin ardından sığınağa yönelmiş olan Subaru’yu arkasından izleyen Julius’un dudaklarının kenarları hafif bir gülümsemeyle kıvrılmıştı.</p>



<p>Sırtı kendisine dönük olan Subaru’nun görmesine asla müsaade etmeyeceği, güçsüz bir gülümsemeydi.</p>



<p><strong>???:</strong>&nbsp;“O suratı, Subaru’ya göstermeme niyetinde misin?”</p>



<p>Kalbinde doğan o loş boşlukta gümüşi bir çan sesi çınladı. Ve arkasını dönen Julius’un gözlerine iki ametist göz takıldı.</p>



<p>O kedere bürünmüş bakışlar karşısında gülümsemesini gizleyerek boynunu yatay bir çizgide salladı.</p>



<p><strong>Julius:</strong> “Yavan bir yaradılış, mağlubun nâfile direnci, işte böyle bir şey. Buna dikkat çekmeyin lütfen.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Mağlup diyorsun da…”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Belki de kontrol kulelerini ele geçirmeye gidenler arasında kaybedenler yalnızca bizlerdik. Bu büyük yetersizliğimizin tamamen farkına vararak utanç içerisinde yaşıyorum ve bu yasaklı evrede bir başıma bırakıldım. Tamamen mağlup edildim.”</p>



<p>Julius inatçı bir tavırla dikkatleri bastıra bastıra mağlubiyetine çekiyordu.</p>



<p>Bu tavır karşısında Emilia’nın gözleri üzücü bir şekilde titreşti. An itibarıyla Julius’un kalbindeki güçsüzlüğü keşfetmiş olabilirdi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Üzgünüm.”</p>



<p>Ancak onun karşılığı, Julius’un niyetlendiğinden farklıydı.</p>



<p>Suratını kaldırmış olan Julius karşısında kendi ince omuzlarını sararak&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“İşin doğrusu, şu anda sana ne söylemem gerektiğini bilmiyorum. Eminim seni tanıyorumdur ama yine de hatırlayamıyorum ve bu yüzden Subaru gibi güvenilir olamayacağım.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“…Söz konusu Subaru olunca da aynı şeyi söylemek pek mümkün olmuyor. Esas istisna olan o, değil mi?..”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Yine de canının yandığını biliyorum. Bu yüzden özür dilemekten başka bir şey yapamıyorum ve… Subaru adına sana teşekkür ediyorum.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“————”</p>



<p>Subaru adına teşekkür etmesi sarsıcıydı.</p>



<p>Kaşları çatılmış olan Julius’un karşısında iç çekerek&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Subaru Julius-san’ın şu anki suratını görseydi mutlaka daha çok acı çekerdi. O yüzden bu ifadeni gizlediğin için teşekkür ediyorum. Ve gerçekten üzgünüm.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Lütfen yapmayın, Emilia-sama. Bu teşekkür edilecek bir şey değil ve ayrıca… ayrıca beni gözünüzde fazla büyütüyorsunuz. Bu kadar düşünceli olmanıza… gerek yok.”</p>



<p>Doğruydu. Emilia’nın doğuştan gelen bir nezaketle yüklü bakışlarına maruz kalan Julius, uygunsuz bir rahatlığa kapılıyordu.</p>



<p>Böyle hayran olunası bir bilinçle Subaru’nun içinden geçenleri doğruluyor değildi. Esas sebep çok daha basit, çok daha az ilgi çekiciydi.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Onun… Subaru’nun bana acımasını istemiyorum. Hepsi bu.”</p>



<p><strong>Emilia: </strong>“————”</p>



<p>Giderek yaklaştığı Subaru’ya bakan Julius, işte böyle söyledi. Yakınındaki Beatrice’i kolundan tutuyor olan Subaru, sıkıntılı bir ifadeye bürünmüştü.</p>



<p>Ve Subaru’nun bu hâli karşısında Julius, kendi güçsüzlüğünü açığa vuramazdı.</p>



<p>Bu düşüncelerin ardındaki sebepse——</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Az önce ilk defa Julius-san’ın gerçek düşüncelerini işittiğimi hissettim.”</p>



<p>Yürümeyi sürdüren Emilia, Julius’un sözlerini yorumladı. Julius düşüncesizce gözlerini devirirken de tek bir parmağını kaldırarak&#8230;</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Çok yardımım dokunmayabilir ama ben de herkesle konuşup onları ikna etmeye çalışacağım. Bu yüzden Subaru’yla birlikte bize de güven. Hadi gidelim.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“…Peki. Ayrıca, Emilia-sama.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Evet?”</p>



<p>Duraksayan Emilia arkasını dönerken Julius zarifçe eğildi.</p>



<p>Emilia’nın anılarında yer almasa da hem şövalye hem de bir soylu olarak o incelikli, görgülü hâli âdeta derinlerine işlemişçesine varlığını koruyordu.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Emilia-sama tarafından Julius-san olarak çağrılmak çaresizce bir tatsızlık uyandırıyor. Lütfen bana Julius şeklinde seslenin.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Eskiden, sana öyle seslenirdim, değil mi?.. Anlıyorum, Julius.”</p>



<p>Bir parmağını dudaklarına yerleştiren Emilia rızasını gösterdi. Sonra da düşüncelere daldı, Julius’a kısaca bir bakış attı, yüzünü boş göğe çevirdi. Ve——</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Ben de bir şey sorabilir miyim?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Nasıl isterseniz.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Hemen yanında mikro ruhlar… yoo, belki de yarı ruhlar var. O çocuklar, tedirgin bir şekilde uçuşuyor… Bundan haberin var mıydı?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“——Evet, farkındayım. Çünkü onlar, benim yanımda bulunarak er ya da geç açacak olan tomurcuklar.”</p>



<p>Julius, Emilia’nın belirttiği şey karşısında gözlerini kapattı.</p>



<p>Hemen yanında altı renge bürünmüş şekilde uçuşan yarı ruhlar olduğundan haberdardı. Ancak o tomurcuklar, kendilerinin orada olma sebeplerinden haberdar değildi.</p>



<p>Bu yüzden de…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Şu anki benliğimin sözleri onlara ulaşmayacak. Aynı efendime ve yoldaşlarıma yönelik sözlerim gibi&#8230;”</p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Julius adına üzüldüğüm bir bölümdü. Hem mağlup olduğunu hem de hiç kimse tarafından hatırlanmadığını bilerek tanıdığı onca insanın arasına girmek üzere. Onu hatırlayan tek kişi de ironik bir şekilde en çok sataştığı kişi olan Subaru.</p>



<p>#Bir sonraki bölüm tüm önemli karakterlerin toplanıp konuştuğu bir bölüm olacak, hâliyle bayağı da uzun. Bu arada son birkaç günü aweyi bitirip kendi işlerimi toparlayarak geçirdim. Bugünden itibaren ise yeni serim başlayana dek şartlarım izin verdikçe Re:Zeroya odaklanacağım. Takipte kalın, daha hızlı ilerleyeceğiz!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/">Kısım V, Bölüm 77 – “İsimsiz Şövalye”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-77-isimsiz-sovalye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım V, Bölüm 78 – “Su Geçidi Şehrinde Kalan Dalgalanmalar”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[QuantumPunch]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2021 10:23:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6860</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/">Kısım V, Bölüm 78 – “Su Geçidi Şehrinde Kalan Dalgalanmalar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Clumsy Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ???:&#160;“Ah, Subaru. Şükürler olsun ki birbirimizi kaçırmadık. Geri döndüm.” Subaru:&#160;“Reinhard? Ne çabuk, daha yeni gitmiştin.” Subaru ve grubu, Julius’u alışlarının ardından sığınağa dönerken aynı sığınağa yeni dönmüş olan Reinhard’a [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/">Kısım V, Bölüm 78 – “Su Geçidi Şehrinde Kalan Dalgalanmalar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/">Kısım V, Bölüm 78 – “Su Geçidi Şehrinde Kalan Dalgalanmalar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1920" height="1080" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-8.png" alt="" class="wp-image-6861" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-8.png 1920w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-8-1000x563.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-8-768x432.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-8-1536x864.png 1536w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.pixiv.net/whitecube/user/8878997/illust/54095502/">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Clumsy</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><em>Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.</em></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>???:</strong>&nbsp;“Ah, Subaru. Şükürler olsun ki birbirimizi kaçırmadık. Geri döndüm.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Reinhard? Ne çabuk, daha yeni gitmiştin.”</p>



<p>Subaru ve grubu, Julius’u alışlarının ardından sığınağa dönerken aynı sığınağa yeni dönmüş olan Reinhard’a denk gelmişti.</p>



<p>Subaru onun hızı karşısında şaşkın bir tepki verirken de elini hafiften kaldırmış şekilde onlara doğru ilerleyen Reinhard’ın kaşları ansızın çatılmıştı. Ve Subaru’nun korkunç görünümüyle dörtlünün gergin denilebilecek tavırlarındaki huzursuzluk karşısında…</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Mesele nedir Subaru?.. Bir sorun mu var?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Kesinlikle bir sorun var… Ama kelimelere dökmek zor. Senin de teyit etmeni istediğim bir şey.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Yardımım dokunacaksa ne istersen sorabilirsin. Buyur?”</p>



<p>Reinhard’ın ses tonu alçalan Subaru’ya verdiği karşılık her zamanki kadar içtendi. Bu yüzden Subaru, onun Bağırsak Avcısı mücadelesinden başlayarak Açgözlülükle verdiği savaşa kadarki tüm olağanüstülüklerine güvenmek istiyordu.</p>



<p>Yine de ilahi bir lütufla kurtuluşa ulaşma şeklindeki bu beklenti――</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――Yanımda duran kişiyle ilgili herhangi bir şey biliyor musun?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“…Beatrice-sama’yı kastetmiyorsun, değil mi?”</p>



<p>Reinhard, Subaru’nun yanına sokulmuş olan elbiseli küçük kıza bakarak böyle söyledi. Subaru ise sessiz kaldı, Reinhard’ın kelimelerine karşılık vermedi. Yalnızca Kılıç Azizine gözlerini dikmeyi sürdürerek arzuladığı yanıtı alabilmek için dua etti.</p>



<p>O bakışlardaki şevk karşısında Reinhard, bakışlarını Subaru’nun yanındaki kişiye çevirdi ve düşünürcesine gözlerini hafifçe kıstı. Ancak…</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“――Özür dilerim. Tanımadığım biri. Yine de duruşu ve görünüşüne bakılırsa savaşa katılan cesur fertlerden biri sanırım.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Julius’un yanakları bu yanıt karşısında kaskatı kesildi.</p>



<p>Kraliyet Şövalyeleri Birliği’nden yoldaş ve aynı zamanda çok yakın birer dost olmaları gereken bu iki kişi—— onları birbirine bağlayan o dostluk da İsmi yenildiği için koparılıp atılmıştı.</p>



<p>Bu gerçekliği işiten Julius gözlerini kederli bir şekilde yere indirirken yan tarafından onu izleyen Subaru da hüzünlenmiş durumdaydı.</p>



<p>Kılıç Azizi, Kraliyetin en güçlü ferdi olarak Cadı Tarikatını bile parçalayabilecek kudretiyle en yetenekli kılıç ustasıydı.</p>



<p>Ancak Reinhard van Astrea bile Oburluğun Otoritesinin etkisinden kaçamamıştı.</p>



<p>Belki de söz konusu Reinhard ise bunun mümkün olduğunu düşünmek, yalnızca temelsiz bir arzudan ibaretti.</p>



<p>Her hâlükârda o arzu acımasızca paramparça edilmiş, sığlığı onaylanmıştı.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Özür dilerim. Sebebini bilemesem de beklentilerinizi karşılayamamışım gibi görünüyor.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“…Hah, bunu söyleyen ben olmalıyım. Senin bakış açından bu soru kulağa bir itham gibi gelmiş olmalı. Böyle bir varsayımda bulunduğumuz için esas biz özür dilemeliyiz.”</p>



<p>Reinhard’ın özrüne karşılık verme sorumluluğunu üstlenen bizzat Julius olmuştu.</p>



<p>Dostu tarafından yabancı muamelesi görme şokunu maskelemiş, bu sakince sözlerle kendisini örtbas ederek sığınağa bakınmıştı. Ve sonra da…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Önemli insanların toplanma vakti gelmek üzere sanırım. Yapılacaklarla ilgili konferansı başlatmanın tam zamanı.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“…Anlıyorum. Yani orada senin hakkında da konuşacağız, haksız mıyım?”</p>



<p>Julius’un sözlerinin ardındaki niyeti tahmin eden Reinhard, çenesini kaldırdı. Gerçekten de verilen defansif savaşın cesur bireyleri―― Kraliyet Seçimi adayları ve Şehir Görevlileri sığınağın içerisinde toplanmaya başlamıştı.</p>



<p>İşte o sırada, tam da o sığınağın dışında kimonolu genç bir kadın göründü.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Hımm, görünen o ki daha biz söylemeden toplanmışlar. Ne âlâ.”</p>



<p>Dışarıya bakınmayı sonlandıran Anastasia boynundaki atkıyı, Echidna’yı, çekiştirip gülümseyerek böyle söyledi. Gözleri sığınağın içinde şöyle bir turladı―― görüş alanında Subaru’nun yanında dikilen Julius’u da görmüş olmalıydı ama ondan bahsedecekmiş gibi görünmüyordu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Emilia-sangiller ve Felt-san da dahil olmak üzere, aşağı yukarı herkes tam kadro burada gibi. Priscilla-san&#8217;ın ekibi de toplanırsa tamamız demektir. Öyleyse, konferansı başlatabiliriz diye düşünüyorum.”</p>



<p>Anastasia ellerini çırparak bu öneride bulundu.</p>



<p>Ve bu konuşmayı göz ucuyla görebiliyor olması gereken Birinci Şövalyesi, tek kelime etmeden dingin bir havayla tamamladı.</p>



<p class="has-text-align-center">※&nbsp; &nbsp;&nbsp;※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p>Kaybedilen Belediyenin yerine yeni konferans odası olarak belirlenen yer, sığınağın yakınlarında bir alandı.</p>



<p>Orası da bir sığınaktı ancak taşkın ihtimaline karşı yeterli korumayı sağlamayışı nedeniyle―― Pristella şehrini alarma sokan felaket esnasında kullanılmamış gibi görünüyordu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Öncelikle diğer sığınaklardaki insanların evlerine dönmeye başlaması için iyi bir vakit diye düşünüyorum, sizce de öyle değil mi? Doğrusu biz de hanımıza dönmek isterdik ama… henüz toparlanma işi sona ermemiş sanırım.”</p>



<p>Toparlanmadan kastı han mıydı yoksa hengameye dahil olan insanlar mıydı acaba?</p>



<p>Anastasia muhtemelen bu yorumu her iki anlama da gelebilsin, toplanma alanına gelenler adına inisiyatif alabilsin diye yapmıştı.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Öncelikle, emekleriniz için hepinize teşekkür etmeme izin verin. Neyse ki Cadı Tarikatının büyük saldırısıyla doğan hasar son derece hafif… Burada olanlar ve olmayanlar doğrultusunda inandığım şey bu. Benzeri görülmemiş bir savaştı.”</p>



<p><strong>Konferanstakiler:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“O sert surat ifadeleriniz olmasa da anlıyorum. Yüzleriniz ‘hafif hasar’ kelimelerine ikna olmadığınızı anlatıyor.”</p>



<p>O şüphesiz sessiz suratlar, bazı açılardan umursamaz görünen Anastasia’nın kelimeleri karşısında sertleşmişti. Anastasia ise omuzlarını silkmiş şekilde etrafına bakınmaktaydı.</p>



<p>Konferansa yalnızca şehri savunma savaşını üstlenen esas üyeler değil, sonradan dahil olan işbirlikçiler de katılmıştı.</p>



<p>Emilia Kampından gelenler Emilia, Subaru ve Beatrice idi. Garfiel ve Otto yaralarının ağırlığı nedeniyle konferansa katılamamıştı.</p>



<p>Felt Kampından gelenler Felt, Reinhard ve oraya ait olmadığı hissiyle beti benzi atan Camberley idi. Gaston ve Rachins de yaraları ve bitkinliklerinden ötürü katılamamıştı.</p>



<p>Crusch Kampının en önemli üyesi olan Crusch hâlâ yatak istirahatindeydi. Dolayısıyla hanımlarının yerine Ferris ve Wilhelm katılmıştı.</p>



<p>Priscilla Kampından gelenler sıkılmış görünen Al ve Priscilla idi. Eşlikçileri Schult da sağ salim yanlarındaydı. Ancak güvenliği teyit edilmiş görünse de Heinkel aralarında değildi.</p>



<p>Anastasia Kampındansa dizginleri eline almış şekilde ortada duran Anastasia vardı. Ayrıca Tivey ve bedeni beyaz bandajlarla sarılı Ricardo da ortamdaydı. Ve Julius da onlardan uzakta, Emilia Kampına dahil şekilde oturuyordu.</p>



<p>Son olarak Kiritaka, Liliana ve sürece dahil olan Beyaz Ejderin Pulları üyeleri de konferansa katılmıştı.</p>



<p>Öyle ya da böyle savaşın bir parçası olan yirmiye yakın kişi, defansif savaşın ardından bir konferans gerçekleştirmek adına toplanmıştı.</p>



<p>Ve Anastasia’nın başlangıç konuşmasına karşı çıkarak önayak olan ilk kişi, huzursuz tavrıyla Ferris oldu.</p>



<p>Sarı gözleri rahatsız bir şekilde titreşir hâlde elini kaldırarak,</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Savaş sonrası konferans gerçekleştirmek önemli… Bunu anlıyorum. Anlıyorum ama Günah Başpiskoposuyla nasıl baş edeceğimizi konuşmayı diliyorum. Neticede Cadı Tarikatının en yüksek rütbeli üyelerinden biri canlı yakalandı, haksız mıyım? Ona sormamız gereken pek çok şey var. Bu konuda acele etmek istiyorum.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“…Eh, Ferris-san’ın böyle söyleyeceğini biliyorum. Bu arada Crusch-san’ın şu anki durumu nedir? Herhangi bir değişiklik oldu mu?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“――Yalnızca stabil olduğunu söyleyebilirim. Şehvetten herhangi bir bilgi alamadık, bu yüzden an itibarıyla benim şifa büyüm ve kendi iradesiyle gücünü toplamaya çalışıyor. Subaru-kun’un yardımıyla semptomları bir an için hafifledi ama…”</p>



<p>Hayal kırıklığına uğramış olan Ferris’in göz ucuyla bakmakta olduğu Subaru, gözlerini kendi avcuna dikti. Avcunun bir kısmı siyaha dönmüştü ve bir yanık veya doğum lekesi gibi tenine yakışmayan bir manzara sergiliyordu.</p>



<p>Pantolonunun örttüğü sağ uyluğunda da benzer bir değişim söz konusuydu. O alanda herhangi bir yabancı hissiyat veya acı duymuyordu ama Crusch için durum öyle değildi. Kadının gücünü yiyip bitiren şeyi ortadan kaldırmak, hayatını kurtarmak için kesinlikle maksimum önem taşıyordu.</p>



<p>Bunun yanı sıra bir kadın için tenine yayılan siyah damarların görüntüsüne katlanmak da oldukça zordu. Crusch gibi güzel bir kadının böyle bir şeyden mustarip olması tüm bunları daha da acı verici hâle getiriyordu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Dürüst olmam gerekirse o Günah Başpiskoposunu hayatta tutmaktan yana değilim. O şey yalnızca bela getirir. Eğer mümkünse onu bir an önce öldürmemiz kesinlikle en iyi seçim olacaktır.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“――! Ama bu durumda elimizde hiçbir rehber kalmaz!”</p>



<p>Subaru siyah damarlar için endişelenirken Anastasia ve Ferris arasındaki tartışma, kaynama noktasına ulaşmaktaydı.</p>



<p>Yakalanan Günah Başpiskoposuna―― Sirius’a ne yapılacağı konusunda Ferris, Anastasia’nın idam önerisine şiddetle kafasını sallayarak karşılık veriyordu. Onun açısından bakılınca bu tavır gayet doğaldı.</p>



<p>Fakat Anastasia da giderek hiddetlenen Ferris’e kafasını sallamaktaydı.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Crusch-san’ın başına gelenleri üzücü buluyorum. Ama bunlar farklı meseleler. Ayrıca Öfke, Şehvet hakkında ne biliyor olabilir ki?.. Yoo, uzun vadede bir bağları olduğunu sanmıyorum. Bana kalırsa Cadı Tarikatı üyelerinin iş birliği içerisinde olması son derece düşük bir ihtimal.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Bağları yok diyorsun, öyleyse neden?! Neden bugünkü gibi bir şey yaşandı?! Tüm Günah Başpiskoposları gelip bu şehre saldırdı ama iş birliği içerisinde değiller, öyle mi?!”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Tabii ki ben bile eylemlerinin tesadüfen örtüştüğünü söyleyemem. Ama amaçları, geri çekilme zamanları ve dağılımları uyuşmazken buna iş birliği demek biraz tuhaf olur… Cadı Tarikatının iş birliği gibi şeylere yönelik bir farkındalığı yok.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Bu yalnızca bir çıkarım, haksız mıyım?!”</p>



<p>Sesini yükselten Ferris, Anastasia’nın sözlerine tamamen karşıydı. Anlaşılan Anastasia da kabul edilmesi zor bir öneride bulunduğunun farkındaydı ve Ferris’in duygusal sözleriyle yaptığı inkara karşılık verecek gibi görünüyordu.</p>



<p>Bunun üzerine Subaru yavaşça elini kaldırdı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bir şeyler söyleyebilir miyim? Benim de bir fikrim var ama Ferris’inkine yakın bir fikir. Öfkeden bilgi almaya çalışmanın anlamsız olduğunu düşünmüyorum.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“…Ne demek istiyorsun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Gurur duyduğum bir hikâye değil ama kısa bir süre önce Öfkeyle bir müddet konuşmama müsaade edildi, ben de ondan Oburlukla ilgili bir şeyler duyma fırsatı buldum. Yalnızca ilişkilerinin uzunluğu, derinliği ve yakınlığıyla ilgili olsa da onlardan hiçbir bilgi alamayacağımızı söylemekle çok aceleci davranmış oluruz.”</p>



<p>İşin doğrusu Öfke, Subaru’ya Oburlukla ilgili uyarıya benzer kelimeler sarf etmişti. &nbsp;</p>



<p>Bu sayede Subaru’nun bir parçası Oburluğun birden fazla bireyden oluşması olasılığının farkına varmış ve sığınaktan uzaklaşmaya çalışan Julius’u gözden kaçırmamıştı. Bu duruma kayıtsız kalamamıştı. Her hâlükârda gerçek hislerini açığa vuracak olursa bir parçası da Anastasia’ya katılıyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ama onları bilgi kaynağı olarak kullanıp kullanamayacağımızı bir kenara bırakırsak onları esir tutma konusunda da içimde kötü bir his var… Gerçi bu tüm Günah Başpiskoposları için geçerli.”</p>



<p>An itibarıyla buradakilerin konferansta yer alabilmesi adına Sirius’u kollama görevi Beyaz Ejderin Pulları’na emanet edilmişti.</p>



<p>Sirius hareket imkânı olmadan zincirlerle bağlı hâldeydi ve konuşamasın diye ağzı da kapatılmıştı. Onun yanında fazla uzun süre kaldıkları takdirde kalplerinin etkilenmesi ihtimalinden ötürü dönüşümlü olarak nöbet tutuyorlardı. Yani konferans esnasında hiçbir sorun çıkmamalıydı ama yine de Subaru’nun stresi sona ermiyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Canlı hâlde rehin alındıkları sürece bu gerginliği hissetmek gerekli. Bu konuda ne yapacağımızla ilgili koşulsuz bir karar veremem.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Kimin tarafındasın sen?!.”</p>



<p>Ferris’in tarafsızlığını koruyan Subaru’ya diktiği gözleri nefret doluydu. O bakışların yoğunluğuyla suratı ekşiyen Subaru da…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Kimsenin tarafında değilim. Dürüst olmak gerekirse ikinizi de haklı buluyorum… En kötü senaryoda benim bedenimin henüz siyaha dönmemiş kısımlarını kullanarak Crusch-san’ın bedenindeki siyah damarlarla ilgili bir şeyler yaparım, bununla meseleyi çözebilirsek sorun kalmaz sanırım.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“――Ah.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Subaru”</p>



<p>Subaru’nun Crusch’ın kara damarları konusundaki muhakemesi bir hayli ekstremdi. Bu sözleri işiten Ferris serseme dönerken Emilia, Subaru’ya azarlayıcı bakışlarla karşılık verdi.</p>



<p>Geri kalanlar da Subaru’ya gözlerinde karmaşık duygular ve şokla bakmaktaydı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Bu meseleyi ben de işittim ama bu sahiden yapılacak son şey, haksız mıyım? Şu anda hiçbir şey yapılmadığı takdirde neler olacağını bilmiyoruz ama bu normalmiş gibi davranmak da&#8230;”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ehh, ben de o sağlıksız mürekkebi bedenime eğlence olsun diye koymak istiyor değilim. Ama elimizde Crusch-san’ın semptomlarını bir nebze hafiflettiğine dair bir örnek var.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Söylemek istediğim şey şu: Sonuca varmak için acele etmeyelim. Sabırsızlığa kapılmanı anlıyorum ama sırtım veya popom siyaha dönse bile kimse görmeyeceği için yardım etmekten yana çekincem yok. Bundan bahsediyorum.”</p>



<p>Bir şeyler yapabilmesinin bir yolu varken kendi şirinliği azalacak diye bundan vazgeçmek midesini bulandırırdı.</p>



<p>Crusch yardımını gördüğü değerli biriydi ve daha da önemlisi, ortada ne kendisinin ne de başkalarının hayatını tehdit eden bir yol söz konusuydu. Bu yüzden görünmeyen yerlerini karartarak yardımcı olması mümkünse bunu elinden geldiğince gerçekleştirmekten yanaydı.</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong>&nbsp;“Ferris, otur yerine. Şu an için Subaru-dono haklı.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“…Biliyorum. Gerçekten biliyorum.”</p>



<p>Sessiz kalan Ferris’i kolundan tutup çekerek sakinleştiren kişi Wilhelm oldu. Ferris de kafasını eğip Subaru’ya bir şeyler söylemeye çalışsa da neticede tek kelime etmeyerek yerine oturdu.</p>



<p>Onun bu hâlini gören Subaru ise iç çekti, derken toplantı alanının gerginleşen havası yeniden normale döndü. Tabii aynı konu hâlâ devam ediyordu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Öyle ya da böyle Günah Başpiskoposuna ne yapacağımız konusunda herkesin farklı fikirlerde olmasını anlıyorum. Onu hayatta tutmak endişe verici ve ne benim ne de Natsuki-kun’un içgüdülerinin sınırları kendisini gösteriyor… Açıkçası onu yakalamak yerine öldürmüş olsalardı sohbetimiz çok daha hızlı ilerleyebilirdi.”</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“――Ne oldu, değersiz konuşman sona mı erdi? Bana ne kadar bakarsan bak o değersiz gösterine bir ödül verilmeyecek. Şu dilenci bakışlarına hemen bir son ver.”</p>



<p>Priscilla, Anastasia’nın bakışını bu alayla esneyerek karşıladı.</p>



<p>Bu yersiz yanıt, Priscilla’nın şu ana kadarki konuşmaları adamakıllı dinlemediğinin kanıtıydı. Anlaşılan bu konferansa katılmış olması da anlık heveslerinden birinin sonucuydu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Böyle kurnazca konuşmasana. Bu tavrın Cadı Tarikatını canlı yakalayan kişiye hiç yakışmasa da her şeyden önce, onu nasıl yakaladın? Bu tuhaf olaylara yol açan şey nedir?”</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“Sanki yaşayıp yaşamayacağını biliyordum da. Son darbemi indirdiğimde Yang Kılıcı bulanıklaştı ve keskinliğini yitirdi. Bu sayede hayatta kaldı. Onu kanaldan çıkaran, şarkıcıyı ararken suları kurutan ayaktakımından biriydi. Benimle hiçbir ilgisi yok.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Öldürmeye çalıştığın kişinin ölmemiş olması seni hiç rahatsız etmiyor mu?”</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“Aksine. Kılıcımı yalnızca öldürme amacıyla çektim. Eğer bu yolla ölmediyse onu yeniden öldürmek gibi bir arzum yok. Benim elimde ölmüş olmasa da bana kalırsa böylesi daha uygun oldu.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Haa, anlamadım ama neyse.”</p>



<p>Anastasia her zamanki gibi esrarengiz bir teori ortaya atan Priscilla’yı anlamaya çalışmaktan vazgeçmiş gibi görünüyordu. Subaru da onun ne kastettiğini bilemiyor ama Priscilla’nın düşünme şeklinin herhangi biri tarafından anlaşıldığını düşünmüyordu.</p>



<p>Onun yanı başındaki Al ve Schult’un bile bu meselenin ucunu bucağını anlayabilmiş olması şüpheliydi.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“En azından ben, Öfkeyi burada yargılamaya karşıyım. Tabii ki Ferris’in hislerine saygı duymak isterim ve bu, Kraliyet için de eşsiz bir fırsat. Onu daha katı bir şekilde kollamanın yanı sıra bildiklerini öğrenmenin bir yolunu bulmak için de çaba sarf etmeliyiz diye düşünüyorum.”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“…Bence onu öldürsek daha iyi. O Günah Başpiskoposlarını hatırlamak bile midemi bulandırırken ağzından azıcık anlam ifade eden herhangi bir şey çıkacağını sanmıyorum. Sorunlu bir duruma düşmeden önce öldürülmesi daha iyi, böylece gelecekte de sorun yaratamaz, muhtemelen.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Felt-sama…”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Bilgin olsun ki bu defa senin sinirini bozmak için böyle söylemedim.”</p>



<p>Ve farklı bir noktadan, bir efendiyle hizmetkârının birbiriyle çelişen fikirleri yükselmişti.</p>



<p>Öfkenin canlı tutulmasını destekleyen Reinhard ve buna karşı çıkan Felt. Gerçi Felt’in fikrinin pek sağlam bir dayanağı yoktu.</p>



<p>Felt, kendi fikrinin kabul edileceğini düşünmüyor gibiydi. Neticede Öfke kişisi Kraliyetin nezaretine verilecekti, işler böyle sonlanacak gibi görünüyordu. Ve en kötü senaryoda er ya da geç bir mahkûmiyetin gerçekleştirilmesi gerekecekti.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Söz konusu uygunluk olunca uyumlu davranabiliyormuşsun gibi görünüyor. Peki bu durumda Felt-san da seninle başkente gidecek mi? Yoksa efendi ve hizmetkârı ayrı yollara mı gidecek?..”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Reinhard giderse ben de giderim. ――Bu defa yapacak bir şey yok.”</p>



<p>Felt’in sözlerinin doğurduğu hayretle Reinhard’ın yüz ifadesi değişirken ona kaçamak bir bakış atan Felt, tatlı suratında koca bir somurtuşla,</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Yanlış bir fikir edinme. Sana katlanamadığım gerçeği değişmedi. Değişmedi ama bunlar buna göre hareket etmeyeceğim zamanlar.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Buna göre hareket etmeyeceğin zamanlar mı var?”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Bilmiyorum. Bu soruyu kendi göğsüne sormaya çalış. Benim göğsüm sana yanıt verecek kadar yumuşak değil.”</p>



<p>Yaşına göre gelişmemiş olan göğsünü kabartan Felt, Reinhard’a bakarak dil çıkarttı. Reinhard ise efendisinin bu tavrı karşısında gözlerini kaçırdıktan sonra sessizce çenesini kaldırdı.</p>



<p>Efendiyle hizmetkâr arasında var olan hisleri yalnızca kendileri biliyordu. Her hâlükârda Felt Kampı da bir yıl öncekiyle aynıymış gibi görünmüyordu.</p>



<p><strong>Camberley:</strong>&nbsp;“Ş-Şey, öyleyse ben…”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Camberley, sen Gaston ve Rachins’in yanına git. Hareket edebilir hâle geldiklerinde önden köşke dönebilirler. Yalnızca İhtiyar Rom’la temasa geçmelerine müsaade et.”</p>



<p><strong>Camberley:</strong>&nbsp;“E-evet efendim, anlaşıldı.”</p>



<p>Huzursuz görünen Camberley’in yüzüne bu emirlerle birlikte bir rahatlama yerleşti.</p>



<p>Şimdilik Reinhard’ın gönüllü oluşu sayesinde Öfkeye eşlik edilmesi meselesinde içleri rahat edebilirdi. Sonrasında Sirius’tan elde edilebileceklerin sorumluluğu Kraliyet uzmanlarının olacaktı.</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Öyleyse sıradaki meseleye geçebilir miyiz? Bayanlar ve baylar.”</p>



<p>Öfke konusunda ne yapılacağının kararlaştırılışının ardından elini kaldıran kişi Kiritaka oldu. Hafiften dağılmış saçlarını elleriyle kurcalarken herkesin yüzüne baktıktan sonra,</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Öncelikle, bu şehri koruma savaşı konusunda… tüm vatandaşların adına hepinize teşekkür etmek isterim. Sizler olmasaydınız Pristella şehri büyük ihtimalle Cadı Tarikatının şeytani pençelerine düşmüş olacaktı. Bu konuda en içten minnettarlığımı sunarım.”</p>



<p>Kiritaka başı ve bedeni eğik hâlde şehrin geneli adına konuşma sorumluluğunu üstlenmişti. Yanındaki Liliana da panik dolu bir surat ifadesiyle Kiritaka gibi kafasını eğmiş durumdaydı.</p>



<p>Kiritaka bir kenara bırakılırsa Liliana’nın bu içten tepkisi hiç de ondan beklenir bir şey değildi. Belki de Öfkeyle yaptığı mücadele veya sonrasında yaşanan bir şeyler, tavırlarında bir değişikliğe sebep olmuştu.</p>



<p>Her hâlükârda…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Biz de şehrin içindeydik ve bu olayın bir parçasıyken bir gözlemci olarak arkamıza yaslanıp izlemek gibi bir şansımız yoktu, o yüzden bize böyle gösterişli bir şekilde teşekkür etmenize gerek yok. Sizce de öyle değil mi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Evet. Ayrıca hedeflerini düşününce Cadı Tarikatının şehri ele geçirmesi yalnızca bir bonus olabilir. Biz mi onları kurtardık, onlar mı bizi kurtardı, belki de bu sorunun cevabını bilmiyoruzdur.”</p>



<p>Emilia ve Subaru, Cadı Tarikatının saldırısı karşısında övgü üstlenmelerinin zor olduğunda ısrarcıydı. Cadı Tarikatını püskürtme başarısının büyük bir çoğunluğunun burada toplananlara ait olduğu kesindi. Ancak daha en başta Günah Başpiskoposlarının hedefleri “Emilia”, “Yapay Ruh” ve “Bilgelik Kitabı” idi.</p>



<p>Tüm bunlar şehre dışarıdan getirilmiş şeylerdi ve hepsinden de Emilia Kampı sorumluydu. Hâliyle övgüleri içtenlikle kabul etmeleri mümkün değildi.</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Bir dakika. Oy birliğine varılmışçasına böyle söylemeniz beni rahatsız ediyor. Gerçekten biz olmasaydık o Cadı Tarikatı denen tiplerin yüzüne kapıyı çarpacaklarını mı söylüyorsunuz yani? Bu konuda daha net konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.”</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“Üzücü olsa da o dilenci kızla aynı fikirdeyim. Bizi de siz sıradan vatandaşların kendisine yakıştırdığı çekingenliğe sürüklemeyin. Bu kadar mağrur olmayın, yarı cadı ve cahil ikilisi.”</p>



<p>Ancak bu haşin ikili, Subaru ve Emilia’nın sözleri karşısında kendi katı fikirlerini beyan etmişti.</p>



<p>Felt ve Priscilla konuşmayı bitirir bitirmez birbirlerine bakıp hemen ardından gözlerini kaçırırken ikisi de rahatsız görünüyordu. O ikisi başından beri iyi anlaşamıyordu. Zaten yalnızca kendi grubundakiler Priscilla’ya yakınken bu, çok normal bir tepkiydi.</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Lütfen sakin olun. Emilia-sama’nın söyledikleri beni mutlu etse de Felt-sama ve Priscilla-sama’nın da söylediği gibi şehrin savunulması tamamen sizin başarınızdı. Buna şehrin bir temsilcisi olarak yemin ederim. ――Bu sırada, gücünüzden bir müddet daha faydalanmak isterim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Güç derken…. Daha önce bahsettiğin diğer meseleyi mi kastediyorsun?”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Aynen öyle. O çarpık güçle dönüştürülen vatandaşlardan bahsediyorum.”</p>



<p><strong>Herkes:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Kiritaka’nın kasvetli ses tonu, işiten herkesi sessizleştirmişti.</p>



<p>Belirtmek üzere olduğu şey―― ortamdaki herkesin anladığı bir şeydi. Yani Şehvetin şeytani pençelerine düşmüş ve insan dışı formlara dönüştürülmüş Belediye personeli.</p>



<p>Biri siyah bir ejdere dönüştürülmüştü, bir düzine civarı kişiyse kocaman sineklere.</p>



<p>Hâlâ Şehvetin Başkalaşım ve Ucubeleşme Otoritesinin etkilerine karşı bir çözüm geliştirememişlerdi. Tabii o kişileri şimdilik bir araya toplamış ve varlıklarını gizlemişlerdi.</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Bu işin sorumlusu olan Şehvet kaçtı… Yoo, zaten en başta Şehveti yakalayabilmiş olsaydık bile onları normale döndürme niyeti olup olmayacağı şüpheliydi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“O kadarı kesin… Ama onları böyle bırakamayız, haksız mıyım? Yapabileceğimiz herhangi bir şey yok mu? Ferris için bile mi imkânsız bir iş?”</p>



<p>Orijinal formlarına dönemeyen o insanların yaşadığı değişiklik, hastalıklardan farklı bir temele sahipti.</p>



<p>Subaru’nun kendisine çevrilen bakışlarını fark eden Ferris kafasını sallayıp dudaklarını ısırarak…</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Ben bile onları öylece tedavi edemem. Yoo, mesele onları tedavi edip edememem değil. Ortada bir yara veya hastalık yok, onlar yalnızca o canavarlara dönüştürülmüşler. Şifa büyüleriyse sadece hasta veya yaralı insanları iyi etmeye yarar. Bu yüzden o dönüşümler karşısında şifa büyüsü kullanmak nafile.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Dürüst olmak gerekirse sineğe dönüştürülenlerin farkındalığa sahip olup olmadığını bilmiyorum. Bu ayrımı yapamıyorum ve insan boyutunda sinekler olmalarına rağmen uçamıyorlar bile. Kanatlarını doğru düzgün hareket ettirmeyi bile öğrenmemişler, tamamlanmamış hâldeler. Ama eğer farkındalıkları varsa…”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Eğer içlerinde bulundukları şartları net olarak anlıyorlarsa kafayı yiyorlardır sanırım…”</p>



<p>Kendi bedenlerini yitirmişlerdi.</p>



<p>Düşünmesi bile ürpertici bir değişimdi. Ve insan dışı bir şeye―― mide bulandırıcı bir şeye dönüştüklerini düşünmek her şeyi daha da kötü hâle getiriyordu. Bedenin özgür değilken ve arzularını ifade etme yolunu bile yitirmişken akla ne geleceğini hayal etmek oldukça kolaydı.</p>



<p>Düşündükleri şey mutlaka…</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“Bana kalırsa o çirkin böceklere dönüşenler ölmek istiyor olmalı. Onları eski hâllerine çevirme şansı yoksa bu isteklerini yerine getirmek merhametli bir hareket olmaz mı?”</p>



<p><strong>Al:</strong>&nbsp;“Prenses, bu…”</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“Sessiz ol, Al. Yapmacık bir saygının anlamı yok. Bende tembel domuzlara gösterecek merhamet yok ama saçmalıklara yenik düşerek kaderi kötüleyenleri öldürmek de bir nezaket göstergesidir. Kısaca, anlamı bu.”</p>



<p>Priscilla bu sert bakış açısıyla, içgüdüsel olarak fikrini beyan eden Al’ı susturdu. Ancak Al’ın daha fazla itiraz etmemesinin esas sebebi, Priscilla’nın bir bağlamda haklı olmasıydı.</p>



<p>Tabii ki Al, o insanların ölmesi gerektiğini düşünmüyordu. Ama sineğe dönüşmüşlerdi ve onları normale döndürmenin bilinen bir yolu yoktu; hâliyle ölmek istiyor olmaları çok doğaldı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Suçlu kişi olan Şehvetle pazarlık etmek imkânsız. Şifa büyüleri o insanları düzeltmiyor. Ne yapacağız?”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Şahsen bu meseleyi herkese sormak istedim. Çok ufak bir ihtimal olsa da önemi yok. Onları nasıl iyileştireceğimize dair herhangi bir fikri olan var mı?”</p>



<p>Hâlâ bir umuda tutunmaya çalışıyor gibi görünen Kiritaka’nın sorusu hem beklenti hem de vazgeçiş içeriyordu. Yoo, vazgeçişten çok daha fazlasıydı. Bu da normaldi. Tutunulacak herhangi bir olasılık olsaydı biri şimdiye o olasılığı önermiş olurdu.</p>



<p>Başka bir deyişle şu ana dek herhangi bir çözüme dair bir imada bulunulmamışsa…</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“――Anlıyorum. Verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü çok özür dilerim. Onlarla ilgilenmek şehri alakadar eden bir mesele, bu sorumluluğu sonrasında biz üstleneceğiz.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sorumluluğu üstlenmek mi? Ne yapacaksınız ki?”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Bu işten sonra tüm olasılıkları değerlendireceğiz… İşin içinde olanların arzularını ve hepsinin vardığı sonucu öğrenmek zorundayız. Son karar ne olursa olsun son ana dek bekleyip öyle göreceğiz.”</p>



<p>İşlerin normale dönebilmelerinden ziyade hayatlarına son verilmesiyle sonlanacağını iddia eden güçlü kelimeler gibi gelmişti. Kiritaka’nın vardığı sonuç bir bağlamda kaçınılmazdı.</p>



<p>Kaçınılmazdı. Ama o sonuca varmak için de çok erkendi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Bekleyin. ――Iııı, bu işi bana bırakamaz mısınız?”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Emilia-sama?”</p>



<p>Bu konudaki tartışmanın sona ermekte olduğunu fark eden Emilia, hızlıca elini kaldırmıştı. Dosdoğru baktığı Kiritaka’nın kendisine çevrilen gergin ve beklenti dolu bakışlarını hissederken de…</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Hepsini şu anda normale döndürme yolunu… Üzgünüm, o yolu bilmiyorum. Ama aceleyle sonuca varmanızı da istemiyorum. Daha çok vakte ihtiyacımız var.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Hislerini anlıyorum, Emilia-sama. Fakat o vakte sahipler mi değiller mi bilmiyoruz. Esas mesele ruhlarının dönüşmüş bedenlerindeki dengeyi sürdürmeye ne kadar dayanabileceği…”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Evet, biliyorum. Bu yüzden zihinlerini korumaları için vakit yaratacağım. ――İlkel bir yöntem olabilir ama işe yarayacağına eminim. Onları uyutacak bir yöntem.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Anlıyorum… Soğuk Uyku.”</p>



<p>Emilia’nın niyetini anlayan Subaru, parmaklarını şaklatarak sesini yükseltti.</p>



<p>Etraftakilerin bu yabancı kelimeler karşısında kafaları karışık hâlde boyunlarını çevirdiğini gördüğündeyse kendisine bakmakta olan Emilia’ya başıyla onay vererek,</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Başka bir deyişle kilisedeki gelinlere yaptığın şeyi kastediyorsun, haksız mıyım? Emilia-tan’ın büyüsüyle o dönüşmüş kişileri askıya alınmış bir canlılık hâline sokacağız. Yalnızca kaçınılmazı erteleyecek olabiliriz ama bir sonuca varmamız için yeterli olacaktır. Bu esnada bir çözüm bulabilecek olmalıyız.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Onları dondurup uykuda tutmak… bu mümkün mü? Ama uykularında donarak ölmezler mi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“İyi olacaklar. Kısa bir süreliğine olsa da gelinler üzerinde kullandım, yani kişinin sağlığı üzerindeki etkisinden haberdarım, ayrıca ben de o şekilde 100 yıl kadar uyudum.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Sen de mi uyudun?!.”</p>



<p>Toplantı alanında arzulanmayan bir konu açılırken Subaru, Emilia’nın kelimeleri karşısında yumruğunu sıktı.</p>



<p>Emilia’nın büyüsüne pozitif yaklaşıp onu bu şekilde kullanma konusunda ısrarcı olması alışılmadık bir şeydi. Alışılmadık ve Subaru’nun düşünmemiş olduğu sağlam bir hamleydi.</p>



<p>Kesin çözüm olmadığı kesindi ama Şehvet dışında bir yerden çözüm bulabilmek için zamana ihtiyaçları vardı. Hiç değilse bir zaman limitleri olmazsa olasılıklar arttırılabilirdi.</p>



<p>En kötü senaryoda―― Evet, en kötü senaryo olsa da önlerinde bir olasılık vardı.</p>



<p>Subaru Şehveti kendi elleriyle mağlup eder ve sahip olduğu Cadı Faktörü’nü alırdı. Ya da belki de o Cadı Faktörü’nün gücünü kullanabilse bile o insanları normale döndürmesi mümkün olmazdı.</p>



<p>Açgözlülük Cadı Faktörü’nü daha yeni almışken Günah Başpiskoposlarını çoğaltmak yalnızca boş bir hayal de olabilirdi.</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“…Eğer mümkünse, elbette senden bunu yapmanı isterim ama…”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Müsaade edin yapayım. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.”</p>



<p>Emilia, tereddüt eden, ne düşüneceğini bilemeyen Kiritaka’ya talebini tekrarladı. Kiritaka bu konuda içtenlikle acı çekiyordu. Ancak o esnada hemen yanındaki Liliana, kıyafetinin uçlarını çekiştirmeye başladı.</p>



<p>Ve Kiritaka’ya bakan kahverengi kız, burun deliklerini şişirerek,</p>



<p><strong>Lilianna:</strong>&nbsp;“Ne için endişeleniyorsun, Kiritaka-san? Neden olmasın? Bırak denesin! Emilia-sama onca şey söyledi. Bir başarı şansı olması doğal!”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Tabii ki ben de buna inanmak istiyorum, hem de çok istiyorum, Liliana. Ama bu pek çok insanın hayatını ilgilendiren bir mesele. Öyle kolayca sonuca varamayız…”</p>



<p><strong>Lilianna:</strong>&nbsp;“Endişelenmeye gerek yok! Emilia-sama başarısız olmayacak. Çünkü, ÇüüüüüüNNNNNNkkkkkkÜÜÜÜÜÜÜ! Geleceğin büyük kahramanları böyle sorunları hiç zorluk çekmeden aşabilir! Ne kadar uzun veya ne kadar kalın olursa olsun önlerine çıkan tüm engelleri aştıkları o kahramanlık masalları! Kanların kaynadığı, etlerin kabardığı, herkesi büyüleyen o masallar böyle yaratılır!”</p>



<p>Lulirin toplantı alanına yakışmayan nazik tınlaması yankılanıyordu. &nbsp;</p>



<p>Liliana’nın idealist söylemlerinin hiçbir temeli yoktu ama nedense içlerinde tuhaf bir ikna edici güç mevcuttu. Tabii ki yalnızca buna dayanarak sonuca varmak öyle kolay değildi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hiç değilse ailelerine soralım. Kurbanlar Belediye personeliyse aileleri de aynı şehirde olmalı, haksız mıyım? Onlarla konuşup bu olasılığa açık olup olmadıklarını öğrenmeye çalışalım.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“…Söz konusu bu soruysa hiç kimsenin ailesini terk etmeye razı geleceğini sanmıyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Öyleyse bu işi Emilia’ya bırakıp bırakmayacağımızı sonrasında konuşabiliriz. Ve Emilia’ya inanıp inanmayacaklarına gelince… Ehh, bunun yanıtını bilhassa tüm şehrin fikir birliğiyle öğrenmek isterim.”</p>



<p>Kiritaka tereddüt belirtisi taşıyan bakışlarını Emilia’ya yönlendirdi. Emilia o bakışlar karşısında sinseydi bu tartışma daha da uzayabilirdi.</p>



<p>Fakat Emilia, Kiritaka’nın kendisine kilitlenen bakışları karşısında en ufak bir korku duymaksızın başıyla onay verdi.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Bana bırakın. ――Başarısız olmayacağım.”</p>



<p>Özgüven ve inanç―― biraz farklı duygular olsalar da Emilia, eylemleriyle yüzleşmeye olan gönüllülüğünü güçlü bir farkındalık ve hazırlıklı olma hâliyle sergilemişti.</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Emilia’nın bakışlarını görüp söylemini işiten Kiritaka’nın nutku tutulmuştu.</p>



<p>Yalnızca onunla da kalmamıştı, etraftakilerin Emilia’ya çevrili bakışları da şu ana kadarkilerden çok farklı duygular içerisindeymişçesine çeşitli tepkiler yansıtıyordu.</p>



<p>En nihayetinde Kiritaka uzunca bir iç çekti.</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Anlı…yorum. Elbette acelece bir sonuca varmaktansa dileklerimizi gerçek kılmak için çalışmalıyız. Çünkü aksi takdirde Pristella’yı koruma mücadelesi daha en baştan pervasızcaymış gibi görünür.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Benim sizlere teşekkür etmem gerekiyor…”</p>



<p>Kiritaka pozisyonunu yitirmenin burukluğuyla gülümsedi. Konferans sonrası kurbanların ailesinden izin alınacak ve Emilia’nın büyüsüyle Soğuk Uyku gerçek kılınacak gibi görünüyordu.</p>



<p>Subaru, Emilia’nın az önceki baş sallayışına bir parmağını kaldırarak karşılık verdi.</p>



<p>Böylece ikinci tartışma konusunun da halloluşuyla sıra, gündemdeki son konuya geldi.</p>



<p>Ve o da――</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“Öyleyse son konuya gelelim… Şehrin farklı kısımlarında kimliği bilinmeyen, bilinçsiz hâlde insanlarla ilgili pek çok rapor geliyor. Bu konuyu tartışmak isterim.”</p>



<p>Büyük ihtimalle unutulan ve o ana dek sessizliğini koruyan Şövalye için en önemli konu buydu.</p>



<p class="has-text-align-center">※ &nbsp;※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“An itibarıyla rapor edilen İsimsiz kişi sayısı otuz altı. İçlerinde Beyaz Ejderin Pulları organizasyonumuzun bir parçası olduğu anlaşılan altı kişi de var. Ayrıca İsimsiz kişilerin sayısının gelecekte artma ihtimali oldukça yüksek.”</p>



<p>Tartışmayı başlatıp bu raporu veren kişi, Beyaz Ejderin Pulları’nın temsilcisi Dynas idi. Parmaklarıyla beyaz kıyafetine işli ejderha armasına dokunuyor, suratını güçlü bir pişmanlık ifadesi kaplıyordu.</p>



<p>Büyük ihtimalle Beyaz Ejderin Pulları olduklarını anlatan arma o idi. “Organizasyonun bir parçası olduğu anlaşılan” şeklindeki muğlak ifadenin dayanağı da yine o arma olmalıydı.</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Günah Başpiskoposunun saldırısına uğrayanların İsimsiz hâle geldiğini söyleyebiliriz, değil mi? Yani bir anda ortaya çıkan o kişiler ani bir mağlubiyete uğramışlar.”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Durumu hesaba katınca mantıklı bir düşünce şekli derim. Üniformalarında uyumlu arma ve işlemeler mevcut… Kimliklerinin hiçbir şekilde bilinmiyor olması gerçekten can sıkıcı.”</p>



<p><strong>Dynas:</strong>&nbsp;“Onlarla benzer durumda otuz kişi daha var… Tam bir karmaşa söz konusu. Öyleler mi değiller mi belirsiz ve şu anda ne yapacağımıza karar vermek de zor.”</p>



<p>Oburluğun kurbanlarıyla―― İsimleri yenilen insanlarla baş etmek bir bağlamda Şehvetin kurbanlarıyla baş etmekten de zordu. Sonuçta o kurbanlar kendilerini tanıyan herkesin anılarından tamamen siliniyordu. Üstelik söz konusu kişiler bilinçli değilse kimliklerini teşhis edecek herhangi bir ipucu da olmuyordu.</p>



<p>Beyaz Ejderin Pulları hakkında bile -bağlantılarının bilinmesinin harika olmasına rağmen- daha fazla şey bilen hiç kimse yoktu. Kimlerle ilgilendikleri gibi soruların cevapları da yoktu.</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Bulduğunuz tüm “İsimsiz” kişiler bilinçsiz hâldeydi, değil mi? Şifa sanatları kullanıcısının teşhisi… Yoo, tahmini ne oldu?”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“…Şehvetle aynı durum. Neden bilinçsiz olduklarını bilmiyorum. Tahminlerim sonucunda yalnızca uykuda olduklarını düşünüyorum. Ama bu da kesin değil. Yalnızca uyuyor olanların uyanması gerekir ama ortada Rem-chan vakası varken…”</p>



<p>Ferris, Felt’in sözleri sonrası Subaru’ya dönerek böyle söyledi.</p>



<p>Bir yıl önce Oburluktan aynı darbeyi yiyen Rem, Ferris tarafından İsimsiz insanlarınkine benzer bir tahminle yorumlanmıştı. O tahminin sonucuysa tıpatıp aynı olmuştu. Ve Rem hâlâ uyanmamış olsa da sağlığı kötüye gitmemişti.</p>



<p>Tabii uyuyor gibi görünse de bedeninin yaşam destek fonksiyonlarını yerine getirmediğini de söylemek durumundaydı. Saçları uzamıyor, boşaltım yapmıyordu. Anlaşılmaz bir durum içerisindeydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Kimliklerinin bilinip bilinmemesini bir yana bırakırsak o insanlarla ilgilenmek kolay. Hâlihazırda yatağa düşmüş insanlarla baş etmek daha iyi, onları o hâlde -yataklarında uyur hâlde- bırakabiliriz… Tabii esasında onları tanıyan birilerinin yanlarında olmasını isterdim.”</p>



<p><strong>Ricardo:</strong>&nbsp;“Böyle bir şey mümkün değil ama sorun da bu, değil mi? Zorlu bir durum.”</p>



<p>Söylediklerinin pek anlamlı olmadığını bilse de Subaru, bunu Rem için yapmıştı. Gerçek anlamdaysa Rem için Oburluğu mağlup etmekten başka şansı yoktu.</p>



<p>Bunu bilse de birazcık başkaldırı gerçekleştirmekle kendisini tatmin etmeye çalışıyordu.</p>



<p>Ancak Subaru’nun naifliği, sesini yükseltmesine rağmen suratında en ufak bir kötü niyet barındırmayan Ricardo tarafından reddedilmişti. Kafasını çevirip yan tarafa doğru bir bakış atan Subaru, onun yan yana yerleştirilmiş iki sandalyeyi koca bedeniyle kaplamış şekilde konferansa katılmış olduğunu gördü.</p>



<p>Hâlâ aynı heyecanlı ruha sahipmiş gibi görünse de farklılık taşıdığı bir nokta vardı. Ve o da bedenine sarılmış bol miktarda bandaj ile dirseğinden aşağısını yitirmiş olan sağ koluydu.</p>



<p><strong>Ricardo:</strong>&nbsp;“Öyle acıklı bir surat ifadesine bürünme, kardeşim. Mahvolduğum doğru ama hâlâ hayattayım. Olanları düşününce bu çok daha tercih edilebilir bir hasar.”</p>



<p>Subaru’nun bakışlarını fark eden Ricardo, kesik sağ kolunu kaldırarak dişlerini gösterdi. Görünen o ki sağ kolunu kontrol kulesini geri almak için verilen şiddetli çarpışmada Oburluğun saldırısıyla yitirmişti.</p>



<p>Subaru bu hikâyeyi onun yanında çarpışan Julius’tan işitmişti. Julius ona Ricardo’nun kolunu kendisini korurken yitirdiğini de anlatmıştı ama Ricardo bunu hatırlamıyordu.</p>



<p>Bunu kanıtlarcasına bakışlarını Subaru’nun yan tarafına çevirerek,</p>



<p><strong>Ricardo:</strong>&nbsp;“Bu arada, yanında yakışıklı bir adam görüyorum, tanıdığın biri falan mı kardeşim? En azından aradığın adamı bulmuşsun gibi görünüyor, bu rahatlatıcı herhâlde. Öncesindeki yardımın için de cidden teşekkür ederim.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Julius’a yakışıklı bir adam diyen Ricardo, bir yabancıyla konuşur gibiydi.</p>



<p>Konuşmanın akışına bakılırsa Julius, Subaru’yu atlatmaya çalıştığı sıralarda Ricardo ile aynı şeyleri konuşmuştu.</p>



<p>Julius yaralı Ricardo’yu sığınağa taşımıştı, Ricardo’nun en sondaki teşekkürünün sebebi bu olmalıydı.</p>



<p>Her hâlükârda, bu yanlış anlaşılmayı olduğu gibi bırakmak fazla acı vericiydi.</p>



<p>Ayrıca artık Oburluk konusuna gelinmişti. Yani bu işe bir son verme zamanıydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sizlere söylemek istediğim bir şey var. İsimsizlerle baş etme meselesiyle ilişkili, önemli bir şey.”</p>



<p>Diyerek ayağa kalkan Subaru, salondaki herkesin dikkatlerini üzerine çekti.</p>



<p>An itibarıyla İsimsizlerle nasıl baş edileceğiyle ilgili en çok bilgi sahibi olan kişi Subaru’ydu. Doğal olarak bir çözüm beklentisiyle dolu bakışların kendisine çevrildiğini görebiliyordu ancak o bakışlara kafasını sallayarak karşılık verdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Beklentiye sebep olduğum için üzgünüm. Tüm dürüstlüğümle söyleyebilirim ki bu, anında umut vaat edecek bir şey değil ama sizinle bu konuda konuşmak zorundayım.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bilirsin ya, böyle abartılı bir önsözle başlarsan bizi üzmeye mahkûmsun demektir. Ne söylemeyi planlıyorsun?”</p>



<p>Anastasia ortamdaki gerginliği yatıştırmak adına Subaru’yla şakalaşmaya çalıştı. Ancak anlatılacaklara en çok hazırlanması gereken kişi kendisiydi.</p>



<p>Eğer hazırlanmazsa o gerçekler, şu anki ruh hâlini kökünden değiştirme potansiyeline sahipti.</p>



<p>Subaru hızlıca aldığı bir nefesin ardından herkesin yüzüne tek tek baktı. Ve en sonunda gergin görünümüne rağmen başıyla onay veren Julius’a döndü.</p>



<p>Bunu gören Subaru, yakınındaki Julius’u eliyle işaret ederek sorusunu sordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Aranızda burada duran adamı tanıyan var mı?”</p>



<p><strong>Herkes:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Subaru’nun sorusu karşısında toplantı alanına sessizlik hâkim oldu.</p>



<p>Tabii sebep soruyu anlamamış olmaları değildi. Subaru’nun sorusunun, Julius’un konumunu sorgulamasının ardındaki sebebi hissetmiş olmalarıydı.</p>



<p>Buna dayanarak, hiç kimseden çıt çıkmıyorsa hiç kimse Julius’un kim olduğuna dair herhangi bir fikre sahip değil demekti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Al! Peki ya sen? Suratı tanıdık gelmiyor mu?”</p>



<p><strong>Al:</strong>&nbsp;“Ah? Hayırdır, kardeşim? Neden bir anda beni ortaya atıyorsun ki?”</p>



<p>Ansızın ismi dile getirilen Al, saf bir şaşkınlıkla sesini yükseltti. Bu tavır, içinde Julius’a dair anılar olduğunu kanıtlamaya yeterli olabilirdi ama Subaru yine de emin olmak zorundaydı.</p>



<p>Subaru elini yuvarlak masaya yerleştirip ona doğru eğilerek Al’ı bir kez daha sorguladı. &nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Gerçekten sebebini bilmiyor musun? Seninle ortak noktamız yüzünden soruyorum. Ee, bu adamı hatırlamıyor musun? Öyle mi? Hadi yanıt ver bana.”</p>



<p><strong>Al:</strong>&nbsp;“…Ah, demek o yüzden. Üzgünüm kardeşim. Ne kastettiğini anlıyorum ama sana yardım edebileceğimi sanmıyorum. O herif kafamda hiçbir şekilde yok.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Tamamen emin misin? Birazcık daha kafa yorarsan…”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Bu kadarı yeterli. ――Gerçekten, fazlasıyla yeterli Subaru.”</p>



<p>Başka bir dünyadan gelen biri olarak―― Al, bu sorgulamaların ardındaki niyeti anlamış ama başıyla onay vermemişti. Amansız Subaru’yu durduran kişi onun yerine bizzat Julius olmuştu. &nbsp;</p>



<p>Ardından Subaru’nun omzuna suratında perişan bir gülümsemeyle hafifçe vurup Al’a doğru eğilerek…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Fazla beklentiye girmişim, özür dilerim. Kabalığımız için özür dileriz.”</p>



<p><strong>Al:</strong>&nbsp;“Özür dilemen için hiçbir sebep yok. Bilmiyorum… Öyle bir sebep olsa bile benden özür dilemene gerek yok.”</p>



<p>Tek kolunu sallayan Al, böylece bakışlarını Julius’tan ayırdı.</p>



<p>Bu tepkide hiçbir sahtelik belirtisi yoktu. Muhtemelen Al’ın Julius’u hatırlamadığı doğruydu. Öyleyse Subaru’nun tahminlerinin o kısmı yanlış olmalıydı.</p>



<p>Ait olduğun dünyanın Oburluğun Otoritesinin etkileriyle hiçbir ilişkisi yoktu.</p>



<p>Eğer öyleyse en olası sebep, Subaru’nun bedenindeki Cadı Faktörü’ydü. Ve Beatrice’in “Kapı Geçişinde” olduğu gibi dış dünyayla bir izolasyon sağlamakla sınırlı gibi görünüyordu. &nbsp;</p>



<p><strong>Wilhelm:</strong>&nbsp;“Anlatılan “hikâyeye bakılırsa Subaru-dono, bu genç adam bizlerle ilişkili biri… Ve bunun yanı sıra, oldukça önemli bir pozisyonda olduğunu düşünüyorum?”</p>



<p>Wilhelm, üçlünün arasındaki etkileşim sonrası bu çıkarımı yaptı. Muhtemelen diğerleri de bilge kılıç ustasıyla aynı sonuca varmış olmalıydı.</p>



<p>Subaru Wilhelm’e başıyla onay verdikten sonra Julius’a doğru dönerek,</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu kişi Julius. Julius Juukulius. Hepinizin tahmin ettiği üzere İsmi Oburluk tarafından yenildi ve İsimsiz insanlardan biri oldu. Ancak onun dahil olduğu süreç, bilincini yitirenlerinkinden farklı. ――Onun bilinci yerinde.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Elimizde böyle bir vaka mı varmış? Etrafındakiler tarafından unutuldu ama o her şeyi hatırlıyor… Yani, bu kişi bizden biri mi?”</p>



<p>Ferris, olanlara inanamadığını anlatan bir ifadeyle bakışlarını defalarca Subaru ve Julius arasında gezdirdi. Reinhard ise ürperen Ferris’in sözleri karşısında çenesini kaldırarak, “Öyle görünüyor.” dedi.</p>



<p>Ve Kılıç Azizi dingin gözlerini Julius’a dikerek…</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Subaru konferanstan önce de bana aynı soruyu sormuştu. O… Julius, muhtemelen benim veya Ferris’in tanıdığı biri. Belki de ‘tanıdık’ kelimesi ilişkimizi tarif etmek için yetersizdir. Belki de bir dosttur.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“…En azından ben, siz ikinizi dostum olarak görürdüm. Hiçbir şey beni sizin de aynı görüşte olmanızdan daha fazla onurlandıramazdı.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Dost… Öyleyse Julius da mı bir Şövalye? Kraliyet Şövalyelerinden biri?”</p>



<p>Reinhard da Ferris de bir yabancı tarafından dost olarak adlandırılmanın şaşkınlığını yaşıyordu. Bu tepkinin önüne geçilemezdi. Dolayısıyla Julius, onları kısmi bir boyun eğişle doğrulamıştı.</p>



<p>Üçlünün etkileşimini izleyen Subaru’nun içiyse öfkeyle yanıp tutuşuyordu.</p>



<p>Ne kadar çarpık, mide bulandırıcı bir sahneydi.</p>



<p>Subaru o üçlünün nasıl tanıştığına, nasıl arkadaş olduklarına ve ilişkilerinin boyutuna dair detayları bilmiyordu.</p>



<p>Buna rağmen o üçlü birbirlerinin yoldaşı ve dostu olarak yakın, doğal olarak samimi bir ilişki içerisindeydi. Şimdiyse bu bağlardan eser kalmamıştı.</p>



<p>Rem’in İsmi yenildiğinde ve varlığı herkes tarafından unutulduğunda Subaru, bu dünyada bundan daha hüzünlü bir şey olamayacağını düşünmüştü.</p>



<p>Peki ya Julius’un şu anki durumu? Dünyadaki herkes tarafından terk edilmiş olmanın doğurduğu mutlak kayıp hissi; bu üzücü değil de neydi?</p>



<p>Üzüntü, kıyaslaması mümkün bir şey değildi. Ama, öyle olsaydı bile, bu seferki fazla ağırdı.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“…Sanırım o yalnızca bir Kraliyet Şövalyesi değildi.”</p>



<p>Dostların acılı karşılaşması, durduk yere Anastasia’nın sözleri tarafından bölünmüştü.</p>



<p>Narin yüz hatlarına düşünceli bir ifade yerleşmişti ve dudaklarını yalarken çenesine dokunuyordu. Derken önce Ricardo’yu, sonra da Julius’u işaret ederek…</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Ricardo’yu ağır yaralı hâlde omuzlarında taşıyarak buraya getiren kişi Julius-san’dı. Ricardo’nun tedavisiyle ilgili konuşmamızın hemen ardından da birini araması gerektiğini söyleyerek ayrıldı… Ama o tepki hakkında, olan şey buydu; değil mi?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Anastasia-sama…”</p>



<p>Bu, efendi ve hizmetkârın normal şartlarda gerçekleşmemesi gereken ikinci tanışmasıydı. O acı anıları anımsayan Julius, yüzünde acılı bir ifadeyle efendisinin ismini söyledi.</p>



<p>Ancak Anastasia, o titreşerek çıkan kelimelere işli bağlılığın varlığını fark etmedi. Bir müddet düşündükten sonra da parmaklarından birini kaldırdı. &nbsp;</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Julius-san’ın İsimsizliği son derece alışılmadık bir vaka. Şehirde aynı durumda kaç kişi olduğunu bilmiyoruz ama belki de bilinçsiz hâldeki İsimsizleri de tespit etmenin bir yolu vardır. Bunun ciddi bir durum olduğuna hiç şüphe yok. Haksız mıyım?”</p>



<p>Bakışlarını Julius’tan ayıran Anastasia, temayı tartışmanın ana hattına yönlendirdi. Görünen o ki Julius’un kimliği meselesi de çözülemeyen problemlerden biri olarak ertelenmişti.</p>



<p>Bu şu anki Julius için son derece adaletsiz bir muameleydi ancak ortamda olup da buna öfkelenebilecek tek kişi Subaru’ydu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bu problemler ışığında… bir teklifim var. Tabii, sizler için de uygunsa?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bir teklif mi?”</p>



<p>Subaru’nun hisleri bir kenara bırakılırsa konferansın ilgi odağı bir kez daha Anastasia olmuştu.</p>



<p>İşte o ilginin merkezindeki Anastasia, etrafına bakındıktan sonra bakışlarını yeniden Subaru ve Julius’a çevirerek,</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Cadı Tarikatının kurbanları… Şehvetin kurbanları ve Oburluğun İsimsizleri. Günah Başpiskoposlarından bu sorunlarla ilgili yardım istemekten yana umut yok, bunda hemfikir miyiz?”</p>



<p><strong>Kiritaka:</strong>&nbsp;“Onları konuşmaya zorlamak zor olacak, bu bağlamda haklısın sanırım. Ama fazla karamsar bir fikir de tam aksine gerçekleri görmemizi engelleyebilir.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bu benim de en kötüsünü düşündüğüm anlamına gelmiyor. Ama yanıt almanın tek bir yolu yok, yalnızca bunu söylemek istiyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yanıt almanın başka bir yolu mu var?”</p>



<p>Subaru kendisini, sözlerinin anlamını çözemeden Anastasia’nın kelimelerini tekrarlar hâlde bulmuştu.</p>



<p>Hasarın ardındaki Günah Başpiskoposlarını sorgulamaktan farklı bir çözüm―― Eğer böyle bir yol varsa, muhtemelen bir Cadıyla ilişkili olmalıydı.</p>



<p>Bir an için Subaru’nun aklından yapmaması gereken bir seçim, yani Açgözlülük Cadısı’nın cevabı biliyor olabileceği düşüncesi geçti.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Ee, ne demek istiyorsun? Net bir şekilde söyle lütfen.”</p>



<p>Ancak Anastasia’ya sözlerinin ardındaki gerçek anlamı soran kişi, bu fikri kafasında reddetmekle meşgul olan Subaru değil de Emilia oldu. Ve sonra Anastasia, parmaklarıyla kafasına vurarak…</p>



<p><strong>Anastasia:&nbsp;</strong>“O yozlaşmış Günah Başpiskoposlarından bilgi alamıyorsak belki de cevapları bilebilecek başka birini sorgulamamız gerekiyordur. ――Kulağa geldiği gibi işte. Bu ülkede bir yol bilebilecek olan biri var.”</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“Yok artık…”</p>



<p>Anastasia’nın sözlerinin ardındaki imayı çözen biri, boğuk bir sesle böyle söyledi.</p>



<p>Ancak onun ne söylemek üzere olduğunu anlayanların aksine Subaru’nun söyleneceklere dair hiçbir fikri yoktu.</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Anlamıyorum. Havalara girme de doğru düzgün söyle işte.”</p>



<p>Bu konuda anlayış seviyesi Subaru’yla aynı olan Felt, somurtkan bir şekilde Anastasia’dan bu talepte bulunurken Anastasia, bu sözlere buruk bir gülümsemeyle karşılık verip “Pardon, pardon” şeklinde özür dileyerek…</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“――Bilge Shaula.”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Ah?”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Pleiades Gözcü Kulesi, eğer orada olması gereken Bilge… Eğer o, dünyayla ilgili her şeyi görebilen o efsanelere konu kişiyse cevapları da bilmesi tuhaf olmaz, haksız mıyım?”</p>



<p>…Diyerek teklifinin ardındaki gerçek niyeti açığa çıkarttı.</p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Bu bölümle ilgili yapabileceğim çok yorum var. Birincisi, Emilia’nın böylesine özgüvenli, ağır birine dönüşebilmiş olması aşırı şaşırtıcı. Son yaşadıklarından sonra güncelleme gelmiş sanırım bizim kıza. Onca hayatın sorumluluğunu böylesine rahat ve ısrarcı bir şekilde üzerine alabilmesi hem enteresan hem de hoş. İkincisi, Al ile ilgili kısım sanki biraz muallakta kalmış. Julius’u tanımıyor gibi görünüyor ama belki de tanıyor izlenimi verilmiş biraz. Serinin en gizemli karakterlerinden biri olduğu için ben kafamda soru işaretleriyle devam edeceğim şahsen. Üçüncüsü, Julius’un kimliği konusunun böyle özensizce/önemsizce kapatılması sinirimi bozdu. Adam hüzünlü bir şekilde karşınıza geçmiş, dünyada hiç kimse onu hatırlamıyor, birazcık insanlık edip kimdir, kimin nesidir biraz konuşsalardı çok daha mantıklı olmaz mıydı? Dördüncü ve sonuncusu da meşhur “Bilge Shaula”. Açıkçası ben bu ismi bölümlerin altına mütemadiyen yazıldığı için biliyorum, onun dışında hakkında hiçbir şey bilmiyorum, eskiden bahsi geçtiyse de hatırlamıyorum. Ama her hâlükârda bir şeyler öğrenmeye çok yaklaşmışız gibi görünüyor. Bir sonraki bölüm nispeten kısa olduğu için tek seferde atacağım. Arc5i bitirmemize çok az kaldı! Hadi sıradaki bölümde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/">Kısım V, Bölüm 78 – “Su Geçidi Şehrinde Kalan Dalgalanmalar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-78-su-gecidi-sehrinde-kalan-dalgalanmalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım V, Bölüm 79 – “Gözcü Kulesi”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[QuantumPunch]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2021 10:26:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6863</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/">Kısım V, Bölüm 79 – “Gözcü Kulesi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Clumsy Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Anastasia:&#160;“Bilge Shaula…” Anastasia’nın o isimden bahsedişiyle toplantı alanında bir hareketlenme başladı. Herkes birbirine bakar ve duyduklarına inanamadıklarını anlatan ifadelere bürünürken bu durumun dışında kalan tek kişi Subaru’ydu.&#160; Sıkıntılı bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/">Kısım V, Bölüm 79 – “Gözcü Kulesi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/">Kısım V, Bölüm 79 – “Gözcü Kulesi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="1080" height="1532" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-10.png" alt="" class="wp-image-6865" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-10.png 1080w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-10-705x1000.png 705w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-10-768x1089.png 768w" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.reddit.com/r/Re_Zero/comments/o3xa4g/oc_anastasia_hoshin_fan_art/">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Clumsy</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><em>Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.</em></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bilge Shaula…”</p>



<p>Anastasia’nın o isimden bahsedişiyle toplantı alanında bir hareketlenme başladı.</p>



<p>Herkes birbirine bakar ve duyduklarına inanamadıklarını anlatan ifadelere bürünürken bu durumun dışında kalan tek kişi Subaru’ydu.&nbsp;</p>



<p>Sıkıntılı bir ifadeyle yanındaki Emilia’nın omzuna hafifçe vurarak,</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Eee, bu Bilge Shaula ünlü biri mi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“…Subaru, alfabeyi öğrenirken ‘Cadı’ hikâyesini okumadın mı? Çok okuduğun o kitapta bu masalın olduğunu sanıyordum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Cadı masalı… mı? Ah, o resimli kitabı diyorsun. Şimdi sen bahsedince düşündüm de Cadı’nın hikâyesi de kesinlikle kitapta vardı.”</p>



<p>Emilia’nın dile getirdiği şey, Subaru’nun bir yıl öncesine ait hatıralarını gündeme getirmişti.</p>



<p>O telaşlı günlere dair hatıralarını maziye gömmüş olsa da bir yıl önce çocuklar için yapılmış bir resimli kitapta alfabeye çalıştığı doğruydu―― Roswaal Köşkünde yardımcılığa daha yeni başladığı vakitlerdi.</p>



<p>Bu dünyanın popüler çocuk masallarının toplandığı bir klasik koleksiyonu mevcuttu ve tabii ki içlerinde “Kıskançlık Cadısı” ile ilgili çizimli bir kitap da vardı. Ancak o masalda…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Tamamen dürüst olacağım, içeriği pek detaylı değildi bu yüzden her şeyi tamamen anlayamamıştım. Tek anladığım Cadının uzun zaman önce, belli bir yerde, korkunç bir şey yaptığı.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Gerçekten o kadar mı belirsizdi?.. Iıııı, bir düşüneyim.”</p>



<p><strong>???:</strong> “Kıskançlık Cadısı, bir zamanlar bu dünyaya yıkım ve kaos getiren dehşetin sembolüdür.”</p>



<p>Emilia bu meseleyi bilgisizliğini sergileyen Subaru’ya nasıl açıklayacağı konusunda düşüncelere dalarken onun yerine ağzını açan kişi, karşısında oturmakta olan Julius oldu.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Kayda geçenler yalnızca sonsuz bir zalimliğe ve acımasız bir kişiliğe sahip bir yarı elf olduğu ve gölgeleri kontrol ettiği muazzam bir büyü gücü taşıdığı. Bunun dışında tek bildiğimizse isminin… Satella olduğu. Dünya üzerinde bıraktığı yaralar şimdi bile gücünü koruyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Eeeh”</p>



<p>Subaru, duygularını olabildiğince kontrol altında tutmaya çalışan Julius’un bu açıklaması karşısında çenesini kaldırdı.</p>



<p>Nötr bir açıklama yapmaya odaklanmıştı ancak etraftaki hiç kimse dile getirmese de ruh hâlindeki değişim acı verici bir şekilde kendisini gösteriyordu. Bu esnada açıklamalarına devam ediyordu.&nbsp;</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Lugunica’nın en doğusundaki Büyük Şelalede Büyülü Mühür Taşlarından oluşan bir mabet bulunuyor. O Cadı şimdi bile o mabette mühürlü hâlde. Bol miktarda miasma yayarak tabii.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Onun yok edilemediğini duymuştum. Ama öylesine güçlü bir Cadıyı mühürlemeyi nasıl başarmışlar ki?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“İşte Bilge isminin devreye girdiği yer burası.”</p>



<p>Diyen Julius, Subaru’nun sorusuna başını sallayarak onay verdi.</p>



<p>Ve belindeki kılıca dokunan Şövalye, yuvarlak masanın ucuna―― dosdoğru kırmızı saçlı gence baktı.</p>



<p><strong>Julius:</strong> “Dört yüz yıl önce üç büyük kahraman Kıskançlık Cadısı’nı mühürlemek için katkıda bulundu. İçlerinden biri, Kılıç Azizi Reid Astrea idi―― yani Kılıç Azizi İlahi Korumasını ve Reinhard’ın miras aldığı ünvanı ilk elde eden, kılıcın göklerden gelen sahibi.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong> “Reid Astrea’nın -İlk Kılıç Azizi’nin- İlahi Korumaya sahip olmadığını gösteren kayıtlar da mevcut. Bilinen tüm efsaneler koşulsuz şartsız doğru değil. Tabii ki Reid-sama’nın şu anki Astrea ailesinin ve Kılıç Azizi isminin temellerini attığı bir gerçek.”</p>



<p>O kişinin ceddinden olan Reinhard, kendisine bakmakta olan Julius’un sözlerini bu şekilde tamamladı.</p>



<p>Fakat tarihe yazılmış büyük işler başaran atasından bahsediyor olmasına rağmen kara kara düşünür gibi bir ifadesi vardı. Ayrıca Julius konusunda da endişeleniyor gibi görünüyordu. Kendisine miras kalan İlahi Koruma mevzusunda ısrarcı olacak gibi durmuyordu.</p>



<p>Her hâlükârda,</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yani Bilge, Kılıç Azizinin yoldaşıydı, anladığım kadarıyla işin özü bu.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Daha doğrusu Bilge Shaula ve İlahi Ejderha… Lugunica Krallığını koruyan ejderhayı biliyorsundur. Her şeyin Volcanica’nın Kıskançlık Cadısı’nı mühürlemek için güçlerini birleştirmesi sözüyle başladığı ve bugün bile Krallığı kollamaya devam ettiği söyleniyor.”</p>



<p>İlahi Ejderha Volcanica ismini Kraliyet Seçimi adaylarının kararlılıklarını ilan ettikleri esnada birkaç kez işitmişti.</p>



<p>Hatırladığı kadarıyla ejderhanın kanı oldum olası çorak topraklara bereket getirebilecek, her hastalığın üstesinden gelme imkânı tanıyacak, kişiyi muazzam veya rakipsiz kılabilecek bir şeydi.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Kılıç Azizi, Bilge ve İlahi Ejderhaya ‘Üç Büyük Kahraman’ demek âdettendir. Bunu hatırlamak zorundasın.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Vuaaa, hemen gaza gelme… Anladım tamam, açıklama için teşekkürler.”</p>



<p>Subaru Julius ve Emilia’ya bir elini kaldırdıktan sonra göz ucuyla Beatrice’e baktı. Subaru’nun bakışlarını fark eden Beatrice ise yavaşça kafasını salladı.</p>



<p>Maalesef dört yüz yıl öncesine ait bu efsaneye aşinaymış gibi görünmüyordu.</p>



<p>Beatrice Echidna tarafından yaratılmış bir yapay ruhtu ama Yasaklı Kütüphane&#8217;nin varlığını sürdürmek için gerekli bilgiler dışında dünyadan tamamen kopuktu. Subaru’ya kalırsa Beatrice’in perde arkasındaki bu koşullardan haberdar olmama sebebi, çok uzun bir süre boyunca kapalı kapılar ardında gizlenmiş olduğu için dünyanın gidişatından etkilenmez hâle gelmesiydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Tartışmayı duraksattığım için üzgünüm. Hadi konuşmaya devam edelim. Ama bu Shaula…”</p>



<p>Tartışmanın arasına girdiği için özür dileyen Subaru, konuşmayı yeniden orijinal seyrine döndürme inisiyatifini aldı. Ama konuşurken fark ettiği bir tuhaflık yüzünden kafasını eğmeden edemedi.</p>



<p>Bilge Shaula’nın dört yüz yıl öncesine ait bir kahraman olduğunu anlıyordu ama――</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Eeh, Ne? Hâlâ yaşıyor mu? dört yüz yılın sonunda?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Bu o kadar mı garip?.. Ben de gerçekte 100 yaş civarındayım…”</p>



<p><strong>Geri Kalan Herkes:</strong>&nbsp;“――!?”</p>



<p>Subaru’nun mırıldanışını işiten Emilia, suratında beliren gizemli bir ifadeyle parmaklarından birini dudaklarına götürdü. O mırıltı toplantı alanını bir nebze hareketlendirse de Subaru’nun verdiği tek karşılık, “İyi bir noktaya parmak bastın.” oldu.</p>



<p>Yavaşlayıp birazcık düşünseydi yarı elf Emilia’nın gerçek yaşının yüzü aşkın olduğunu, Beatrice’in de dört yüz yaş civarında bir Loli olduğunu hatırlardı. Puck’ın da dört yüz yaş civarında olduğundan bahsettiğini hatırlıyor gibiydi; bu durumda Emilia Kampının yaş ortalaması yüz falan mı oluyordu?</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu son derece şok edici gerçeği bir kenara bırakırsak… Bilgenin şu anki durumu nedir?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Hayatta. ――Bu konuda bir şüphe yok gibi görünüyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Görünüyor derken?..”</p>



<p>Subaru, Julius’un belirsiz yanıtı karşısında kaşlarını çattı.</p>



<p>Ancak net bir yanıt veremeyen tek kişi Julius değildi, herkes aynı durumdaydı. Bilhassa Kraliyet Şövalyelerinden olan Ferris ve Reinhard sıkıntılı görünüyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ee, bu ne anlama geliyor?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Nerede olduğu biliniyor ve hayatta olduğunun teyit edildiğini söyleme cüreti de göstereceğim. Ancak Bilgeyle konuşmayı başaran hiçbir insan olmadı… Geldiği anlam bu, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Tekrar ediyorum, bu da ne anlama geliyor?”</p>



<p>Nerede olduğunu biliyor ve belli belirsiz de olsa hayatta olduğunu teyit edebiliyorlardı. Fakat onunla iletişime geçmek imkânsızdı.</p>



<p>Subaru tüm bu izlenimlerini bir araya getirebilir mi diye düşünüyordu ama…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“An itibarıyla Bilge Shaula, Cadı’nın Mabedi’nin yakınlarında ve Kıskançlık Cadısı’nı diriltme planı yapanları durdurabilmek için orada inzivaya çekilmiş durumda. O günden beri bu, hiç değişmedi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Dört yüz yıldır mı?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Dört yüz yıldır.”</p>



<p>Absürt bir hikâyeydi.</p>



<p>Beatrice’in dört yüz yıl boyunca kendisini Yasaklı Kütüphaneye kapatması başlı başına büyük bir olayken Bilge Shaula her kimse o da bayağı inatçı biri çıkmıştı.</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Bilge Shaula’nın içerisinde yaşadığı kule―― Pleiades Gözcü Kulesi, değil mi? Saygın Bilge, Cadının Dirilişinin önüne geçmek için orada gece gündüz emek vermeye devam ediyor.”&nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Mhm, kulenin ismi aklıma bir şey getirdi ama önemi yok, devam et.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Bana devam etmemi söylesen de bildiklerim aşağı yukarı bu kadardı. Bilge Shaula dünyada huzuru sağlamak adına her şeyini verip Mabedi kollamaya devam ediyor, söylenen bu.”</p>



<p>Ferris’in somurtkan bir ifadeyle ellerini çırparak söyledikleri bunlardı.</p>



<p>Bunun son olduğunu söylese de tavrından ve toplantı alanına çöken cenazevari havayı açıklayamıyor oluşundan hikâyenin tamamen sonlanmadığı belliydi.</p>



<p>Doğal olarak herkesin bu hâle gelmesinin bir sebebi olmalıydı――</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Öyleyse, rahatsız edici biri olma şansı var mı acaba?”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bilge Shaula dünyadaki huzuru sağlamak adına Cadıyı gözlemeye devam ediyor… İsmi bütün dünya tarafından biliniyor. Ben de Kararagi’de olduğum günlerden beri bilirim. Ama Bilge Shaula aynı zamanda başka bir şekilde de tanınıyor.”&nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――?”</p>



<p>Anastasia zarif bir gülümsemeyle birlikte konuşmaya bir saniye ara verdi.</p>



<p>Sonra da kötü bir hisse kapılan Subaru’ya bakarak devam etti.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bilge Shaula, tek bir ruha bile güvenemeyen ciddi güven sorunları olan biri. ――Mabede ve Gözcü Kulesine yaklaşan kişileri amaçları ne olursa olsun katlediyormuş ya da en azından ben öyle duydum.”</p>



<p class="has-text-align-center">※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p>――Gerçek tam da Anastasia’nın anlattığı gibiydi.</p>



<p>Bilge Shaula, Pleiades Gözcü Kulesini inşa etmişti ve Cadı’nın Mabedi’ni gözlemeye devam ediyordu.</p>



<p>Bugüne dek Bilgeyle iletişime geçmeye çalışan pek çok kişi olmuş ama hepsinin planları başarısız olmuş ve hepsi pes etmişti.</p>



<p>Bunun sebebi de bizzat Bilge Shaula’nın müdahalesi olmuştu.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Lugunica’nın en doğusundaki Büyük Şelale… Gözcü Kulesindeki Cadı’nın Mabedi oranın yakınlarında görünüyor ama Bilge, iki tip insandan hangisinin yaklaşmaya niyetlendiğini bilemiyor, sizce de öyle değil mi?”</p>



<p>Bu nedenle Bilge gelen kişiyi, Cadı’nın Mabedi’ni bulmaya çalışan biçare bir Cadı Tarikatı üyesi mi yoksa Gözcü Kulesinin Bilgesiyle arkadaşça bir iletişim kurmaya çalışan biri mi diye düşünmeden, ayrım gözetmeksizin öldürüyordu.</p>



<p>Gelen kişinin iyiliği veya kötülüğü, hoşlandığı veya hoşlanmadığı şeyler, adilliği veya kötü niyetliliği fark yaratmıyordu çünkü ilerlemenin en iyi yolu buydu.</p>



<p>Sonuç olarak geride kalan dört yüz yılda Bilge Shaula ile iletişime geçebilen herhangi birine dair hiçbir rapor veya kayıt bulunmuyordu.</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Amaaaaa, oraya yaklaşan herkes saldırıya uğradığı için Bilge Shaula’nın hâlâ Gözcü Kulesinde olduğundan aşağı yukarı emin olabiliyoruz.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hakikaten amma can sıkıcı bir Bilgeymiş…”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Öyle değil. Açıkçası Mabede yaklaşmaya çalışan çok fazla Cadı Tarikatı üyesi var, senin hayal ettiğinden çok daha fazla, Subaru-kyun. Bilge-san onların her biriyle baş ediyor, o yalnızca Kıskançlık Cadısı’nın dirilişini önleme amacını kararlılıkla sürdürüyor.”</p>



<p>Pozitif bir fikir beyan ediyor olmasına rağmen ifadesi aydınlanmamıştı. Tüm Kraliyet Şövalyelerinin yüzlerinde aynı huzursuz ifade vardı ve bunun gerçekleşmesi için Bilge, Kraliyet Şövalyelerinin acı bir ders çıkarmasıyla sonuçlanacak bir deneyim yaşatmış olmalıydı.</p>



<p>Yine de Subaru, Ferris’in allayıp pulladığı bu fikri başını sallayarak onayladı.</p>



<p>Elbette “<em>hedefe ulaşmak için ne gerekirse yap</em>” çerçevesinden bakılınca durum inanılmaz can sıkıcı olabilirdi ama Cadı Tarikatı üyelerinin şeytani doğasını hesaba katınca bu, doğal bir önlemdi.</p>



<p>Daha ziyade sebep, Kıskançlık Cadısı’nı gözlemeye devam eden biri olduğu için bu dünyanın Kıskançlık Cadısı’na karşı etkili bir nevi güvenlik sistemi olduğunu düşünmenin akla yatkın olmasıydı.&nbsp;</p>



<p><strong>Priscilla:</strong>&nbsp;“Karanlık gelip geçicidir, zamanın izin verdiği ölçüde korku içerisinde yaşayan o keşişin gerçek yüzüyse beni ilgilendirmiyor. Esas önemli olan, benim sınırlı vaktimin çalınıyor olması. Bu işe yaramaz gevezeliklere devam edecekseniz aceleyle hana döneceğim. Schult’un ayaklarıma masaj yapması gerekiyor.”</p>



<p><strong>Schult:</strong>&nbsp;“E-Emredersiniz Efendim. Priscilla-sama çok emek verdi ve çok yoruldu! Bunu tüm kalbimle takdir ediyorum.”</p>



<p>Kadın tarafından kucaklanıp iri göğüslerinin arasına gömülen Schult, kırmızı bir suratla bu yanıtı verdi. Yüzünde kötücül bir gülümsemeyle oğlanı seven Priscilla, daha en baştan bu konferansa pek değer biçmemişti.</p>



<p>Ortalığı karıştırmadan buraya kadar gelmiş olması bile mucizeydi.</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Prensesin yanındaymışım gibi görünsün istemesem de bir an önce konuya dönmemiz gerektiğinde hemfikirim. Bize Bilgeyi anlatın.”&nbsp;</p>



<p>Felt, suratına yerleşen bir sabırsızlıkla birlikte esas konuya dönülmesini talep etti.</p>



<p>Bu değişimi kabul eden Subaru da yeniden Anastasia’ya döndü.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sürekli lafını kesip dursak da bu münzevi Bilgeyle ilgili ne diyecektin?”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Eveeet, hikâye nihayet başladığı noktaya dönüyor.”</p>



<p>Diyen Anastasia ellerini çırptı. Ve sonra da masanın etrafında oturan herkesin yüzlerine tek tek bakarken bir yandan da tilki kürküne kibarca dokunarak&#8230;</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“――Herkesin bildiği üzere Bilge Shaula eşsiz bilgeliği ve büyü gücüyle Kıskançlık Cadısı’nın mühürlenmesine yardımcı oldu. Aynı zamanda dünyayı kapsayan geniş bir görü yeteneği olduğu ve bu dünyayla ilgili şeyi bildiği söyleniyor. Eğer bu ikisi abartısız bir şekilde doğruysa… sizce de Cadı Tarikatının ardında bıraktıklarıyla ilgilenmenin bir yolunu bilmiyor mudur?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Ama, söylediklerin yalnızca temenniden ibaret değil mi?”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Bu fikre karşı olduğunu mu söylemek istiyorsun Natsuki-kun?”</p>



<p>Subaru’nun sorusunu bir başka soruyla yanıtlamış gibi görünse de Anastasia’nın sorusuna yanıt vermek güçtü.</p>



<p>Yalnızca Bilge ünvanına bakıldığında ona güvenmeye çalışmak açık bir yol olurdu. Bu bağlamda Subaru, bunun kötü bir fikir olduğunu düşünmüyordu. Eğer efsane denilebilecek kadar büyük başarılar elde etmiş biriyse, gerçekten de Günah Cadı Faktörlerini etkisiz hâle getirmenin bir yolunu biliyor olabilirdi. &nbsp;</p>



<p>Ama Subaru’nun içinde farklı bir gerginlik söz konusuydu.</p>



<p>Bilge Shaula ve içinde yaşadığı Pleiades Gözcü Kulesinin isimleri. O iki isim, Anastasia’nın teklifini itaatkârca kabul etmesine izin vermiyordu.</p>



<p>Çünkü Shaula da Pleiades de Subaru’nun aşina olduğu kelimelerdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Subaru’nun modern bilgilerine dayanarak Shaula, Akrep Takımyıldızının en parlak ikinci yıldızının ismiydi.</p>



<p>Pleiades Gözcü Kulesinin Pleiades’i ise Pleiades Yıldız Kümesi olarak bilinen kümeden geliyordu―― Ve o ismin Japonca karşılığı da “Subaru” idi.</p>



<p><strong><em>Ç.N:</em></strong><em><strong> (</strong>Türkçede de Pleiades’in karşılığı olarak Ülker diyoruz. Yani Subaru’yu aslında Natsuki Ülker olarak düşünebilirsiniz.<strong>)</strong></em></p>



<p>Tabii ki bunun “Natsuki Subaru”yu ifade eden bir şey olduğunu düşünmüyordu ama bu dünyada ortaya çıkan gök cisimleri adlarını düşünmek, içindeki alarm seviyesinin maksimuma yükselmesi için yeterliydi.</p>



<p>Cadı Tarikatı Günah Başpiskoposları―― Petelgeuse, Regulus, Sirius, Capella, Alphard, Batenkaitos.</p>



<p>An itibarıyla açığa çıkan tüm Günah Başpiskoposu isimleri Subaru’nun dünyasında var olan yıldız isimleriydi; hâliyle Bilge Shaula ve Pleiades Gözcü Kulesine önyargılı yaklaşmaması imkânsızdı.&nbsp;</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Subaru-kyun’un muhalifliğini bir kenara bırakırsak…”</p>



<p>Ferris başarılı bir itirazda bulunamayıp sessizliğini koruyan Subaru’nun yerine konuşmayı böldü. Ve parmağını yanağına yerleştirip gözlerindeki sert bakış haricinde normal tavrını koruyarak&#8230;</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Bilge Shaula’yı ziyaret etme fikri iyi olabilir ama esas mesele bunu nasıl yapacağımız değil mi? Bir yolu var mı ki? Sonuçta hiç kimse Gözcü Kulesine ulaşmayı başaramadı.”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Hiç kimsenin başaramama sebebi Bilgenin çok güçlü olması, hikâye bu şekilde, değil mi?”</p>



<p>Felt Ferris’in boşa umut veren sözleri karşısında, sandalyesinin üzerinde bağdaş kurmuş şekilde bu yanıtı verdi. Ve Reinhard’a doğru kaçamak bir bakış attı.</p>



<p>Yani mesele yalnızca Bilgenin gücüne denk olamamaksa…</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Söz konusu Reinhard olunca bunu başarabiliriz, haksız mıyım? Güçlü olmak dışında hiçbir işe yaramıyor ama iş güce geldiğinde çııııılgın bir şeye dönüşüyor.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Felt-sama’nın beni övmesi alışılmadık bir durum, çok teşekkür ederim.”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“Ben de bunu kastetmiştim işte.”</p>



<p>Felt Reinhard’ın cevabına suratını asarak sinir bozukluğunu anlatan bir sesle karşılık verdi. Ancak Reinhard, bunun hemen sonrasında canı sıkkınmışçasına kaşlarını düşürdü.</p>



<p>Ve bu şekilde “Ama…” diyerek yaptığı mahcup girişle,</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Maalesef ben de Gözcü Kulesine ulaşamadım. O güce sahip değilim.”</p>



<p><strong>Felt:</strong>&nbsp;“…Bu herifin bile o güce sahip olmaması… birazcık panik uyandırıcı di’ mi?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Savaş gücü eksikliğinden bahsetmiyor, Felt-sama. Bu dünyada Reinhard’ın gerçek gücünün erişemeyeceği hiçbir alan yok derim. Ama Pleiades Gözcü Kulesi bu tür engellerden farklı bir problem teşkil ediyor.”&nbsp;</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Yani detayları biliyorsun… Gerçi bir Kraliyet Şövalyesiysen bu çok doğal, sanırım.”</p>



<p>Julius’un Reinhard’ın kelimelerinin devamını getirdiğini gören Ferris’in yüzü rahatsız bir ifadeye büründü. Üç Kraliyet Şövalyesi arasındaki gergin ilişkiyi göz ucuyla gözlemleyen Subaru ise Reinhard’a dönerek&#8230;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bilgeyle buluşmaya çalışmanın ardındaki amaç neydi?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Krallığın verdiği bir emirdi. Hastalığa yönelik bir tedavi bulmak içindi. ――Yaklaşık iki yıl önceydi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İki yıl önce…”</p>



<p>Hastalık kelimesi ve iki yıl önceden bahsedilişi sayesinde Subaru, şartları anlayabilmişti.&nbsp;</p>



<p>Bugünden iki yıl önce Kraliyet Ailesi üyeleri bilinmeyen bir hastalık yüzünden Kraliyet Kalesinde ardı ardına hastalanmaya başlamıştı. Hiçbir tedavi yöntemi bulunamayan bir salgındı―― Büyük ihtimalle hastalığın tedavisini öğrenebilsin diye Reinhard’a Bilgeyle iletişime geçme emrini vermişlerdi.</p>



<p>Ama Reinhard bunu başaramamıştı ve bu da üç Kraliyet Şövalyesinin kederli surat ifadelerini açıklıyordu.</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Gözcü Kulesi ve Mabet, Lugunica’nın en doğusundaki Büyük Şelalede. ―― Etrafları Augria Kum Tepeleriyle çevrili. Gözcü Kulesi kum tepelerinin girişinden, uzaklardan görünebiliyor. Yani orayı gözden kaçırmak mümkün değil ama…”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ama?”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“O kum tepelerinde sıklıkla meydana gelen tuhaf olaylar söz konusu, bu yüzden Gözcü Kulesine yaklaşmak mümkün olmuyor. Bir teoriye göre bunun sebebi Mabetten sızan miasma imiş.”</p>



<p><strong>Reinhard:</strong>&nbsp;“Bunun yanı sıra Augria Kum Tepeleri miasmaya çekilen Cadı Canavarlarının uğrak noktası hâlini almış durumda. Cadı Canavarlarının miasmayla dolu o arazide sergilediği vahşilik ve kuvvet, normal sınırların ötesinde. Bu bağlamda oraya adım atmak bile intihar gibi görülebilir.”&nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yani Cadı Canavarlarının UĞRAK noktası olan tutarsız bir çöl. Cehennem gibi olduğu kesin…”</p>



<p>Bilgenin doğurduğu sıkıntının üstüne bir de Reinhard’ın bile aşamadığı, tonlarca Cadı Canavarının yuvası olan bir çöl mevcuttu―― Dolayısıyla bu girişimden vazgeçmek için pek çok sebepleri vardı.</p>



<p>Ve dört yüz yıldır tek bir kişinin bile Bilgeyle iletişime geçememiş olması anlaşılabilirdi.</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“――Evet ama ya o cehennemi aşmanın bir yolu varsa?”</p>



<p><strong>Herkes:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Tam da kederli bir atmosfer herkesi etkisi altına almak üzereyken işitilen bu ani kelimeler karşısında tüm kafalar kalktı.</p>



<p>Anastasia ise tamamen doğru anda araya girmenin doğurduğu tatminle gülümsedi. Ve herkes görebilsin diye başını sallayıp onay vererek&#8230;</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Öyle bir yol var, en başta Bilgenin ismini anma zahmetine girme sebebim de bu.”</p>



<p><strong>Ferris:</strong>&nbsp;“Kararagi’den Anastasia-sama, dört yüz yıldan beri inzivada olan Bilgeye ulaşmanın bir yolunu mu biliyor?.. Nasıl bir yolmuş bu?”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Tatlı suratını mahvediyorsun. O öfkeli surat ifadesine bürünmesen de açıklayacağım zaten.”</p>



<p>Gaza gelmiş olan Ferris’e pervasızca dönen Anastasia, boynundaki kürkü çıkarttı.</p>



<p>Ve yuvarlak masanın üzerinde açıp kafa kısmını kaldırarak&#8230;</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Defansif mücadele öncesinde sizlere yapay ruhumdan, Echidna’dan bahsetmiştim. Bu ufaklık, Pleiades Gözcü Kulesine ulaşmanın yolunu biliyor. ――Bu sayede Gözcü Kulesinin Bilgesiyle buluşabileceğiz.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Anastasia’nın ilanını işiten Subaru’nun nefesi kesilmişti.</p>



<p>Yapay Ruh Echidna, kendisini tilki kürkü şeklinde gizleyen o şey, Bilgeye ulaşmanın anahtarıydı.</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“――Amma ilgi çekiyorum, ha. Beni utandıracaksınız!”</p>



<p>Diyen tilki ruhu, boynunu kaldırdı.</p>



<p>Ancak Subaru, aynı ismini aldığı Cadı gibi ona da ne kadar güvenebileceğini bilmiyordu.</p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Çok iyi bir bölümdü. Gözcü kulesinin isminin Japoncada ‘Subaru’ anlamına geldiğini okuduğumda kafamda ünlemler belirdi. Ayrıca bilgenin adı da aynı başpiskoposlarınki gibi bir yıldız ismi çıktı. Gerçekten ilginç olaylar oluyor. Peki meşhur tilki kürkü Echidna dört yüz yıldır hiç kimsenin ulaşmadığı, Reinhard’ın bile yaklaşmayı başaramadığı Bilgeye ulaşmalarını nasıl sağlayacak? Nasıl bir yol, nasıl bir tasarı var akıllarında? Merakla bekliyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/">Kısım V, Bölüm 79 – “Gözcü Kulesi”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-79-gozcu-kulesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım V, Bölüm 80 – “Dalgalanmaları Suyun Yüzeyinde Bırakmak”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[QuantumPunch]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2021 10:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6867</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/">Kısım V, Bölüm 80 – “Dalgalanmaları Suyun Yüzeyinde Bırakmak”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Clumsy Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ???:&#160;“――Öyleyse, hadi başlayalım.” Emilia yüzünde hafif bir gerginlikle güzel, kristal netliğindeki sesinin odada yankılanmasına izin verdi. Çan sesini andıran sesiyle odadaki herkese hitap ediyordu―― Ya da belki de kendisini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/">Kısım V, Bölüm 80 – “Dalgalanmaları Suyun Yüzeyinde Bırakmak”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/">Kısım V, Bölüm 80 – “Dalgalanmaları Suyun Yüzeyinde Bırakmak”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-12.png" alt="" class="wp-image-6869" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-12.png 1024w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-12-1000x750.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-12-768x576.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.pixiv.net/en/artworks/71449721">Görsel Sahibi</a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Clumsy</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><em>Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.</em></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“――Öyleyse, hadi başlayalım.”</p>



<p>Emilia yüzünde hafif bir gerginlikle güzel, kristal netliğindeki sesinin odada yankılanmasına izin verdi.</p>



<p>Çan sesini andıran sesiyle odadaki herkese hitap ediyordu―― Ya da belki de kendisini ikna etmek için konuşuyordu; her hâlükârda, narin kollarının ikisi de havadaydı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Bu şekilde gözlerini kapatan Emilia, kaldırdığı iki elinde mana yoğunlaştırmaya başladı.</p>



<p>Hareketlenen büyük bir büyü gücü ve o gücü hassasiyetle idare edebilmek için sağlam bir konsantrasyon. Bu ikisinden birinin eksikliğini çektiği takdirde hedefine ulaşamazdı, bu yalnızca onun altından kalkabileceği bir girişimdi. &nbsp;</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Yüzünde ciddi bir ifadeyle ulu büyücülüğünü sergileyen Emilia’ya odaklanmış sayısız bakış mevcuttu. Bu bakışların sahipleri, bir araya toplanıp Emilia’nın eylemlerini soluksuz hâlde izleyen kadın ve çocuklardı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Kimileri el ele tutuşuyordu, kimileri de dua eder veya dilek diler gibi gözlerini kapatmıştı; titrer hâlde paylaştıkları şey yalnızca umut ve gerginlikti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Onlar için zor olmalı.”</p>



<p>Ve aynı odanın diğer ucunda Subaru, onca karmaşık duyguya maruz kalan Emilia’yı sessizce gözlemliyordu.</p>



<p>Bulundukları alan, Pristella şehrinin yeraltı tesislerinin bir parçasıydı.</p>



<p>Orası başlangıçta acil durum malzemelerinin depolandığı bir mahzendi. Şu andaysa hedefledikleri amaç uğruna neredeyse tamamen boşaltılmış hâldeydi. Taş mahzende hiçbir şey bulunmuyor, bu boşluk hâli de sevimsizliğini ve soğukluğunu vurguluyordu.</p>



<p>Ancak tam da bu sebeplerden ötürü şu anki amaçlarına uygundu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bunun iyi bir şey olduğunu söyleyemem gerçi.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Duygularını mırıldanıp durmayı bırak, sanırım. Biri seni duyarsa iyi olmaz ve Emilia’nın da konsantrasyonunu bozarsın, doğrusu.”</p>



<p>Kazara mırıldanan Subaru’nun yanındaki Beatrice, ona bu tavsiyede bulundu.</p>



<p>Bir eliyle Subaru’nun sol elini tutan, diğer eliyle de kıvırcık saçlarıyla oynayan kız, gözlerinin önünde gerçekleşen beyaz ritüeli izliyordu.</p>



<p>Soluk mavi gözleri, Subaru’ya olan saygısından ötürü acısını içinde tuttuğu izlenimini veriyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Söz konusu Emilia iken her şey yolunda gidecektir. Bu kadar endişelenme.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“…Yanlış fikre kapılma, sanırım. Betty Emilia için değil Subaru için endişeleniyor, doğrusu. Kelimenin tam anlamıyla herkesle empati kurmak kötü bir alışkanlık, sanırım.”&nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Anlıyorum.”</p>



<p>Elini tutan elin kuvveti artarken Subaru’nun dudakları, kızın endişeleri karşısında へ şekli aldı.</p>



<p>Beatrice’in ne söylemek istediğini de ne konuda endişelendiğini de biliyordu. Fakat bunu anladıktan sonra verdiği karar, şu anki kararlılığına dayanıyordu.</p>



<p>Bu noktada boyun eğemezdi. Can sıkıcı olacağını bilse bile yapamazdı.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Fısıldaşan Subaru ve Beatrice’in uzaklarında, Emilia’nın ritüeli süregeliyordu.</p>



<p>Tüm gücüyle konsantre olan, alnından boncuk boncuk terler dökülen Emilia’nın ağzından buğulu nefesler çıkıyordu. Muazzam miktarda manayı kontrol etmek için bedenen ve zihnen her şeyini veriyordu. &nbsp;</p>



<p>Elleri arasında belirmeye başlayan soluk mavi ışıklar belli belirsiz hâlde mahzeni kuşatıyordu.</p>



<p>Soğuk hava Subaru’nun görüşünü bulandırmaya yeterli olsa da o ürperti teninden içeri geçmiyordu, açıkta kalan kalbini kucaklar gibi narindi.</p>



<p>Hipotermi yaşayıp ölümün kıyısına gelen insanların soğuğu unuttuğunu duymuştu. Ekstrem soğuk, insanların ısıyı doğru düzgün algılama kabiliyetini ellerinden alıyor ve onlara canlarını çalmadan önce son bir sıcaklık bahşediyordu.</p>



<p>Subaru bu beyaz dünyada da buna benzer bir şey yaşanıp yaşanmadığını hayal meyal düşünse de bu düpedüz aptallıkmışçasına anında kafasını salladı.</p>



<p>Soluk mavi ışıklar odayı dolduruyor, soğuk hava merkezde birleşiyordu.</p>



<p>Ve o ışıkların ortasında da…</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“――――”</p>



<p>Kanatları kıvrılıp katlanmış kocaman, siyah bir canavar bulunuyordu―― Yerde yatan siyah bir ejderha.</p>



<p>Tuhaf canavarlar bununla da kalmıyordu, ejderhanın etrafında toplanmış, aşağı yukarı insan ebadında sinekler de mevcuttu. Tüm bunların birleşimi insana kâbusvari bir manzara izlenimi veriyordu.</p>



<p>Ancak Subaru, bu manzara karşısında en ufak bir tiksinti duymuyordu.</p>



<p>――Yoo. Daha net olmak gerekirse, bu siyah ejderha ve insani sineklere karşı bir tiksinti duymaması gerektiğinin fazlasıyla farkındaydı.</p>



<p>Onlar birer kurbandı, hiçbir hatası olmayan masum canlılardı.</p>



<p>Şehvet Günahı Başpiskoposunun kötülüğünün kurbanı olarak insan dışı varlıklara dönüştürülmüş kişilerdi.</p>



<p>Subaru ve geri kalanlar henüz bu yeniden kalıplanmış bedenleri normale döndürmenin bir yolunu bilmiyordu. Bu yüzden bu önlemi almayı seçmişlerdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yalnızca kaçınılmazı ertelemek olabilir ama…”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Bize vakit kazandıracak ve bu bile başlı başına bir kurtuluş olabilir, doğrusu. İşleri aceleye getirmeye çalıştığında bakış açın daralır, normalde görebileceğin seçenekleri göremezsin. Bunun farkında olmamak ve bunu sonradan görmek… ikisi de zulümdür, sanırım.”</p>



<p>Beatrice, Subaru’nun mırıltılarını monolog denilebilecek bir şekilde yanıtladı.</p>



<p>Küçük, cılız iç çekişi yalnızca düşünmeye uzun, çok uzun vakit ayırmış birinin taşıyabileceği bir anlayış ve duyarlılık içeriyordu.</p>



<p>Sözlerinin burada sonlandığını hisseden Subaru, tek kelimelik bir karşılık dahi vermeden sessizce Beatrice’in kafasını okşadı.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“…Bu da neyin nesi, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hiçbir şey.”</p>



<p>Ne kadar vakit harcarlarsa harcasınlar doğru seçimi yapabilecekleri garanti değildi.</p>



<p>Bazen yeterli vaktin olsa bile doğru seçimi yapamayacağın durumlar olurdu.</p>



<p>Her hâlükârda vaktin varsa seçimin en iyisi olsun diye uğraşabilirdin.</p>



<p>Subaru’nun Beatrice’in dört yüz yılına verdiği yanıt buydu.</p>



<p>Ve şehri tesiri altına alan bu trajedi için de aynısının olmasını umuyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Dorun noktasına ulaşan soğuk hava mahzeni doldurup Subaru’nun güçlü duygularıyla üst üste binerken nihayet havanın çatırdayışını andıran bir ses -Subaru’nun düşündüğü kadarıyla- yankılanmaya başladı――</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“…Sorunsuzca tamamlandı.”</p>



<p>Ve Emilia, buğulu nefesler vererek etrafında döndü.</p>



<p>O noktada hafiften nefes nefese kalmış şekilde hızlıca kafasını eğdi―― Arkasında, ruhları buzların içerisinde hapsolmuş, tüm bedenleri beyaz kristallerle kaplanmış o canlar duruyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――Çıh“</p>



<p>O canların aile fertleri ağlıyor, sevdikleri gözyaşları arasında hıçkırıklara boğuluyordu. &nbsp;</p>



<p>Teşekkürden önce keder dolu feryatları yükselmeye, mahzende acımasızca yankılanmaya başlıyordu.</p>



<p>İşte o feryatlar, kim bilir ne zamana dek sevdiklerinden ayrı kalacak olmanın doğurduğu kederin sonu yokmuşçasına çok ama çok uzun süre boyunca yankılanmaya devam edecekti.</p>



<p class="has-text-align-center">※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“Şimdilik Emilia-sama’nın teklifi iyi sonuç vermiş gibi görünüyor… Bunun beni rahatlatmasında bir sakınca var mı?”</p>



<p>Toplantı salonundaki konferans ve Emilia’nın mutasyon kurbanlarını dondurma çabaları konusunda bilgilendirilen―― Otto, rahatlamış bir görünümle başını sallayıp onay verdi.</p>



<p>Sığınaklardan uzakta bir yerde, Otto’nun taşınmış olduğu özel bir hastane odasındaydılar.</p>



<p>Yatakta yatan Otto’nun durumu hâlâ değişmemişti, iki bacağı da acılar içerisinde bandajlara sarılıydı. Yine de Sahra Hastanesinden ayrılmayı başarmıştı ve engelli bacaklarının bayağı ilerleme kaydetmiş gibi göründüğünü söylemek mümkündü.</p>



<p>Açıkçası Otto, şehir defansına katkı sağlayan cesur insanlardan biriydi bu yüzden daha kaliteli bir tıbbi bakım görmesi iyi olurdu. Ancak Otto onlara bunu söylememiş, Subaru da etrafındakileri düşünerek bir şey söylememeyi seçmişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hiçbir şey söylemeden de gösterilen misafirperverlik… *Wabi-sabi’nin gerçek anlamı bu.”&nbsp;</p>



<p><strong><em>Ç.N:</em></strong><em> <strong>(</strong>İnsanın içinde dingin bir melankoli duygusu veya ruhani bir özlem uyandıran nesne veya ifade.<strong>)</strong></em></p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Kendin burada olsan da Natsuki-san, aklın her yere dağılmış hâlde; her zamanki gibi, o yüzden sıkıntı yok, ama neyse… Gayretlerin için size teşekkür ederim, Emilia-sama.”</p>



<p>Başını sallamakta olan Subaru’yu görmezden gelen Otto, kendisini ziyarete gelen Emilia’ya gayretleri için teşekkür etti. Bu teşekkürü işiten Emilia ise kaşları düşerek,</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Hıhı, teşekküre gerek yok. Daha da önemlisi, Otto-kun’a danışmadan başıma buyruk hareket ettiğim için özür dilerim. Ama yalnızca benim yapabileceğim bir şey olduğunu düşündüğüm içindi.”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Ah, sorun değil. Eylemlerinin kıymetli ve iyi olduğu barizdi, bu yüzden öfkelenmedim. Ayrıca işini bilme çerçevesinde de oldukça kıymetli hareketlerdi.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“İşini bilme çerçevesi mi?..”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Ne kastettiğimi anlasaydın daha iyi olabilirdi ama anlamadıysan, sen bile anlamıyorsan… Yoo, nasıl ifade etsem… Bu konuda, dürüst olmak gerekirse hangisinin daha iyi olacağına karar vermem gerçekten zor.”&nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Düşünme, hisset. Bunun adı E.M.T.”</p>



<p>Emilia eylemlerinin sonucunun pek de farkında değildi. Subaru ise birkaç büyülü kelimeyle Emilia’nın tavrı karşısında afallamış olan Otto’nun yanına kaymıştı. Sonra da “daha önemlisi” şeklinde devam ederek,</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bacakların bir müddet iş görmeyecek gibi duruyor, haksız mıyım?”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Pristella’nın şu anki durumuyla bundan daha kapsamlı bir tedavi almak zor, değil mi? Şehirdeki Şifa Sanatları Kullanıcısı sayısı tüm yaralılarla ilgilenecek kadar fazla değil. Bana kalırsa başka bir şehirdeki hastaneye taşınmak daha iyi olur ama görünen o ki Kiritaka-san komşu şehirlere olabildiğince ulak göndererek Şifa Sanatları Kullanıcılarını talep etmiş. Bu yüzden o yerlerden birinden bir Şifa Sanatları Kullanıcısı gelsin diye sessizce bekliyorum, belki de böylesi malikâneye dönmekten daha akıllıca olacaktır.”</p>



<p>Tıhaha şeklinde güçsüz bir kahkaha atan Otto, bir müddet ön saflardan çekilmeye mecburdu.</p>



<p>Otto’nunki kadar ağır yaralar, şifa büyüsünü oldukça etkin şekilde kullanamayan bir Büyücü tarafından kolaylıkla tedavi edilemezdi. Ferris veya Yasaklı Kütüphanedeki Beatrice seviyesinde birine ihtiyaç vardı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ferris mütemadiyen Crusch ile ilgileniyor ve bizim Şifacı Özel Saldırı Birliği Liderimiz de Pristella’da dolanıyor… Aile meselesi tabii ki.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“O üçlü, anne ve iki kardeş, değil mi? Ejderha formundaki kişi de baba, yani dört kişilik bir aileler sanırım.”</p>



<p>Orada olmayan Özel Saldırı Birliği Liderleri―― Yoo, ona böyle dememek daha iyiydi; kastedilen kişi Garfiel’di.</p>



<p>An itibarıyla Garfiel, eksiklik çekilen noktalarda onarım işlerine olabildiğince yardımcı olmak adına şehirde dolanıyordu. Doğası gereği kibar ve iyi kalpli bir genç adamdı. Bu şehirle hiçbir bağı olmasa bile yardıma ihtiyaç duyan insanlar olduğu takdirde onlara hiç tereddütsüz yardım ederdi.</p>



<p>Ama buna rağmen Pristella’ya olan bağlılığı ikincil önemdeydi. Ve Subaru, esas sebebi öyle ya da böyle hayal edebiliyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bize söylememe sebebi karmaşık şartların söz konusu olmasıdır, sanırım.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Evet, öyle olmalı… Sahiden, konuyu değiştiriyorum ama, sizce de Garfiel ve o aile birbirlerine benzemiyor mu? Saç ve göz renkleri tamamen aynı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Emilia-tan, konuyu hiç de değiştirmediğini biliyorsun, değil mi?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Eh!?”</p>



<p>Emilia’nın şaşkınlığı bir kenara bırakılırsa Garfiel’in durumu bu şekildeydi.</p>



<p>Normal şartlar altında kendisi de ufak denilemeyecek bir yara almış durumdaydı ama Toprak Ruhu’nun İlahi Koruması ve fiziksel kuvveti sayesinde dinlenmeye niyeti yoktu.</p>



<p>Ayrıca yaralarının tekrar açılışıyla kardeşlerine acı veren Mimi de onunla takılıyordu, yani etrafta bir gürültü patırtı kalmamıştı.</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Ehh, Garfiel’in bir gün gerçek hislerini açacağını düşünüyorum. Bizim o hisleri zorla açığa çıkartmaya çalışmamıza gerek yok. Daha önemlisi…”&nbsp;</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Hmm?”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Ah, yo, ikiniz de hiç bahsini açmadığınız için bir şey söylemeyecektim ama Beatrice-san neden bu kadar huysuz görünüyor?”</p>



<p>Bedeninin üst yarısını kaldıran Otto, konuşmanın akışını hastane odasının köşesine yönlendirdi―― Beatrice o noktada kırmızı yanaklarını şişirmiş hâlde oturuyor, kasvetli bir bakışla birlikte kafasını fark edilir şekilde sağa sola sallıyordu.</p>



<p>Subaru başıyla onay verip bu soruyu bir “Ah” sesiyle yanıtladı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sebebini söyleyeyim. Senin ayak işlerini halletmek için Restorasyon Sanatçısına gittik ve geri çevrildik bu yüzden morali bozuk… Çoklu bir bakış açısıyla bu senin hatan sayılmaz mı?”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Hayır! Fazla ileri gidiyorsun… Haksız mıyım, Emilia-sama?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Mhm, haklısın. Ruhuyla ilgilenmek bir kontrat sahibinin doğal yükümlülüğüdür. Yani Beatrice’i neşelendirmesi gereken kişi Subaru olmalı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Neşelendirmekten bahsediyorsun ama sen böyle söylesen de zihnimde Emilia-tan’ın Puck’la ilgilendiği pek bir anı yok.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Her şeyde kusur aramasana! Ayrıca Subaru’nun görmediği bir ton şey yaptım ben. Mesela tüylerini fırçaladım, pençelerini temizledim, onu sarılarak uyuttum…”&nbsp;</p>



<p>Bunların ruhlarla ilgilenme formatına atıfta bulunup bulunamayacağı şüpheliydi ama Emilia’nın yüz ifadesi Puck hakkında konuşurken neşeli bir hâl almıştı.</p>



<p>Mabetteki ani ayrılıklarının acısından bu yana ne zaman Puck’ı ansa güçlü bir kedere kapılıyordu ama artık bu evreyi aşmış görünüyordu.</p>



<p>――Emilia’nın göğsünü, renksiz Ulu Büyü Taşından yapılı bir kristal taş süslüyordu.</p>



<p>Puck ile ayrılışından önce daima taşıdığı o aynı dizayna bir de ifadesinin güzelliği eklenince yeniden o eski Emilia gibi görünmeye başlamıştı.</p>



<p>Narin parmaklarından biriyle kristal taşa dokunarak…</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Henüz Puck’ı geri getirecek güce sahip değilim ama… Puck ile aramdaki kontrat zedelenmedi, yani onun belirmesi için yeterli Manayı biriktirdiğimde kavuşabileceğiz. Yalnızca birazcık daha sabır lazım, eh.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu da Beako’nun başarıları sayesinde ve… Ehh, bir de Kiritaka’nın nezaketi var tabii.”</p>



<p>Subaru ve diğerlerinin en başta Pristella şehrine gelme sebebi, bir Ulu Büyü Taşı elde etmekti.</p>



<p>Gerçekte birkaç görüşme ve pazarlık sonrası ya geri çevrilecek ya da istediklerini alacaklardı ama görüşmeler akıl almaz bir şekilde yoldan sapmıştı. Her hâlükârda artık ellerinde bir taş vardı ve bu da son derece tatmin ediciydi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yani sen de neşelen artık, Beako.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Ben huysuz değilim, sanırım. Siz yanlış anlıyorsunuz, doğrusu. Hmph.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Oh, Beatrice, çok tatlısın…”</p>



<p>Anlaşılması kolay bir ses efekti vermek için sonuna dek giden Beatrice, yüzünü kendisini neşelendirmeye çalışan Subaru’dan öteye çevirdi. Açıkçası Subaru da Emilia’yla hemfikirdi, içinde kelebekler uçuşuyordu; ama Beatrice’in tatlılığından bahsedip bahsedemeyecek olması başka bir meseleydi.</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Anlaşılan Bay Darts zanaatkâr mizacına sahip biri, haksız mıyım? Bir kez üstlendiği işi yarım bırakamıyor, bunu anlayabiliyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ama yine de profesyonelliğinin ne kadar ekstrem olduğunu bir düşünelim. Bana kalırsa bu herif tüm o kaos süresince atölyesinde çalışmıştır, değil mi? Aşırı işkolikmiş.”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Gördüğün gibi içindeki zanaatkâr böyle işte.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İçindeki zanaatkâr, ha?”</p>



<p>Otto’nun neden gururlandığını gerçekten bilemese de bunu söylemek ona kendisini iyi hissettirmiş gibi görünüyordu; erkekler böyle basit yaratıklardı. Zanaatkâr mizacı da havalı bir şeydi.</p>



<p>Ancak Beatrice, başını sallamakta olan Otto ve Subaru’ya öfkeli bakışlar atarak…</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Evet ama bu müşterisinin sözlerini tamamen duymazdan gelmesi gerektiği anlamına gelmiyor, sanırım. Ona iki kat para ödeyeceğimi söylediğimde bile tek bir kahrolasıca kelime etmedi, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Küçük bir kızın yanaklarına bir tomar parayla vururken söylediklerini dinlediğine dair bir belirti vermek yalnızca işinde profesyonel olmayanlarla yapılan ticarette işe yarar. Sen de bir şeyler söylesene, Emilia-tan.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Evet, böyle düşünmemelisin, Beatrice. Paranı ziyan etmeye devam edeceksen cep harçlığını kısmak zorunda kalacağım.”&nbsp;</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“İkinizden de çok kaba bir muamele görüyorum, sanırım!”</p>



<p>Öfkelenen Beatrice perdelerden birini yakaladığı gibi kendisini ona sararak arkasına saklandı. &nbsp;</p>



<p>Bunu gören Emilia ise daha fazla direnemeyerek perdenin İÇİNDEKİ Beatrice’i kucaklayarak “GNNNYYYA, DOĞRUSU!” diye bağırmasına sebep oldu.</p>



<p>Bu neşeli oyun bir kenara bırakılırsa Subaru, Beatrice’in hislerini anlamıyor değildi.</p>



<p>Mesele, Otto’nun Restorasyon Sanatçısı Darts’a verdiği ve Subaru ile diğerlerinin geri almaya çalıştığı hasarlı Bilgelik Kitabı’ydı. Sahibi olan Roswaal’ın Subaru’nun ilerleyişini engellemek için neden bu kadar mücadele verdiğinin cevabı o kitaptaydı―― Hâliyle içeriğiyle ilgilenmeleri çok doğaldı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Müdahaleleri incelikli olsa da kaypak doğasıyla el ele veriyor.”</p>



<p>Sabotajı açığa çıkmış olmasına rağmen Roswaal’ın tavrı yüzeysel olarak hiçbir değişime uğramamıştı.</p>



<p>Tabii ki bu rahat tavrın ardından yaptığı kumpasları bilince tetikte olmak çok önemliydi. Ama zehirliliğini yitirmiş gibi bir havası olduğu da doğruydu.</p>



<p>Öyle ya da böyle gözlemci rolünü üstlenmiş birine işbirlikçi bir müttefik diyecek kadar ileri gitmek aynı şey olmazdı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hiç değilse Bilgelik Kitabı’nın içinde neler yazdığını bi’ görebilseydik…”</p>



<p>Roswaal’ın, geçmişten bağımsız olarak, herhangi bir planı olmadığına inanabilseydiler onunla aynı yolda yürümek güvenli olabilirdi. Muhtemelen bu, kampın geleceği için de daha pozitif bir etki doğururdu. &nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu yüzden bu konuda ısrarcı olmak istiyorum.”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Bahane üretmeye çaba harcamadığım takdirde Emilia-sama ve ben, Natsuki-kun’la aşağı yukarı aynı fikirde oluyoruz; yani bu açıdan sıkıntı yok. Ama Garfiel’in, şey… şahsi düşmanlıkları olduğu için ortadaki gerçekleri bilse bile tavrı değişmeyebilir.”</p>



<p>Şahsi düşmanlıklar derken esasında kastettiği şey Mabet miydi, yoksa Ram mı?</p>



<p>Subaru bu konuya değinmek yerine şakalaşmakta olan Emilia ve Beatrice’e baktı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Beatrice de o kitaba yabancı değil. Bu yüzden eğer mümkünse bunu teyit etmek isterim. Beatrice’i Yasaklı Kütüphaneden çıkartmakla geçmişi geride bırakmak farklı problemler.”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Sana danışmayı kaç defa aklımdan geçirdim biliyor musun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bilesin ki seni bu konuda suçlamıyorum.”</p>



<p>Subaru, Otto’nun başına buyruk şekilde Bilgelik Kitabı’nı alıp onararak normale döndürmeye çalışmasının iyi bir karar olduğunu düşünüyordu.&nbsp;</p>



<p>Ve temelde Otto’nun düşünceleri neredeyse hiç başarısız sonuçlanmıyordu. Subaru, onun kendi çıkarlarına göre hareket etmeyen bir insan olduğunun son derece bilicindeydi. &nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Gerçekten tüccar olmaya uygun değilsin…”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Beni kendi hâlime bırakabilir misin artık?! Daha da önemlisi, Bay Darts ne oldu?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu benim en büyük işim olabilir, dedi. Ücreti erteleyebilirsiniz, bu işi sonuna dek adamakıllı sürdürmeme izin vermenizi istiyorum; dedi.”&nbsp;</p>



<p>Teslim tarihinin henüz gelmemiş olması endişe vericiydi ve o adam bir zanaatkârdı, yani o tarihin gecikmesinin imkânsız olduğunu da söyleyememişti.</p>



<p>Subaru, onun teslim tarihi geçtikten sonra bile yakınıp duran tipte bir zanaatkâr olmadığına inanmak istiyordu.</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Sonuç olarak Bilgelik Kitabı’nı geri almak da benim sorumluluğum olacak, yani benim Pristella’da kalmama çoktan karar verildi sanırım, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Garfiel de tamirat işleri ve şehir defansı adına bir müddet geride kalmayı planlıyor. Düşmanları püskürtme işi halloldu ama ya bu yeniden saldırıya geçmeleri için bir aldatmacaysa!? Sonuçta o bok herifler asla pes etmez.”</p>



<p>Aynı pisliği ardı ardına yapacak tipte insanlara benziyorlardı.</p>



<p>Görünen o ki bunu fark eden tek kişi Subaru değildi, çünkü bu sürece dahil olan hiç kimse gardını indirmemişti. Tabii hedeflerinin gereksiz gerginlik yaratarak halka işkence etmek olması da mümkündü.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu konuyu açsam da yapılabilecek başka bir şey yok.”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Her hâlükârda bekleyip neler olacağını görmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Bacaklarım daha iyi duruma gelir gelmez birkaç işi halletmek için dolanacağım. Yine de…”</p>



<p>Otto gelecek planlarını tartıştıkları bu konuşma esnasında ansızın sözlerini duraksattı.</p>



<p>Bedeninin üst kısmını büyük bir gayretle yatağında doğrulttuktan sonra da gözlerinden birini kapatmış olan Subaru’ya baktı. Ve parmaklarından biriyle şakağına dokunarak…</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“Bunu net olarak söyleyeceğim, bu işe karşıyım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Ehh, ben de böyle söyleyeceğini düşünmüştüm.”</p>



<p>Subaru, Otto’nun beyanı karşısında buruk bir şekilde gülümsedi.</p>



<p>Onun böyle söyleyeceğini ve bu fikre karşı olacağını tahmin etmişti.</p>



<p>Sonuçta Otto Suwen, Natsuki Subaru’yu doğru değerlendiriyordu.</p>



<p>Subaru kendi çaresizliğinin herkesten daha fazla farkındaydı ama eksikliklerini net olarak anlayabilenlerin sayısı çok değildi.</p>



<p>Olsa olsa Beatrice ve Otto. Belki birazcık da Patrasche. Ve şu an zamanı olmasa Ferris de aralarında olabilirdi.</p>



<p>Dolayısıyla kendi gruplarından Beatrice ve Otto’nun bu fikre karşı çıkabileceğini beklemişti. Konuşabiliyor olsaydı Patrasche’nin de benzer şekilde bu fikre karşı olacağı inancındaydı.</p>



<p>Ancak…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Beni bu kadar iyi tanıyorsan vereceğim yanıtı da biliyor olmalısın.”</p>



<p><strong>Otto:</strong>&nbsp;“…Esasında Beatrice-san’in huysuzluğunun tek sebebi Bay Darts değil, haksız mıyım?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Şeeeey, çok emin değilim. Tahmin edebileceğin üzere ben bile Beako’nun kalbinin derinliklerinden geçenleri anlamıyorum.”</p>



<p>Subaru bir omuz silkişiyle yapmacık bir masumiyet sergilerken Otto’nun yüzüne çileden çıkmış bir ifade yerleşti.</p>



<p>Tabii ki söz konusu o ve keskin işitme duyusu olunca efsaneler/söylentilerle ilgili bilgi kıtlığı çekmiyor olmalıydı. Yani Subaru’nun seçiminin barındırdığı riskleri gayet iyi biliyordu.</p>



<p>Bu yüzden Subaru, sözlerine ilave edeceklerinden önce yaptığı “Özür dilerim” girişinin ardından,</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Beyaz Tilki’nin rehberliğiyle birlikte o Bilge mi her kimse onu görmeye gideceğim.”</p>



<p>Gülümseyerek böyle söyledi.</p>



<p class="has-text-align-center">※&nbsp;&nbsp; ※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“――İçeri gel.”</p>



<p>Ne olur ne olmaz diye nezaketen çaldığı kapının arkasından, odanın içerisinden gelen sakin bir sesle karşılandı.</p>



<p>Tanıdık bir sesti ancak ruhsuzdu. Bu gerçek, Subaru’nun fena hâlde sinirini bozmuştu.</p>



<p><strong>???:</strong>&nbsp;“Sen misin, Subaru?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ben olmasa mıydım?”</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“Ne tuhaf, şimdi yüzünü görünce fena hâlde rahatladım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bleeergh”</p>



<p>Odaya adımını attı ve bu eylemle birlikte sitem dolu kelimelerle yaptıkları başlangıcı tamamladı. &nbsp;</p>



<p>Bu tavrı sergiliyor olmasına rağmen ardından kapıyı kapatışında bir düşüncelilik yatıyordu. O kapıyı çıt çıkartmadan kapatışı, içeride uyuyanlara gösterdiği minimum nezaketin göstergesiydi.</p>



<p><strong>???:</strong>&nbsp;“Ses yüzünden uyansalar çok daha iyi olurdu aslında.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Öyle olsaydı beni alkış yağmuruna falan tutar mıydın? Paha biçilemez bir manzara olurdu. Serbest kalan Oburluğun tepesi fena atardı.”</p>



<p><strong>???:</strong>&nbsp;“Hmph.”</p>



<p>Rahatlamış bir gülümseme sunan Subaru, göz teması kurmadan kafasını eğdi. Sonra da odaya bakındı ve gördüğü sıra sıra yatak karşısında gözlerini kıstı. &nbsp;</p>



<p>Basit birer yatak, ince birer battaniye: burada uyuyanlara yapılan tüm iyilik bundan ibaretti. Ve Subaru, daha fazlasının gerekli olmadığını biliyordu.</p>



<p>Burada uyuyanlar hafızalardan silinmiş, günlük hayattan koparılmış, ölü olmayan kusurlu varlıklar olarak geride bırakılmıştı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Julius. Bunu söyleyen ben olmayayım ama burada çok fazla vakit geçirmemelisin.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Onlara bakmaya devam etsen bile hatırlayamadıklarını hatırlamaya başlamayacaksın. Birinin hem kıymetli kız kardeşi hem de gerçekten diğer yarısı olan kişi için bile aynı şey geçerli.”</p>



<p>Subaru genç adama―― Julius’a, herhangi bir teselli kelimesi kullanmaksızın böyle söyledi.</p>



<p>Julius odanın en uzak köşesindeki yataklardan birinin köşesinde oturuyordu. Kafasını kaldırarak yakışıklı yüz hatları hâlâ tamamen kedere bürünmüş hâlde…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Bunu beynimin bilmesiyle kalbimin bilmesi tamamen farklı şeyler. Kibirli davranma niyetinde değilim ama şu ana dek kendimi hiç duygu odaklı veya kendini beğenmiş biri olarak görmemiştim. Bunu fark etmemiş olmak öz farkındalığımın eksikliğiymiş.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Bu sözleri söyleyen Julius, bakışlarını hemen yanındaki yatağa indirdi.</p>



<p>Doğal olarak orada İsmini yitirmiş hâlde uyuyan, bilinci ve anıları dünyadan tamamen kopartılan iştah kurbanlarından biri yatıyordu.</p>



<p>Bu nedenle Julius Juukulius o kişiyi hatırlamıyordu―― Ancak uzun mor saçlara sahip ince yüzlü o genç adam, Julius’un kardeşi Joshua Juukulius idi.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Joshua, ha?”</p>



<p>Kardeşinin ismini dile getirebilme sebebi, Subaru’nun ona ismini ve aralarındaki ilişkiyi anlatmış olmasıydı.</p>



<p>Oburluk Otoritesinin kurbanları―― Tanımlanamayan ve komaya girmiş hâlde çok sayıda kişi olduğu raporu alındığında Subaru, onların da Rem’le aynı hasardan mustarip olduğuna ikna olmuştu.</p>



<p>Ve kendisi, o unutulmuş kişileri unutmamış olabilirdi. İşte bu cılız umutla hastane odasına gitmiş ve uyumakta olan Joshua’yı keşfetmişti.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Tuhaf şey. Hikâyeni dinledikten sonra onun kesinlikle akrabam olduğu sonucuna varabileceğim kadar ortak nokta oluşsa da kafamda kardeşime dair tek bir anı dahi yok.”</p>



<p>Julius, yüzüne hiçbir duygu yansımadan gözlerini kapattı.</p>



<p>Joshua, bulunanlar arasında Subaru’nun tanıdığı tek kişiydi. Yani Oburluğun kurbanları arasında. Diğer otuzu aşkın kurbansa onun hafızasında bile yer almıyordu, dolayısıyla yaslarını tutan veya iyiliklerinden endişelenen hiç kimseleri olmadan uyumaya devam ediyorlardı. &nbsp;</p>



<p>Üzerine düşünürseniz, kendisi adına endişelenen bir abisi olan Joshua’nın şanslılardan olduğunu söyleyebilirdiniz.</p>



<p>Bu şartlarda bile -canı gibi sevdiği ve kendisini unutan abisi yalnızca ismen var olan kardeşlik bağlarına tutunmak için hastane odasına gelse de- ona seslenişi gerçek bir duygudan yoksundu. &nbsp;</p>



<p>Kendisi unutulmuşken, kardeşini unutmuşken, anılarında yer almıyorken, tüm bu gerçeklere rağmen bunu yapması yürek burkucuydu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Lanet olasıca.”</p>



<p>Bunu biliyor olmalıydı. Gerçekten biliyor olmalıydı.</p>



<p>Oburluk Günah Başpiskoposunun Otoritesi; bu dünyada var olan en aşağılık, şeytani şeydi.</p>



<p>İnsanların duygularını gönlünce değiştiren Öfkeyle birlikte.</p>



<p>İnsanların saygınlığını bedenleriyle birlikte değiştirip ayaklar altına alan Şehvetle birlikte.</p>



<p>Kendisi dışında her şeyi inkâr eden, benmerkezci, her şeye kadir tavrını zorla empoze eden Açgözlülükle birlikte.</p>



<p>Bencilce sevgisi uğruna, çalışkanlık kelimesini kullanarak başkalarının hayatını karalamaya kendisini adamış olan Tembellikle birlikte.</p>



<p>Hiç kuşkusuz ki hepsi de var olan en kötü, en şeytani varlıklardı ve hiçbiri yaşamayı hak etmiyordu.</p>



<p>Oburluk gibi herkesin hayatını karartan bu varlıklara nasıl katlanabilirdi ki?</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――Burada durmak yalnızca canının sıkılmasına yol açacak. Bana aynı sözleri tekrar ettirtme.”</p>



<p>Zihninden yalnızca nahoş şeyler geçiyordu.</p>



<p>Sinir bozukluğunu kelimelere aktararak Julius’a seslenmişti. Bu kelimeleri işiten Julius ise ayağa kalkarak unuttuğu kardeşinin ince gövdesine dokundu ve…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“O… nefes alıyor. Hayatta. Tuhaf.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Evet, öyle. Ama yemek yemiyor ya da tuvalete gitme ihtiyacı duymuyor. Banyo yapmaya da ihtiyacı yok… Artık gülmüyor da.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Unutulmanın doğurduğu kederi de… hissetmiyor. ――Bu bir lütuf olabilir.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Lütuf mu?..”</p>



<p>Subaru, Julius’un dudaklarından kaçan bu kelime karşısında kaşlarını kaldırdı.</p>



<p>Bakışlarına karşılık veren Julius ise dudaklarının ucu hafifçe kıvrılarak sunduğu güçsüz gülümsemeyle…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Unutulduğunun farkına varmazsan geride bırakılma korkusu taşımana gerek olmaz. İnsanlarla var olması gereken yakın ilişkilerinin… tek taraflı olarak sonlandırılışına katlanmak gerçekten zor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Subaru. Unutulmak ve unutmak… Acaba, hangisi daha acı verici?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Nasıl…”</p>



<p>Bu soru karşısında Subaru’nun boğazı düğümlendi.</p>



<p>Sebep, verecek bir yanıtı olmayışı değildi. O yanıtı anında hazırlamıştı. Subaru’nun konuşmasına mâni olan şey şaşkınlık da değildi. Öfkeydi.</p>



<p>Yüzünde alaycı bir gülümseme beliren Julius’a gözlerini dikti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Nasıl bilebilirim? Böyle oyalanmaya bir son ver, kendini bu şeylere kaptırmaya bir son ver.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“…Subaru?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Unutmak, unutulmak, İKİSİNE DE LANET OLSUN! BÖYLE ŞEYLERİ BİR SIRAYA KOYMAYA ÇALIŞMA, BU KADAR MI NEGATİFSİN?! DÜNYANIN EN BAHTSIZ İNSANIYMIŞ GİBİ BİR SURAT İFADESİNE BÜRÜNÜYORSUN. KENDİ TALİHSİZLİKLERİNİ BENİM BU ZAMANA KADARKİ TALİHSİZLİKLERİMLE KIYASLAMAK İSTER MİSİN? NE OLURSA OLSUN KAZANAN BEN OLURUM!”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Julius sesini yükselten ve parmağını kendisine doğrultan Subaru’nun bu ani değişimi karşısında donakalmış, nutku tutulmuştu.</p>



<p>Gözleri şaşkınlıkla irileşirken bir anda öfkelenen Subaru’ya tek kelime dahi edemiyordu. Sessizliğini koruyan Julius’a bakan Subaru ise parmağını indirip omuz silkerek…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Böyle çaresizce bir surat ifadesine bürünme. Acı çektiğini biliyorum, unutulduğunu ve gidecek hiçbir yerin olmadığını biliyorum… Fakat, üzgünüm ama güçsüz tarafını göstermene müsaade edemem.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Unuttun mu, Julius? ――Yoo, unutma, Julius.”</p>



<p>Subaru, çaresizlik içerisinde dudaklarını ısıran Julius’a iyice gözlerini dikti. Sonra da elini göğsüne koydu ve zamanında benzerini yaptığı bir beyanı tekrarladı.</p>



<p><strong>Subaru: “</strong>Benim gözlerim senin gücünü biliyor. Benim utancım bunu biliyor. Herkes unutsa bile.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Nefes alamıyor, kanının beynine fırladığı hissiyatı geçmiyordu.</p>



<p>Cidden, en son ne zaman bu kadar tepesi atmıştı? Regulus zamanında. Üzerinden yarım gün bile geçmemiş olmasına hayret ediyordu.</p>



<p>Pristella’daki kargaşa kalbine ve ciğerlerine nasıl bir yük bindirmişti?</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Hh, Haha…”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Haah?”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Haha… Yoo, sen gerçekten de eşi benzeri olmayan bir adamsın. Bunu bir kez daha anladım…”&nbsp;&nbsp;</p>



<p>O ana kadarki irkilmiş surat ifadesinden kurtulan Julius, ansızın kahkahayı bastı.</p>



<p>Ve bu ani kahkaha atma dürtüsüne teslim olarak hoşnutsuz hâldeki Subaru’nun önünde kahkahalar atmayı sürdürdü. O dürtü nihayet yatıştığındaysa uzunca bir iç çekti.</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Anlıyorum, haklısın. Bu kesinlikle her şeyin geride kaldığı anlamına gelmiyor, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Geride kalmaktan ziyade, üç at boyu önde olduğunu söyleyebilirim.”</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Üç at boyu yeterli mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Senin o lanet olasıca götünü yere sereceğim! Beako’yla takım olduğumda işler senin için tamamen değişecek!”</p>



<p>Diyerek orta parmağını gösterdi ve her zamanki hâline dönmeye başlayan Julius’a doğru tükürdü.</p>



<p>Julius ise o tükürükten zarafetle kaçınıp eğilirken “Anlıyorum” diyerek…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“Öyleyse bu büyük sözlere inanmaya çalışacağım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“…Mhm, öyle yap. Ayrıca elinden geldiğince büyük işler yap ki anıları geri geldiğinde herkesi şaşırtabilesin.”</p>



<p>Bu defa da kendini beğenmiş bir tavırla başparmağını kaldırarak kışkırtırcasına aşağı indirdi. Yalnızca Subaru’nun tanıdığı “Şövalyelerin En İyisi” ise bu kaba jest karşısında zarif bir şekilde gülümseyerek…</p>



<p><strong>Julius:</strong>&nbsp;“――Peki, herkesten öte seni şaşırtmak için uğraşacağım. Seni, beni hatırlayan kişiyi.”</p>



<p>Diyen Julius, onları bekleyen Pleiades Gözcü Kulesi yolculuğunda Subaru’ya eşlik etme arzusunu güçlendirdi.</p>



<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Tekrar merhaba! Subaru’nun ani parlayışı, sonrasında her zamanki Subaru-Julius sohbetlerini yapışları ve finalde Julius’un da bu göreve katılacağını ima edişiyle sürükleyici, güzel bir bölümdü. Bir sonraki bölümde büyük bir maceranın başlangıcını yapacak ve arc5i sonlandıracağız!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/">Kısım V, Bölüm 80 – “Dalgalanmaları Suyun Yüzeyinde Bırakmak”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-80-dalgalanmalari-suyun-yuzeyinde-birakmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısım V, Bölüm 81 – “Açgözlülüğün Kabını Dolduranlar”</title>
		<link>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/</link>
					<comments>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[QuantumPunch]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2021 10:48:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ana Hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kısım 5]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.rezeroturkce.com/?p=6872</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/">Kısım V, Bölüm 81 – “Açgözlülüğün Kabını Dolduranlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
<p>※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ Çevirmen: Clumsy Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir. ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ――Su Geçidi Şehri Pristella’da bir dizi Cadı Tarikatı hengâmesi yaşanmıştı. Mücadelenin yaraları halkı vuran trajediyle birlikte şehir boyunca varlığını sürdürüyordu. Şehirde personel kaybını telafi etmek adına tamamen onarılması gereken [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/">Kısım V, Bölüm 81 – “Açgözlülüğün Kabını Dolduranlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/">Kısım V, Bölüm 81 – “Açgözlülüğün Kabını Dolduranlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>

<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity is-style-wide"/>





<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1987" height="1429" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-13.png" alt="" class="wp-image-6873" srcset="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-13.png 1987w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-13-1000x719.png 1000w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-13-768x552.png 768w, https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-13-1536x1105.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1987px) 100vw, 1987px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.pixiv.net/en/artworks/74024458"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Çevirmen: Clumsy</strong></p>



<p class="has-text-align-center"><em>Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.</em></p>



<p class="has-text-align-center">※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※</p>



<p>――Su Geçidi Şehri Pristella’da bir dizi Cadı Tarikatı hengâmesi yaşanmıştı.</p>



<p>Mücadelenin yaraları halkı vuran trajediyle birlikte şehir boyunca varlığını sürdürüyordu. Şehirde personel kaybını telafi etmek adına tamamen onarılması gereken pek çok iş mevcuttu.</p>



<p>Bu problemler hâlâ çözülmemiş olsa da işler rayına oturuyor, sıradaki adıma doğru geçiliyordu.</p>



<p>Bu şehirde Natsuki Subaru’nun kalbini acıtan pek çok problem de mevcuttu.</p>



<p>Bununla beraber, Cadı Tarikatının çekilişinin ardından şehri gözlemlerken bu sonuca biraz daha katkıda bulunabileceğini varsayabileceğini hissediyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hâlâ çözülmemiş bir sürü problem olsa da…”</p>



<p>Cadı Tarikatının, bilhassa Şehvet ve Oburluğun ardında bıraktığı yaralar muazzamdı.</p>



<p>Şehvetin Otoritesiyle bedenleri mutasyona uğrayan vatandaşların bedenleri, Emilia tarafından “Geçici Ölüm Hâline” sokulmuş şekilde şehrin derinlerindeki bir sığınakta uyanacakları anı bekliyordu.</p>



<p>Ve Oburluğun iştahının saldırısına uğrayan kişilerin çoğu kendilerini sonsuz bir uykuda bulmuş, uyanmalarını canı gönülden bekleyecek olan kişilerle aralarındaki bağ bile ellerinden alınmıştı.</p>



<p>Dönüşmüş vatandaşlar sorununa bir çözüm bulma işini ertelemek için bir yol teklif eden Emilia’nın ifadesi acılıydı.</p>



<p>Yerini yurdunu yitiren ve gidişattan ötürü çile çeken Julius’un acısı hayal edilemeyecek düzeydeydi.</p>



<p>En çok etkilenen kişiler olan şehir halkının kalplerindeki yaralardan bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu.</p>



<p>Herkes yaralıydı.</p>



<p>Ve o yaraları iyileştirmek için mümkün olan her şeyi yapmak Subaru’nun göreviydi…</p>



<p>Ve——</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hâlâ icabına bakmam gereken problemler var.”</p>



<p>Çözülmemiş son problemi çözmek adına başını salladı.</p>



<p>Yalnızca bu, Subaru’nun yapması gereken bir şeydi.</p>



<p>※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※　※</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Julius da bizimle gelecek.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Anlıyorum, öyleyse ben de daha sakin olabilirim.”</p>



<p>Çeşitli tartışmaları sonlandıran Subaru, konferans odasına dönmüş ve Anastasia tarafından karşılanmıştı.</p>



<p>Anastasia konferans odasındaki yuvarlak masanın etrafında kalan tek kişiydi. Ana konular üzerine yapılan tartışma birkaç saat önce gerçekleşip sonlanmıştı.</p>



<p>Katılımcıların bir kısmı çoktan hana dönmüştü, bir kısmıysa Pristella’dan ayrılma hazırlıkları içerisindeydi. Her hâlükârda yorucu bir gün olmuştu. O sert masanın etrafında oturup boş sığınağın karanlığında vakit geçirmeye lüzum yoktu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――Ne?”</p>



<p>Ancak Anastasia, birinin gelişini beklemek adına orada kalmıştı.</p>



<p>Subaru bunun gerçekleşeceğinden emin değildi. Ama onun burada olacağını belli belirsiz şekilde aklına getirmişti.</p>



<p>Sonuçta şu anda hiçbir yerde kendisini rahat hissedemiyor olmalıydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Böylece Pleiades Gözcü Kulesini hedefleyenler Emilia, ben ve Beako oluyoruz. Bir de seni ve Julius’u eklersek sayımız beşi buluyor.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“Yola çıkacakların sayısını hesap ederken bir hata yapmıyor musun? Sonuçta beş değil, altı kişiyiz. Kıymetli Echidna’mı unutursan sorun yaşarız.”</p>



<p>Boynunun etrafındaki kürkü açıp dans ederek yuvarlak masaya yerleştirdi. Beyaz tilki kürkü ise efendisinin zararsız oyununa bir oyuncak bebek misali itaat etti.</p>



<p>Tabii pek de öyleymiş gibi görünmüyordu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Unutmadım. ――Bu yüzden… beş kişiyiz.”</p>



<p><strong>Anastasia:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Sırtını konferans odasının kapısına doğru yaslayan Subaru, kürkünü çekmekte olan Anastasia’ya böyle söyledi.</p>



<p>Ve bu sözleri işiten Anastasia’nın gülümsemesi dondu. Zarif gülümsemesi eriyip gittikten sonra da yavaşça kafasını eğdi.</p>



<p>Kürkü dudaklarına götürdü, suratında gizemli bir ifadeyle…</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong> “Oh, bu tuhaf oldu. Ana olmadığımı nereden bildin?”</p>



<p>Anastasia’nın ses tonu bariz şekilde fark edilecek kadar büyük bir değişime uğramıştı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="605" height="858" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image.jpeg" alt="" class="wp-image-6874"/><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.deviantart.com/norvakkk/art/Re-Zero-Light-Novel-20-12-814864645"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p>Korkunç derecede dostane ve tanıdık bir sesti ama esas kısmı tamamen sahipsiz, boştu. Aynı ama kesinlikle farklı bir sesti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Gizlemek istiyorsan oyunculuğunu geliştirmelisin. Bildiğim kadarıyla Anastasia kesinlikle adayların en mantıklı ve gerçekçi olanı ama… senin gibi insanlıktan yoksun bir tavrı yok, konuşma şekli de böyle değil.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Ana’yı bayağıdır gözlemliyordum, yani onu taklit edebiliyor olmalıydım ama düşündüğüm gibi gitmedi. Bunu fark eden ikinci kişi oldun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İkinci kişi mi?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Al-kun da fark etti. Bana Cadı dedi, böyle acımasızca bir şeyi nasıl yapabildi ki?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu…”</p>



<p>Oldukça uygun bir tabirdi ve Subaru, Al’ı takdir etmişti.</p>



<p>Anastasia’nın Echidna’sı ve Cadı Echidna özünde farklıydı ama ilişkileri olmaması imkânsızdı, bundan yana hiçbir şüphe yoktu.</p>



<p>Belki de bu, yalnızca onun fark edebileceği bir şey olarak Al’ın sezgilerinin sonucuydu.</p>



<p>O da aynı Subaru gibi bir başka dünyaya çağrılmıştı. “Kıskançlık Cadısı”nın gücü diğer dünya çağrılarıyla bağlantılıysa Al da Cadıyla ilişkili olabilirdi.</p>



<p>Normal şartlarda onunla bu konuda biraz konuşmak isterdi ama――</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Her neyse, şu anda önemi yok. En önemli problem Anastasia’nın bedenini gasp edip kendinin yapmaya çalışan sensin.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“ ‘Gasp etmek’ kulağa bayağı sert geliyor. Şu anki durum ilk bakışta kötü olabilir, bu kadarı doğru ama yanlış yorumlamanın talihsiz olduğunu söylemek zorundayım. Gerçekten, acı verici.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu şekilde, durum bu değilmiş gibi konuşuyorsun.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Esasında sen göremesen bile durum bu, varsayımın doğru değil. Ben yalnızca Ana’nın bedenini ödünç aldım, bu kaçınılmazdı. Bunu yapmasaydım ikimizin de sonu gelecekti. Sonrasında da Ana’yı özgür iradem dışında bir kap olarak kullanmaya devam ettim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Çok uzun. Özetle?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bedenini ödünç almak güzeldi ama şimdi dışarı çıkamıyorum…”</p>



<p>Yani bu Echidna isimli kürke―― Bu vesileyle ona Eridna* diyecekti ama Eridna ile Echidna’nın bağlantısız olduğunu asla düşünmese de şu anki etkileşimlerinde Echidna’ya dair bariz bir iz algılayamıyordu.</p>



<p><strong><em>Ç.N: (</em></strong><em>Japoncada Eri “</em><em>襟”= atkı/kürk demektir. ‘dna’ kısmıysa Echi<strong>dna</strong>’dan geliyor.<strong>)</strong></em></p>



<p>Meseleleri orijinal Echidna’nın yaptığı gibi uzatıp dursa da… &nbsp;</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Şu an için hikâyeni dinlemeye çalışacağım.”</p>



<p>Sırtını kapıdan uzaklaştıran Subaru, Eridna ile konuşmak adına pozisyon aldı.</p>



<p>Kimliğini açığa çıkarttığı için onu hayatta bırakamazdı şeklindeki tuzağı tetikleme tehlikesinin ortadan kalktığı varsayılabilirdi.</p>



<p>Subaru yuvarlak masanın diğer tarafına oturarak Eridna’nın yüzüne baktı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“En baştan alalım, bedenini ödünç almak mı? Nasıl bir durum oluyor bu?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Basite indirgemek gerekirse varlığımı Ana’nın Odu’nun üzerine yazıyor ve onu özgürce ödünç alıyorum, durum bu. Bu şekilde Ana’nın bedenini gönlümce kontrol edebiliyorum, ayrıca Ana’nın başından beri kusurlu olan geçidini manipüle edebilip büyü de kullanabiliyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Başından beri kusurlu derken ne kastediyorsun?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Amma da meraklısın, haksız mıyım? Bir şeyler bilmeye yönelik açgözlülüğü anlarım, o yüzden seni suçlamayacağım ama bir başka kız ve bir başka ruh hakkında bu kadar çok şey bilmek istemen Emilia-sama ve Beatrice’ini kıskandırmaz mı?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Benim için endişelenmene ihtiyacım yok, hem kıskansalar bile her hâlükârda tatlı oldukları için sorun olmaz. Lafı gevelemeyi bırak da anlat hadi.”</p>



<p>Subaru masaya tatminsizce parmaklarını vururken Eridna omuz silkti. Ve kaldırdığı kürkü dikkatlice katlayarak “Ana…” şeklinde lafa girdi.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Kusurlu bir Geçitle doğmuş bir kız. Sanıyorum ki Geçidin atmosferden mana çeken ve bedene yayılmasını sağlayan bir organ olduğunu çoktan biliyorsundur ama Anastasia’nın manayı çekme yetisi pek iyi değil. Kronik mana yetersizliğinden mustarip biri. Sen kimden bahsettiğimi biliyor olmalısın ama manayı dışarı salamama gibi bir kusuru olan biri de var.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum, ayrıca kimden bahsettiğini de bilmiyorum.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Oh gerçekten mi? Bu beklenmedikti. Bu arada, manayı dışarı salamama kusuruna sahip kişi Kılıç Azizinin neslinden gelen kişi. Gerçi onun durumunda çektiği miktar olağandışı olduğu ve fiziksel kabiliyetine eklendiği için ortada gerçek bir hasar yok.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Reinhard mı?”</p>



<p>Subaru Eridna’nın sözleri karşısında şaşkınlık içerisinde kaşlarını kaldırdı. Ama bir kez daha düşününce Reinhard’ın zamanında bu tarz bir şeyler söylediğini anımsar gibiydi.</p>



<p>Reinhard büyü kullanamıyordu, ondan üstün olduğu tek yön buydu.</p>



<p>Ama bunun yerine Geçidinin mana çekme gücü yoğundu―― Demek Beatrice de dahil olmak üzere ruhlara yaklaşmasının kötü olma nedeni buydu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ehh, büyü yapamıyor diye uzun mesafeye saldırma yolları yok değil. En başta rakibini yalnızca kılıcının baskıyla mağlup etse bile şaşırtıcı olmaz, yani bu bana bir dezavantajmış gibi gelmiyor. Ama hadi, biz Anastasia’dan bahsedelim…”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Rol yapmaya çalışmıyorum ama bildiklerim hakkında konuşmak istemek gibi bir alışkanlığım var. Neyse, konuşmaya dönelim… Doğru, Ana’nın yapısını konuşuyorduk. Ana’nın Geçidinin mana çekme fonksiyonu gelişmemiş ve iyi işlemiyor… Bu yüzden yalnızca başlangıçta bedeninde var olan manayı çekerek büyü yapabilir. Bitkin düşerse de yaşam kaynağı olan Odu’nu kullanmak zorunda kalır. E ben de onun böyle bir delilik yapmasına izin veremem, değil mi? İşte bu yüzden Ana büyü kullanamıyor.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ama senin onun bedenini ödünç alarak büyü kullanabiliyor olman çok anlamsız. Başlangıçta bedeninde var olan mananın kıtlığı gerçeği değişmiyor. Yoksa sen cüzi miktarda Manayla yetinebiliyor musun?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sessiz kalma, cevap ver.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“En başta canına zarar vermeden o canı kurtarmam mümkün olmazdı, başka şansım yoktu. Ancak Ana ile bu konuda yaptığımız tartışma sona erdi. Senin gibi bu konuyla hiçbir ilişkisi olmayan birinin herhangi bir yorum yapmaya hakkı yok. Sen de Beatrice’le arandaki kontratla ilgili bir şeyler söylememi istemezdin, değil mi?”</p>



<p>Tam isabet yapmıştı.</p>



<p>Subaru ve Beatrice’in ilişkisi de kontratları da yalnızca onlara aitti.</p>



<p>Başkalarının müdahale etmesini istemez, bunu yapsalar bile onları reddederdi.</p>



<p>Anastasia ve Eridna aynı şartı iddia ederken de hiçbir şey söyleyemezdi.</p>



<p>Kontrat sahibi ve ruh arasında, başkaları tarafından rahatsız edilmemesi gereken mutlak bir bağ bulunurdu.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bu meselede Ana’nın bedenini hür iradesi dışında ödünç aldım, sonuçta acil bir durumdu. Bir Günah Başpiskoposunun Belediyeye geldiğini biliyorsun, değil mi? Onu püskürtmek için Al-kun ve benim tüm gücümüzü kullanmamız gerekliydi. Baskı altında bir karar vermem gerekliydi.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ve şimdi de bedeninden dışarı çıkamıyorsun?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Evet, mevcut sorun bu…”</p>



<p>Subaru’nun endişeli kelimeleri karşısında Eridna, ellerini çırparak gülümsedi. Görünüşü Anastasia’ya ait olsa da gülüşü farklılıklarını bariz şekilde sergiliyordu.</p>



<p>Ne tuhaf şey diye düşündü Subaru, ama o düşünceyi anında geride bıraktı.</p>



<p>Nihayet konuşmaları ana soruyu ele almak üzereydi.</p>



<p>Subaru’nun önündeki Eridna, Anastasia’nın ince göğsüne dokundu.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Ana’nın bedenini bu şekilde ödünç aldığım ilk sefer değil. Çok fazla sefer de olmadı tabii. Ana ile aramda resmi bir kontrat yok. Bu da onun Geçidiyle ilgili problemden kaynaklanıyor, ona daimî bir yük bindirmek istemedim. Gerçi ruhlar arasında cüzi enerji tüketimiyle gururlanabilen biriyim. Yalnızca ortamda bulunmak için kontrat sahibinin manasına ihtiyaç duymuyorum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Anlıyorum. Beako’m günde üç defa elimi tutmak istiyor.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Muhtemelen iki seferi yalnızca elini tutmak istediği içindir. Her şey yakınlıkla alakalı―― Neyse, konuşmamıza dönersek, Ana’nın bedenini bu şartlar altında ödünç aldığım pek fazla sefer olmadı. En fazla dördüncü veya beşincidir. Onunla ilişkimse neredeyse on bir yıldır devam ediyor, yani çok da şaşırtıcı olmamalı, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ehh, kim bilir? Her iki yılda bir gibi bir sıklıktan bahsediyorsun, gribe yakalanma sıklığı da bu düşüklükte değil mi?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Ağır oldu.”</p>



<p>Diyen Eridna, tam da Subaru’nun tanıdığı Cadınınkine benzer bastırılmış bir kahkaha attı. İşte o anda Subaru, Echidna’nın dublörü gibi görünen bu Anastasia figüründen korkar hâle geldi.</p>



<p>Echidna’nın varlığı Subaru’nun içinde kaybolmayan bir ağırlık bırakmıştı. Eğer mümkünse Beatrice yüzünden onu bir daha asla görmemek isterdi.</p>



<p>Üstüne üstlük gerçek Anastasia’nın kaybolduğunu bilmek Julius’un canını çok acıtırdı. Bundan da kaçınmak isterdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Öyleyse, ne oldu, grip kadar can sıkıcı olan Echidna-san?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Ne gribinden bahsettiğini bilmiyorum ama her hâlükârda fazla tecrübem yok. Yani herhangi bir emsal olmadığı için bunun neden yaşandığını da bilmiyorum… Bilincimi Ana’nın bedeninden ayıramıyorum. Sonuç olarak Ana, Odu’nun derinlerinde uykuda.”</p>



<p>Eridna konuşması esnasında bahsettiği Od kendi içindeymiş gibi göğsüne dokundu ve sonra da masanın üzerinde yatmakta olan kürke baktı.</p>



<p>Eridna’nın bilinci Anastasia’nın içerisinde olduğu sürece o kürk gerçekten bir tilki kürkünden ibaret olacaktı ama…</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Konferans odasında kuklacılık işini bayağı iyi hallettim, değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Görünüşünün etkisine kanan pek çok kişi oldu. Gerçi benim dışımda bir tuhaflık olduğunu düşünen birkaç kişi daha vardı…”</p>



<p>Ya da Subaru öyle düşünüyordu.</p>



<p>Belki de o tuhaf hissiyata kapılan tek kişi, Yapay Ruhlara aşina olan Subaru’ydu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“O noktada fark etmemiş olsalar da onunla yakından ilişkili olanlar senin Anastasia olmadığını anında anlayacaktır.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Ama bunu yalnızca onunla yüzeysel ilişkileri olan sen ve Al-kun anladınız. Bu Ana taklidimin iyi olduğu anlamına gelmez mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“An itibarıyla Ricardo ve kediler kendi problemleriyle meşgul. Julius da öyle.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Bu sözler karşısında Eridna’nın gözleri kısıldı.</p>



<p>Subaru bu tepki karşısında şüpheli bir surat ifadesine bürünürken ise anında iç çekerek,</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Sonuçta Julius Ana’nın Şövalyesi, değil mi? Konferans odasındaki konuşmanın akışından anladığım kadarıyla büyük ihtimalle… Oburluk Otoritesi tüyler ürpertici. Benim anılarımı bile çalmayı başardı, hâlbuki benim norm dışı bir varlık olmam gerekiyordu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sen… Anastasia ile ne yapmak istiyorsun?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“――?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Dürüst olmak gerekirse Anastasia’nın bedenini isteyerek mi istemeyerek mi gasp ettiğin konusunda konuşsak bile bu konuda yapılabilecek hiçbir şey yok, o yüzden seni zorlamayacağım. Şunu net olarak söyleyeceğim, durum böyle değil desen bile sana inanmak için hiçbir dayanağım yok ama…”</p>



<p>Anastasia’nın bedenini geri veremeyeceği düşüncesi… kabul edilemezdi.</p>



<p>Bu, “Şövalyelerin En İyisi” için umutlarından birini yitirmek anlamına gelirdi.</p>



<p>Bir adayın ruhani ölümü―― Kraliyet Seçimi savaşında bunu kullanmak istemezdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“O kişiyi normale döndürme çabasından vazgeçmeyeceğim, Echidna.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“İçin rahat edebilir. Ana’nın bedenini ele geçirip onun yerine yaşayabileceğimi düşünecek kadar kibirli değilim.”</p>



<p>Kararlılıkla hareket eden, öfkeli Subaru ile yüzleşen Eridna karamsar bir şekilde böyle söyledi. Ve mutsuz bir ifadeyle Anastasia’nın küçük, ince bedenini kucakladı.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bilirsin ya, Ana’dan hoşlanıyorum. Onun yanında kontratsız hâlde geçirdiğim onu aşkın yıl yalnızca gözlemleme arzumun sonucu değildi. Bunlar doğru hisler mi bilmiyorum ama bir gardiyanın veya bir aileninkine benzer hisler taşıyorum, bunun da farkındayım. Eğer mümkünse onun iyi ve her şeyden öte mutlu olmasını isterim.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p>Eridna her zamanki gibi akıcı ve kayıtsız konuşsa da konuşması ve kendisini içerisinde bulduğu narin bedene dokunması esnasında sergilediği manzara, ilgili olduğunu gösteriyordu.</p>



<p>Aynı Puck’ın Emilia’ya, Beatrice’in Subaru’ya sevgi ve ilgi beslemesi gibi Eridna da Anastasia’ya aynı hisleri besliyor olabilirdi.</p>



<p>Eğer öyleyse…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Öyleyse Bilgeyi görmek istemenin esas sebebi bu.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bu senin bakış açın. İsimleri Oburluk tarafından yenen kişiler umurumda değil. Ben yalnızca Ana’ya bedenini geri vermenin bir yolunu öğrenmek istiyorum. Bu yüzden bu uğurda senden de faydalanacağım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bilgenin bunun için bir yol bilmesinin garantisi var mı ki?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Garantisi yok. Ama söz konusu her şeyi görebildiği ve bildiği söylenen bir Bilge ise bir şans var demektir. Ben de bunu yapabileceği düşüncesine kumar oynayacağım, hepsi bu.”</p>



<p>Subaru’dan Eridna’nın sağlam kararlılıkla yüklü sözlerinin aksini iddia edecek bir yanıt gelmedi.</p>



<p>Hiç şüphesiz ki vardığı sonuç, korkunç derecede bencilce ve benmerkezciydi. Ancak Eridna da kendi Eridnaca yoluyla hedefine ulaşmaya çalışıyordu.</p>



<p>Bu yüzden Subaru’nun teyit etmesi gereken şey…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Gerçekten Pleiades Gözcü Kulesindeki Bilgeye ulaşmanın bir yolunu biliyor musun?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Tabii ki.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Geçmişe dair hiçbir anım yok diyen bir karakter tanımına sahip olmalısın. Peki senin gibi biri neden Gözcü Kulesine gitmek için başka hiç kimsenin bilmediği bir yol biliyor ki? Hiç mantıklı değil.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bildiğimi biliyorum işte. Bunun için bir dayanak sunmamı istemen can sıkıcı ama neyse. İlla da o kelimeleri süslemek istiyorsan oraya gitmek kaderde var diyebilirim, sanırım.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Kader mi? Kimin belirlediği kader?”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Yaratıcımındır, belki de.”</p>



<p>Eridna’nın yanıtı ulviydi ama Subaru’ya kalırsa verilebilecek en kötü yanıttı.</p>



<p>Bahsettiği Yaratıcı Echidna ise Gözcü Kulesine gitme yolunu Ruhun anılarına işleyen kişi yalnızca Echidna olabilirdi.</p>



<p>Bu da demek oluyordu ki Pleiades Gözcü Kulesinde Echidna’yla ilişkili bir şeyler vardı.</p>



<p>Tabii ki bu da Subaru’da Bilge’nin bildikleriyle ilgili belirgin bir beklenti ve kötü bir önsezi doğuruyordu.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Acaba, seni ikna edebildim mi?”</p>



<p>Eridna belli bir sonuca varmış hâlde sessizliğini koruyan Subaru’yu bu şekilde sorguladı.</p>



<p>Anında kabullenip kabullenmeme konusunda tereddüt eden Subaru ise uzun, derince bir iç çekti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Tamamen ikna olmuş değilim ama hiç değilse anlıyorum. Kendince hedeflerin ve yapman gereken şeyler var ve bizim kendi amaçlarımıza engel olmuyorlar.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Aynen öyle. İkimizin de Bilgeye sorması gerekenler var. Bu yüzden o soruların yanıtlarını almak adına iş birliği yapacağız. Bunda hiçbir tuhaflık yok.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Kes şunu. Bunu söylediğin anda üstünkörü hâle geldi.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bayağı sert oldu.”</p>



<p>Anastasia formundaki Eridna ile konuşmaya devam etmek delilik olacakmış gibi görünüyordu.</p>



<p>Her hâlükârda Pleiades Gözcü Kulesi yolculuğunda birbirlerine eşlik etmek için çokça vakitleri olacaktı. Gözcü Kulesinin bulunduğu Augria Kum Tepeleri dünya haritasının doğu ucundaydı―― Uzun bir yolculuktu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sana yavaş yavaş alışıyorum, o yüzden bana biraz daha vakit vermelisin.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Hoşuna gitmese de sıkıntı yok. Gerçi Natsuki-kun o tatlı kızların etrafındayken çok soğuk davranıyor. Duygularımı incitiyorsun. Taaaanrım.”</p>



<p>Kürkü boynunun etrafına saran Eridna, Anastasia’nın tavrını bu şekilde taklit etti.</p>



<p>Sahiden de bayağı başarılı bir performanstı ama…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“ ’I’ harfini tonlama şeklin yanlış. Ayrıca Kansai aksanın fazla pürüzsüz. Kararagi’den tanıdıklarıma kıyasla özgünlük eksikliği çekiyor.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Özgünlük mü?”</p>



<p>Son derece küçük bir farklılıktı. Eridna Subaru’nun söylediklerini doğrulamak adına bu kelimeyi tekrarlarken en nihayetinde pes etmişçesine iç çekti.</p>



<p>Subaru’nun cephesinde, Eridna’dan teyit alınması gereken hiçbir şey kalmamıştı. Ve Anastasia’nın bedenini geri vermesi de Pleiades Gözcü Kulesindeki Bilgenin tavrına bağlıydı.</p>



<p>Ancak…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Julius’a… ya da başka herhangi birine Anastasia’nın bedenini ödünç aldığını söyleme.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“…Umurumda olmaz ama Natsuki-kun’dan bu talebi beklemiyordum.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hâlihazırda karman çorman olan bu durumda gereksiz bir hengâme daha yaşanmasını istemiyorum. Ayrıca senin kim olduğunu ve bu teklifte bulunanın Anastasia olmadığını öğrenirlerse Ricardo ve diğerleri bu işe anında karşı çıkabilir. Gözcü Kulesine gidemezsek canım fena sıkılır. Bencilce olsa da durum bu.”</p>



<p>Ricardo, Mimi ve diğerlerinin Anastasia’nın bedeni konusunda tedirginliğe kapılıp onu durdurmaları gibi bir olasılık söz konusuydu.</p>



<p>Bu durumda problemlerine mükemmel bir çözüm sunmasına rağmen Gözcü Kulesi yolculuklarından vazgeçmeye zorlanabilirlerdi. Bu da otoritelerin kurbanlarını kurtarmak isteyen Subaru ve grubu için bir problem olurdu.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Oburluk ile Şehvet kurbanları ve tabii Anastasia ile senin arandaki mesele Bilge tarafından çözülebilirse harika olur. Her şey yolunda giderse Ricardo ve diğerleri sonradan şikâyet edemez. Yo, şikâyet etseler bile onları dinlemem.”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Hoshin’in dediği gibi, “Hesap defterleri er ya da geç denkleşir.””</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hoshin-san’a bu konuda katılıyorum.”</p>



<p>Kendisiyle aynı yerden gelmiş olabilecek Hoshin’den beklenildiği üzere iyi şeyler söylemişti.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“İyi öyleyse.”</p>



<p>Böylece tartışmaları şimdilik sona ermişti.</p>



<p>En kötü senaryoda Eridna Anastasia’nın bedenini kullanma niyetini taşıyabilir ve Pristella’daki son savaş da buna fırsat yaratmış olabilirdi; yaşananın bu olmaması Subaru’yu rahatlatmıştı.</p>



<p>Başlı başına bu sebepten, tam da o anda, gardını indirmiş olan Subaru’ya bir soru yöneltildi.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bu arada, Natsuki-kun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hmm?”</p>



<p>Subaru tam da kapıya uzanıp konferans odasından çıkmak üzereyken etrafında döndü.</p>



<p>Hâlâ masadaki sandalyesine eğilmiş hâlde olan Eridna ise kafasını aynı Anastasia gibi sevimli bir şekilde Subaru’ya doğru eğdi.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“――Başka biri var, değil mi? Bilgeye geri getirme yolunu sormak istediğin başka biri var.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Öyle ya da böyle Pristella’da benzer semptomlarda insanlar var, haksız mıyım? En iyisi nasıl normale döndürüleceğini çözmek için bu semptomları gösterenlerden birini yanında götürmek olur.”</p>



<p>Eli hâlâ kapının kulpunda olan Subaru’nun boğazı tıkandı, nefesi donakaldı.</p>



<p>Eridna ise ifadesi katılaşmış, gözleri irileşmiş olan Subaru’ya yeniden kayıtsız bakışlarını atmaya başladı.</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Ne yapmak istersin? Bu tamamen sana kalmış, Natsuki-kun.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ben…”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Her hâlükârda Uçbeyi Mathers’ın Köşkünde duracağız, haksız mıyım? Augria Kum Tepeleri yolculuğu için hazırlık yapmazsak Gözcü Kulesine varabilmek için gerekli onayı alamayız. Biz bunu yaparken senin uyuyan güzelin de orada olacak.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――――”</p>



<p><strong>‘Anastasia’:</strong>&nbsp;“Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Herkesi kurtaracağız, mesele yalnızca ilk kurtulanın kim olacağı… Natsuki-kun’un böyle bir lükse müsaade etmesinde sakınca yok.”</p>



<p>Eridna’nın kayıtsız sesi her nedense Subaru’ya korkunç derecede şeytani bir ayartma gibi gelmişti.</p>



<p>Onun ne söylemeye çalıştığını anlıyordu. Ve hiç şüphesiz ki bu söylenenlere uymak istiyordu ama bu teklifi anında yanıtlayamamıştı. &nbsp;</p>



<p>Tabii bunun sebebi――</p>



<p><strong>???:&nbsp;</strong>“Subaru!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――Hık!”</p>



<p>İsmiyle çağrılan Subaru, şaşkınlık içerisinde kafasını kaldırdı.</p>



<p>Emilia ve Beatrice, nefesi boğazında takılıp kalan Subaru’nun karşısına dikilmişti. Subaru’nun tepkisi karşısında ikisinin de gözleri irileşirken Emilia kafasını eğip “Mesele nedir?” diye sordu.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Gidip Julius-san’ı göreceğini söylemiştin… Böyle söylemiştin ama hastane koğuşunda olmadığını görünce endişeye kapıldım. Ne yapıyordun?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yoo, hiçbir şey yapmıyordum aslında… Bilirsin ya, o herifin uzun suratını daha fazla görmeye katlanamadım. Yani atmosfer değişikliğinden ziyade manzara değişikliğiydi.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Gerçekten mi? Bana kalırsa Julius’un yakışıklı bir suratı var…”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Emilia-tan da mı öyle düşünüyor?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Ah, ama, Subaru’nun suratı da harika, bence iyi bir surat. Bilirsin ya, hani baka baka daha çok beğenir hâle geliyorsun ya da neyse, hı hı, öyle bir şey işte.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Son kısım çok acı vericiydi!”</p>



<p>Emilia rahatsız bir şekilde kendi cümlesini düzeltse de kendisini anlatma şekli başlı başına bir meseleydi. Subaru acı bir gülümsemeyle omuzlarını düşürdü. Bu esnada Emilia’nın yanında sessizce dikilen Beatrice’in aklından başka şeyler geçiyordu.</p>



<p>Beatrice Subaru’nun ardındaki sığınağa doğru bakıyordu. Subaru’nun orada yaptığı konuşmayla ilgili bir kuşkuya kapılmış gibiydi.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Subaru, tehlikeli bir şey yapacaksan Betty’i çağırmalısın, sanırım. Seni bir başına bırakırsam ve tehlikeye düşersen Betty bir başına kalır, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu her zaman senin için hissettiğim şefkat işte. Çok tatlı olduğun için sürekli şeker araklamaya çalışan çocuk bir hırsızının seni kaçırmasına ne kadar kaldığını düşünüp tedirgin oluyorum.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Betty öyle ucuz görünümlü bir ruh değil, sanırım! Benimle dalga geçme!”</p>



<p>Oldukça öfkelenen Beatrice Subaru’ya yaklaşarak tokat üstüne tokat atmaya başladı. Bu sırada Subaru, şaşkın bir “Fuaaaah” sesi eşliğinde Beatrice’i kollarına attığı gibi Emilia’ya doğru ilerledi.</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“B-Bırak beni, indir beni, sanırım! Ah, ama, kaydırmadan indir, doğrusu.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bu bayağı zor, o yüzden şimdilik böyle kalmak zorundasın.”</p>



<p>Beatrice’in bedeni hafif ama tuhaf bir şekilde sıcaktı. Çocukların daha yüksek vücut sıcaklığına sahip olduğu şeklinde genel bir inanış vardı ama Beatrice de mi küçük bir kız görünümüyle aynı şeye tabiydi? Bir ruh olmasına rağmen?</p>



<p>Bu sırada yanında durmakta olan Emilia, bu düşünceyle buruk bir şekilde gülümseyen Subaru’nun yüzünü izliyordu. Subaru ise onun kendisine diktiği gözleri karşısında “Ne oldu” diye sorarak…</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Beako’yla oynamam o kadar mı olağandışı?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Hayır. Geride kalan bu yıldan sonra olağandışı olmaktan çıktı ama… Senin şu anda büründüğün endişeli surat ifaden geride kalan yıldan sonra bayağı olağandışı.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“――Öyle mi? Her şeyin çok iyi olduğunu söyleyemesem de problemlerin çoğu çözüldü ve bana kalırsa şimdi de yüz kaslarım yeterince rahata ermiş olmalı, öyle bir şey işte.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Öyle diyorsan sana inanırım ama…”</p>



<p>Emilia, yanaklarını lastikmiş gibi şekillendirmeye çalışan Subaru karşısında uzun kirpikli gözlerini yere indirdi. Sonra da yarıda bırakmış olduğu cümleye yavaşça devam etti.</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Yapacağın şeye karar verdiğinde mutlaka beni de bilgilendir. Ve ne yaparsan yap yanıt bulamazsan bana danıştığından emin ol, tamam mı? Bana bu sözü vermen hoşuma gider.”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bir söz, ha?”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Evet, Subaru’nun tutmakta iyi olmadığı cinsten bir söz. Ama o sözleri vermekte iyisin, sence de öyle değil mi?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Vuaa, Emilia-tan’dan beklenmedik derecede fena kelimeler.”</p>



<p>Geçmişte verdiği sözlerin sonuçları yüzünden Emilia’dan sert bir değerlendirme almıştı.</p>



<p>Derken Emilia, yüzünde belli belirsiz bir sırıtışla serçe parmağını kaldırdı. Bunu gören Subaru da Beatrice’i anında omzuna asıp onun “NE YAPIYORSUN SEN, SANIRIM?!” bağırışı eşliğinde kendi serçe parmağını Emilia’nınkiyle birleştirdi.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Serçe parmak sözü, sözünden dönenin gözü kör olsun. Gözüme bin iğne saplansın.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Sözünden dönenin gözü kör olsun.”</p>



<p>Böylece parmaklar birbirinden ayrıldı.</p>



<p>Ve parmağı hâlâ havada olan Emilia, Subaru’ya sırıtarak,</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Subaru, toplamda kaç iğne gerekecek?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Ehh, on bine ulaşacağını sanmıyorum.”</p>



<p><strong>Emilia:</strong>&nbsp;“Öyleyse gerçekten on bine ulaşmayacaklarından emin ol, tamam mı?”</p>



<p>Subaru, Emilia’nın duayı andıran sözlerini kısa bir “Hı hı” ile yanıtladı.</p>



<p>Emilia’nın bu yanıtla mutlak bir güvene kapılması―― muhtemelen imkânsızdı. Daha en başta söz vermeyi bile planlamamıştı.</p>



<p>Bu yüzden verdirdiği söz, Subaru’ya bir uyarı teşkil ediyordu.</p>



<p><strong><em>‘Anastasia’:</em></strong><em>&nbsp;“――Natsuki-kun’un böyle bir lükse müsaade etmesinde sakınca yok.”</em></p>



<p>Eridna’nın son ayartışı yeniden zihninde belirmişti.</p>



<p>Peki Subaru böyle bir lükse müsaade edebilir miydi, bunu gerçekten yapabilir miydi?</p>



<p>Bunu yapma iznini ona kim verirdi? Ona, böyle şeylere bel bağlayan ona.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Bir yanıt bulacağım. ――Malikâneye dönene dek kesinlikle bulacağım.”</p>



<p>Yine de Cadıyla aynı ismi taşıyan birinden beklenecek bir şeydi bu.</p>



<p>Doğrusu insanların en güçsüz yanlarından faydalanmak onun en güçlü yanıydı.</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Sahiden ne iğrençlik…”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Az önce bir şey mi dedin, sanırım?”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Yo, seni taşıma şeklimle Beako’nun poposuna dilediğimce dokunabilir veya şaplak atabilirim diye düşünüyordum.”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“KYAAA, DOĞRUSU! B-Bırak beni, sanırım! Beni yere indir, doğrusu! Yavaşça ve kibarca, bir çiçeğe hayranlık beslercesine, sanırım!”</p>



<p><strong>Subaru:</strong>&nbsp;“Hahahaha”</p>



<p><strong>Beatrice:</strong>&nbsp;“Kahkaha atarken kalçalarıma vurmayı kes, doğrusu!!――”</p>



<p>Beatrice omzunun üzerinde yaygara koparırken Subaru, önüne geçen ince bedenin peşine takıldı. Sıklıkla yüzünü geriye döndüren Emilia da onlara katılmak istermiş gibi görünüyordu.</p>



<p>Evet kutsanmıştı, evet kurtarılmıştı.</p>



<p>Ama buna rağmen keşke o da burada olsaydı diye düşünüyor, kendi Açgözlülüğüne hayretler ediyordu.</p>



<p>İşte böylece Natsuki Subaru’nun Su Geçidi Şehri mücadelesindeki perde indi.</p>



<p>――Ve sonra da gözler sessizce Kum Kulesine açılan sıradaki hikâyeye çevrildi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="605" height="857" src="https://www.rezeroturkce.com/wp-content/uploads/2026/03/image-1.jpeg" alt="" class="wp-image-6875"/><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.deviantart.com/norvakkk/art/Re-Zero-Light-Novel-20-13-815127426"><strong>Görsel Sahibi</strong></a></figcaption></figure>
</div>


<p class="has-text-align-center">△ △ △ △ △ △ △</p>



<p>#Ve biz de nihayet Pristella Şehri hikâyemizi sonlandırıp arc 5’e hoşça kal diyebiliyoruz. Anastasia ile büyük bir bağım olmasa da bedenini geri alabilmesini isterim. Şehirdeki herkesle birlikte Rem’in normale dönmesini çok isterim. Her şeyi biliyor ve görüyor olduğu söylenen bir Bilgeyle tanışmayı da çok isterim. E hepsinin ucu uzun, tehlikeli bir yolculuğa çıkıyorsa bizlere de gözlerimizi o yolculuğun hikâyesine çevirmek düşer. Yeni arcta tekrar görüşmek üzere!</p>
<p><a href="https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/">Kısım V, Bölüm 81 – “Açgözlülüğün Kabını Dolduranlar”</a> başlıklı yazı önce <a href="https://www.rezeroturkce.com">Re:Zero Türkçe ile Novel Oku, Manga Oku, Anime İzle Ücretsiz</a> sitesinde yayımlandı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.rezeroturkce.com/ana-hikaye/kisim-5/bolum-81-acgozlulugun-kabini-dolduranlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
